1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Sen hiç güneş gördün mü?
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sen hiç güneş gördün mü?

A+A-

Yalan mı bilmem?

Söylenenler,

yazılanlar,

duyulanlar,

yaşananlar gibi olsaydı eğer;

"Yarınlar hep güzel olacaktır denir,

peki ya bu günler

dünkü yarınlar değil midir?"

der miydi,

umudun baharında

ve bir yasemin çiçeği saflığında,

yalnızlığın randevusuna geç kalmış

keşfedilmeyi bekleyen

bir şair?

***

Arif Albayrak’ın dizeleri ne de güzel anlatıyor halimizi…

Gerçekleri görmeyip, yarınlara odaklanarak yaşıyoruz. Oysa bugünler değil midir, yarınların taahhüdü.

"Yarınlar hep güzel olacaktır denir, peki ya bu günler dünkü yarınlar değil midir?"

O halde neden bu yarınlara odaklı yaşamımız Kıbrıs’ta. O halde neden hiç o yarınların gelmeyişi acaba…

Nereye kadar dünü karalayarak ve yarını bekleyerek tüketiyoruz ömürlerimizi?

Hep suçu başkasında arayarak enerjimizi harcamak daha nereye kadar tatmin edecek ve teskin edebilecek bizleri?

Daha ne kadar bekleyeceğiz Kıbrıs’ta geleceğimizi kurmanın yolunun bugünü önemsemekten geçtiğini anlamak ve anlatabilmek için?

Sorumluluk almaktan kaçarak devam etmenin hiçbir işimize yaramadığının farkına varabilsek. Ah varabilsek hele...

Enkaz devraldık politikası ile; ve geleceğe popülist ümitler pompalayarak sadece kocaman bir boşluk yaratmak dışında ne yapıyoruz diye hiç düşünmez miyiz? Yargılamak yerine sorgulamanın daha doğru olacağını; geçmişin utancını geleceğin bilinmezlikleri içinde koskoca bir kara delik misali karıştırmak ne getirdi bunca zamanda bizlere.

Kıbrıslı Türkleri kara delik içinde boğmak; Lefkoşa Türk Belediyesini ve belediye çalışanların o kara deliğin bilinmezliğine atmak ve sonra yarınların güzelliği için bugünkü zorlukların yaşanması gerektiği martavalını okuyabilmekten nasıl oluyor da hala vazgeçemiyoruz.

Yarınların bir türlü güzel olmadığının, yarına giden yolun da bugünden geçtiğini akıl etmek bu kadar güç olmamalı. Gözlerimizi karartan, o gerçeği görme mize engel olan perdeleri kaldırın artık gözlerinizin önünden.

***

Yürüdüğümüz sokaklar kirli diye sokağa atacağım çöpün hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünecek kadar duyarsızlaşmak neden? Sorumluluğu ya geçmişe ya da geleceğe atıp, bugünü hiçe sayarcasına yaşamak neden? Kendimizi bu derece önemsememek neden?

Ellerinde şimdi imkânı tutanlar neden geleceği koyarmış gibi görünüyorlar birinci sıraya şimdi dururken? Ellerindeki yetkilere rağmen geleceğe dair temenniler belirterek, şimdi suya sabuna dokunmak istemediklerini, ihtiyaçlarımızı ertelettiklerini nasıl anlatmalıyız anlamak istemeyenlere?

Farkında değil gibiyiz hiç kimsenin aslında net olarak ne yapacağını söylemediğinin sanki… Ne yapacağını söylemeyi bir yana bıraktım, neyi ne için yaptıklarını bile söylemiyorlar aslında. Sadece yarının güzel olacağını ve hatta yarının güzel olması için çalıştıklarını söylüyorlar.

Ama dün de bunu söylüyorlardı ve belki fark etmiyoruz ama bugün de dünün yarını! Hala güzellikler içinde olamadığımıza göre, yarınların güzel olmadığını söylemek çok yanlış olmaz!

Seçim meydanları dışında idealist bir şeyler duymayalı; saldırmak dışında açık açık sorunların sözü edilmeyeli çok oluyor.

Oysa herkes aynı yurt için çabalıyorsa, niye ortak bir güzellikte buluşulamıyor?

***

Bir kaos ortamındayız. Ve sıkıldık… Neyi çözüyor bu kaos ortamı? Bile bile yaratıldığından kuşkum olmayan bu kaos bize hizmet etmediği halde sürüyorsa, kimin hizmeti için yarınımı güzelleştiremeyeceğinden artık emin olduğum bu oyun?

Biliyor musunuz ki o kirli sokakta ben, benim çocuğum, benim eşim dostum yürümekte… Sokağın kirliliği görüntüsüyle, hijyeniyle ve sağlıksızlığıyla herkes kadar beni de ilgilendirmiyor mu? Ve seni?

Biz komşusu açken tok uyumayı kendisine ayıp sayan bir toplumun mirasççıları değil miydik? Ne oldu da karnımızı tıka basa doyururken, aç açına uyuyamayan bebeklerin acıklı haykırışlarından kendimize zevk çıkarır olduk? Hangi ara yabancılaştık birbirimize, dünümüze ve yarınımıza?

Geçen zaman içerisinde sadece laf dalaşması ve dedikodu, yalanlar ve çatışmalar dışında hiç bir şey de üretemez olmaya hangi ara başladık biz?

Nedir bizleri gerçekleri görmekten alıkoyan?

Mevcut koşullar içinde en iyisini nasıl yapacağımız, tıkanmış ve çürümüş sistemin içerisinde bir filiz aramamıza engel olan nedir?  Bu depresif, sıkıntılı ve umutsuz ruh halimizde, bu gelenekselleşmiş şikayet alışkanlıklarımızın ortadan kaldırmaktan bizi alıkoyan nedir?

Laf ve şikâyet yerine çözüm ve çaba üretmek için ne bekliyoruz?

Zaman içinde eksikliklerimizi tamamlamaya, herkesin sahip  olduğu güzel şartlara sahip olmamıza engel sadece kendimiz değil miyiz son tahlilde?

Pek çok çileyi hayatına sığdırmış şu Kıbrıslı Türklere baktığımızda onların mükemmel şartlardan gelmediklerini inkâr etmiyorum. Hatta son derece zor yaşam koşulları bizler için hep ileriye gitmekte bir motivasyon aracı olmadı mı?

Peki, ne oluyor da bugünlerde hayatı kendimize bu kadar karmaşık ve zor hale getirmekte ısrarlıyız?

***

Ben Kıbrıs’ın içinde, kendimi adeta bir çukurun içinde hissetmekten kurtaramıyorum kendimi.

Dağın arkasını merak ederek, güneşi merak ederek ya da ufku göremediğimizden şikâyet ederek hiçbir yere varamayız.

Güzel günlerin hangi dağın arkasında olduğunu sorgulamak yerine, önümüzdeki dağları aşmak artık günümüzde çok zor değil ki!

Kafamızı kaldırmadan ufuk çizgisini görememek, güneşe bakamadığını iddia ederek güneşi görmezden gelmek pek de dürüstçe gelmiyor bana… Oturup halimden şikayet etmemin bana ne faydası olacak?

Birbirimizle kavga ederek de hiçbir yere varamayız birbirimizi inkar ederek de…

Artık bildiğim tek bir şey var ki; yarınlar güzel olabilir, güzelliklere bugünden başlarsak…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.