1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Sendikacılık ve siyaset üstüne…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sendikacılık ve siyaset üstüne…

A+A-

Sarsıcı elektrik ve telekomünikasyon grevleri dolayısıyla sendikal hareketimizin de eleştiri oklarını çektiği bir süreçten geçiyoruz. Bu konuda medyamızda olduğu kadar halkımız arasında da yığınla yorum yapıldı. Bir sendika başkanımızın hoşlarına gitmeyen medya yorumlarına ilişkin tepkisini ekranlardan izlerken gerçekten üzüldüm. Sayın başkan genellemeci yorumu içinde sendikaların tutumuyla ilgili olumsuz yorum yapan medya mensuplarını “hükümetin satılık kalemleri” olarak betimledi. O satılık kalemlerin kimler olduğunu gerçekten biz de merak ediyoruz. Sayın başkanın sırf bu konuda bir kez daha ekranlara çıkıp satılık kalemler listesini açıklamasını dilerim. Bunu yaparsa tarafımızdan hiç yadırganmayacak. Alkış bile alacak... Çünkü dillerden hiç düşmeyen o “satılık kalemler”le ilgili medyamızda da büyük duyarlılık vardır.   

Ama kendisinden beklediğimiz açıklamayı yapsın ya da yapmasın, bilmesini isteriz ki, sendikacılık dokunulmazlığı olan bir uğraş alanı değildir. Demokratik ortamda medya, sendikacının yanlışlarını da eleştirme yükümlülüğünü taşır.   

Sendikaları demokrasinin ve çalışma yaşamının vazgeçilmezi olarak görürüm. Her zaman vurguladığım gibi sendikal örgütlenmenin kamuda olduğu kadar özel sektör iş alanlarını da kapsaması gerektiğini savunurum. Sendikalaşma hakkının ister kamuda, isterse özelde olsun her çalışana bir hak olarak verilmesi konusunda hükümetlerin de, sendika yöneticilerinin de öteden beri gösterdiği duyarsızlığı eleştirir ve sendikacıların sadece devlet kapısında kaplan kesilebildiklerinin, özel sektörde sömürülen çalışanların sorunlarına ise boş verdiklerinin ve onların örgütlenebilmesi adına kıllarını bile kıpırdatmadıklarının ısrarla altını çizerim.   

Sadece devlet bağlantılı çalışanların örgütlenebildiği bir ortam sağlıksızdır. Demokrasi ve sosyal adalet açısından ciddi sakıncalar taşır.   

Siyasetçilikle sendikacılık arasındaki önemli nüansın duyarlılıkla korunması gerektiğinde de ısrarlıyım. Ki bu konuda, sendika yöneticilerinin pek de hassasiyet göstermediklerinin hepimiz tanığıyız.   

Sendikacılığın yanı sıra siyasetçi rolünün de oynanması marifet sayılır. Oysa hiç de marifet değildir böylesi bir eğilim. Tam tersine işleri yüze göze bulaştırmadır, sendikacılık hareketinin güvenirliliğini sarsmaktır. 

Sendikacılarımızın siyasete aşırı ilgileri onlara “ağa” betimlemesinin yakıştırılmasından başka bir sonuç vermedi. Onlar, çalışma hayatında kimi başarıların sahibi olabilseler bile siyasi hiçbir başarının sahibi olamadıklarını, gereksiz siyaset tutkuları yüzünden çoğu zaman “siyasetçinin sarı sendikacısı” durumuna geldiklerini görmek istemezler ve ısrarla siyasetçi rolü oynarlar. Kendilerini hükümet kuran, hükümet bozan güç odağı olarak hayal ederler.   

Eğer halk onları siyasetçi olarak benimseyebilse katıldıkları seçimlerde arkalarında durur ve onları meclise gönderirdi. Çoğu sendikacımız, sendikal hareketi, parlamentoya sıçrama tahtası olarak görür. Ama siyasette ısrarlı kaç tane sendikacı gördük ki, seçim listelerinde dikiş tutturamadı, döküldü. Halk deneme bağlamında meclise gönderdiği kimi sendikacıdan da memnun kalmadı ve onları sonraki ilk seçimde meclisten geri çekti.   

Genel kurullarının zor sağlanabilen nisaplarında birkaç yüz oyla sendika yöneticisi seçilen kişi, kendini ülkenin genel kaderinde nasıl söz sahibi görebilir? Parlamenter konumuna gelebilen siyasetçilerin arkasında on binlerce oy varken… Nisabı zor sağlanan genel kurullarda üretilen birkaç yüz zümresel oyla siyasetçi rolüne soyunmak sadece bizim düzenimize özgü bir acayipliktir. Sağlıklı demokrasilerde siyasetçi siyasetçiliğini, sendikacı da sendikacılığını yapar. Ülkesel uygulamalarda kuşkusuz ki birbirlerini etkilerler ama birbirlerinin demokratik sorumluluk alanlarına girmezler. Girildiği anda işte her şey bizim garip ülkemizde olduğu gibi harmana ve çormana döner…   

Asık suratlı, sert ve buyurgan tipli sendikacılar da kamuoyumuzda soğukluk yaratmaktadırlar. Halkın karşısına her geçtiklerinde esip yağan tavırlarla, çokbilmişlik taslayan söylemlerle ve hırçın beden dilleriyle kamuoyu oluşturmaya çalışanlar, tam tersine bu halleriyle kamuoyunu yitirdiklerini artık görebilmelidirler. Üstelik bu tipler bir de halk yararına yola çıktıklarını öne sürerken halkın anasını ağlatan grevler ve eylemlerle iştigal ederlerse, inandırıcı ve ikna edici olamazlar. Bu bağlamda gösterebileceğim son örnek günler boyu halkı elektriksiz ve telekomünikasyonsuz bırakan ve üstelik halk adına yapıldığı öne sürülen, amacını aşmış eylemlerdir.

 

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.