1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Serdar Denktaş, “Rauf R. Denktaş Gözüyle Müzakere Süreci”ni değerlendirdi
Serdar Denktaş, “Rauf R. Denktaş Gözüyle Müzakere Süreci”ni değerlendirdi

Serdar Denktaş, “Rauf R. Denktaş Gözüyle Müzakere Süreci”ni değerlendirdi

Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf R. Denktaş’ın oğlu, Demokrat Parti-Ulusal Güçler (DP-UG) Genel Başkanı Serdar Denktaş, “Denktaş Gözüyle Müzakere Süreci”ni değerlendirdi.

A+A-

DP-UG’den yapılan açıklamaya göre Serdar Denktaş açıklamasında, mevcut süreçte Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş var olsaydı bu süreci nasıl görürdü, nasıl değerlendirirdi; bugün yapılan bir takım şeyleri yapar mıydı yapmaz mıydı, farklı mı yaklaşırdı konularına değindi.

Serdar Denktaş; mevcut süreçte müzakere masasında eşit egemenlik, siyasi eşitlik, garantiler, mülkiyet, toprak, birincil hukuk ve özel bölgeler konularına önem veren yaklaşım yerine, “Bizden talep edilen her şey kabul edilemeyecek noktada bile olsa karşılığında ne önerebiliriz acaba da bir ara yol bulalım ve bir an önce çözüme ulaşalım” yaklaşımının sergilendiğini savundu ve Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın bu konulardaki hassasiyetini dile getirdi:

Serdar Denktaş, “Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş var olsaydı bu konularda çok kararlı bir tavır koyar, konuşturtmazdı bile. Çözüme ihtiyacımız var, çözüme mahkumuz zihniyetiyle masada oturduğumuz müddetçe ve Denktaş’ın ‘ben hakkımı talep ediyorum, hakkımı verin çözüme ulaşalım’ yaklaşımıyla değiştirmezsek mentalitemizi işimiz gerçekten zordur” dedi.
İleride sorunsuz bir yaşam oluşturmak için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkacaksa ayni şekil ve yöntemle “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin de ortadan kalkması gerektiğini söyleyen Denktaş, “Çözüme varmak kolay. Çözümü yaşatmaktır zor olan. Bunun gereklerini ortaya koymaya çalışıyoruz. Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş var olsaydı, ileride sorunsuz bir yaşam oluşturmak için egemenliğimizin simgesi Devletimizi çözümün bir parçası haline getirerek masada yer alırdı” şeklinde konuştu.

DENKTAŞ: “KKTC’YE SAHİP ÇIKILMALI”

Mevcut süreçte Denktaş var olsaydı bu süreci nasıl görürdü, nasıl değerlendirirdi; bugün yapılan bir takım şeyleri yapar mıydı yapmaz mıydı farklı mı yaklaşırdı konularına değinen Serdar Denktaş, içinde bulunulan ortamda Türkiye ile ilişkilerin son derece dağınık olduğunu ve Türkiye ile ilişkiler açısından en zafiyet yaşanan dönemden geçildiğini kaydederek, “Denktaş hayatta olsaydı ilişkilerin asla bu noktaya gelmesine izin vermez, mutlaka müdahale eder, her iki tarafla konuşur, her iki tarafı aklıselime davet eder ve böylesi bir ortamın bizi zafiyete uğratmasına asla izin vermezdi” dedi.

“DENKTAŞ, MÜZAKERE MASASINDA FARKLI GÖRÜŞLERİN DE OLDUĞU EKİP OLUŞTURURDU”

Görüşme masasının oluşumuna değinen DP-UG Genel Başkanı Denktaş, Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş’ın müzakere masasında kendi bilgisi, tecrübesi yanında etrafına topladığı tarihsel ve masayla ilgili hafızası olan, değişik görüşleri de masaya koyabilen bir ekip oluşturduğunu, ancak bugüne bakıldığında Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın sadece kendi düşünceleri doğrultusunda düşünen ve görüş ortaya koyan bir masa oluşturduğunu savundu ve şunları kaydetti:

“Görüşmelerin geçmişiyle ilgili bir hafıza bugünkü o masada yoktur. Geçmiş görüşmelerde ne oldu, ne konuşuldu, hangi konu nasıl gündeme geldi, nasıl tepki gösterdik, bazı şeyleri nasıl kabul ettik, bunlarla ilgili bilgi sahibi olan, o hafızaya sahip hiç kimse yoktur o masada. En önemlisi masada artık sadece Rum tarafıyla değil, Avrupa Birliği ile müzakere etmekteyiz ve bu ekibin içerisinde AB Hukuku Uzmanlığı olan hiç kimse yoktur. Avrupa Birliği konuları gündeme geldiğinde burada işte Avrupa Birliği tarafından ödenen ve orda uzun yıllar çalışmış bir arkadaşımız bu konularda görüş beyan eder. Geçmişte bizde bulamazsak Türkiye’den gerekli uzmanı yanımıza alırdık ki, nitekim 3 arkadaş üçümüzde Annan Planı döneminde birlikte çalıştık. Annan Planı döneminde AB Hukuk Uzmanı Sayın Bölükbaşı’ydı. Şimdi böyle bir ortam yok. Denktaş olsa buna imkan vermezdi. O masayı eğer kendi içimizde yoksa dıştan da uzman getirmek suretiyle daha güçlü hale getirirdi.”


Görüşme masasında şu anda “Annan Planı’nı, BM kapsamlı planını getirdik, siz evet dediniz ama Rumlar reddetti. Rumların hayır’ını da evet’e çevirmek lazım” yaklaşımı bulunduğunu söyleyen Denktaş, şöyle dedi:

“Sayın Akıncı “Biz Rumların hayır’ını evet’e dönüştürmek için uğraş verirken kendi evet’imizi hayır’a döndürebiliriz. Dikkatli olmalıyız” diye açık açık söylüyor.” Bunu kabul edelim. Ama şu gerçek var Denktaş olsaydı çıkar ve dünyaya derdi ki “Ey dünya; Annan Planı’na yani Birleşmiş Milletler kapsamlı çözüm planına hayır diyen, ama bu hayır’ın olumsuzluğunu hiç yaşatmadığınız Rum tarafına, bu kez, o gün kabul etseydi kazanacaklarını, bugün elde edemeyeceğini söylemek zorundasınız” der ve bunu söyletene kadar da bu masaya oturmazdı. Şu anda biz masadayız, masadan kalkmayalım baskısı yıllardan beri var üstümüzde. Ama Rum geçen defa şunu şunu kaybetmişti, şunu şunu verelim kendilerine da evet desinler noktasında bir içerikle, bir yaklaşımla görüşmeler sürdürülmektedir. Bizim ekibimiz suçluluk psikolojisiyle masada. Yani 1974’te Türkiye’de hükümetin, bir generalin aklına geldi, rüyasında gördü 74’e kadar bizimle gayet iyi geçinmekte olan Kıbrıslı Rumları geldi evlerinden aldı, attı, evlerinden oldular ve bu zavallılara şimdi çözüm için yeniden evlerine geri dönme fırsatı vermeliyiz. Suçlu biziz. Biz koçan verdik, tapu verdik. Ama bu koçanlar, tapular uluslar arası hukuk bağlamında geçerli değil. Onun için düzeltmeliyiz. Hala daha kendi tapumuza, bu devletin vermiş olduğu tapuya bizimdir ve bize göre legaldir yaklaşımıyla yaklaşan bir tavır yok ortada. Dolayısıyla bütün dünyanın da Rum tarafının arkasında olduğunu biliyoruz. “Bizden talep edilen her şey kabul edilemeyecek noktada bile olsa ne önerebiliriz acaba karşılığında da bir ara yol bulalım ve bir an önce çözüme ulaşalım” yaklaşımıyla ele aldığı için sürekli kan kaybetmekteyiz. Olmayacağını, kabul etmeyeceklerini bildiğimiz hiçbir şeyi talep etmeyelim yaklaşımıyla bir müzakere sürdürülemez. Sürdürülür! Ama sadece konuşursunuz. Müzakere olmaz o. Neyi vereceğinizi söyleyeceğiniz bir görüşme süreci olur, müzakere olmaz. Bu tavırla devam ettiğimiz müddetçe zaten işimiz zor… Müzakere üslubu Denktaş’ın son derece ileri noktaya kadar gidip mümkün olanı alıp geri dönmekten ibaretti. Siyasi eşitliğimiz, eşit halk olduğumuz, eşit egemen olduğumuz, iki toplumlu, iki kesimli federasyon Rum’un asla kabul etmediği tezlerdi. Bu şekilde masada söke söke hak olarak aldı Denktaş. Ama şimdi görüyoruz ki, gidişatla birlikte yavaş yavaş kayıplar oluşma tehdidini içinde barındırıyor en azından.”

“ANASTASIADIS VE AKINCI’NIN EL SIKIŞTIĞI VE EVET DEDİĞİ ANDAN İTİBAREN O METNİN DEĞİŞTİRİLME İMKANI ARTIK YOKTUR”

Metnin tam olarak ortaya çıkmadan “çok iyi bir yere geldik” veya “çok kötü bir yere geldik” demenin mümkün olmadığını söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Metni görünce konuşabileceğiz. Bu noktada şu parantezi açmam lazım. Şu anda yapılan plan görüşmelerinin Annan Planı’ndan en önemli farkı, plan metni ortaya çıkıp Anastasiadis ve Akıncı’nın el sıkıştığı ve evet dediği andan itibaren o metnin değiştirilme imkanı artık yoktur. Okuyacağız ve ya evet ya hayır diyeceğiz. Böylesi bir yaklaşım var ortada.”

“MÜZAKERE MASASINDA EŞİT EGEMENLİĞE ÖNEM VEREN BİR YAKLAŞIM YOK”

Özellikle dikkat ettikleri ve burada sorun var dedikleri birinci maddenin egemenlikteki eşitlik olduğunun altını çizen Serdar Denktaş, müzakere masasında eşit egemenliğe önem veren bir yaklaşımın bulunmadığına vurgu yaptı ve şunları söyledi:

“Bizim özellikle dikkat ettiğimiz ve sorun var burada dediğimiz bize göre birinci madde egemenlikteki eşitlik olayıdır. Eşit egemen miyiz? Böyle bir şey yok. Böyle bir yaklaşım yok. Egemenliğe önem veren bir yaklaşım yok bizim tarafımızda. Egemen olduğumuzun aslında tavrı yok. Talat’ın prensip anlaşmasına vardığı o tek egemenlik işi başımıza kaldı. Neden eşit egemenlik yok diyorum. Bir çözüm düşünün. Günün sonunda eğer iki halk referandumda onaylarsa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkacak ve eyalete dönüşecek. Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiye devlet olarak orda yerinde. Bu şemsiye devletin altında Kıbrıs Türk eyaletinin karşısına bir de yeni Kıbrıs Rum eyaleti oluşturulacak. Nerde benim egemenliğim? Yoktur. Diyoruz ki eğer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti fes edilip eyalete dönüşecekse, artık Kıbrıslı Rumlaşmış Kıbrıs Cumhuriyeti da fes edilip Kıbrıs Rum eyaleti haline gelmeli. Bu iki eyalet vardığı anlaşma sonucunda yeni bir devlet oluşturulur. “Asla böyle bir girişimde bulunmam” diyor Sayın Görüşmeci. “Her şeyiyle anlaşacağım ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıtayım diye bir çözümü berhava edeceğim. Ben bunu yapmam.” Biz de diyoruz ki, bu yapılmazsa bizim bugün elde ettik diye görünecek hakların bile kağıt üstünde olacağını ve ilk fırsatta Rum’un bunu şu veya bu şekilde ortadan kaldıracağını da kabul edeceğiz. Denktaş’ın görüşü bu olur diye düşünerek koyuyorum ortaya bunları.”

“EGEMENLİK KONUSUNDAKİ YAKLAŞIM ZATEN HİÇ İNANMADIKLARI İÇİN BELKİ SON DERECE ZAYIF VE BANA GÖRE NEREDEYSE TALEBİ BİLE ORTADA YOK”

Egemenliği de ilgilendiren bir konuya da dikkati çeken Denktaş, “Bir müddet öncesine kadar cevaben bize şunu söylerlerdi.  Garantiler kısmında değinecektim buna ama şimdi değineyim. Çünkü egemenliği de ilgilendiriyor. “Canım eskiden, 74 öncesi olanlar artık yaşanmaz.” Niçin? “Bu çağda hiç savaş mı olur? Silahlı çatışma mı olur?” Etrafınıza bakın. Suriye’den tutun Türkiye’de dün gerçekleşen terörist olayı, Fransa’da gerçekleşen terörist olayı, Mısır’da, Irak’ta olanlar yani bütün etrafımız kaynıyor ama artık silahlı çatışma olmazmış. Egemenlik konusundaki yaklaşım zaten hiç inanmadıkları için belki son derece zayıf ve bana göre neredeyse talebi bile ortada yok” şeklinde konuştu.

“SİYASİ EŞİTLİKTE DE SAĞLAM BİR YAKLAŞIM YOK”

Cumhurbaşkanı Akıncı’ya “siyasi eşitliği nasıl sağlıyoruz burada” diye sorduklarını, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ise “Rum dört dönemde bir diyor ama dört yılda bir veya üç yılda bir olacak olan ve Kıbrıslı Türk’ün de Cumhurbaşkanı seçilebilecek olması, karma oyla, siyasi eşitliğimizin en önemli göstergesidir” şeklinde cevap verdiğini kaydeden Serdar Denktaş, “Denktaş olsa şunu derdi: “Bu siyasi eşitliğin değil, ayrıcalıklı azınlık olmayı kabullenmenin göstergesidir.” Neden? Dönüşümlü Başkanlık Avrupa Birliği’nde de var. Almanya da altı ay dönüşümlü başkandır. Güney Kıbrıs’ta altı ay dönüşümlü başkandır. Nüfus çoğunluğu Almanya’dadır diye dönüşümlü başkanlığı Almanya 6 ay, Rum tarafı bir hafta yapmaz. Siyasi eşitliğin göstergesi budur. Bunu söyledik. “E orası konfederasyondur. Biz federasyon kuracağız.” Alakası yok. Ne istersen kur siyasi eşitliğe bağlı kuracaksan o temsiliyette, o dönüşümlü yerlerde nüfusun önemli değildir. Eşit zamanlı paylaşırsın bunu. Parlamentodaki temsiliyet farklı bir şey. Nüfusa göre o temsiliyeti oluşturabilirsin. Ama örneğin Cumhurbaşkanlığı, Mahkemeler, Ombudsman, Merkez Bankası, Sayıştay gibi yerlerde siyaseten eşit olmak için eşit zamanlı dönüşümlerin olması şarttır. Dolayısıyla siyasi eşitlikte de sağlam bir yaklaşım yok” dedi.

İKİ BÖLGELİLİK… MÜLKİYET KONUSUNDA FORMÜL: GLOBAL TAKAS

Cumhurbaşkanı Akıncı’ya “iki bölgelilik nasıl sürekli hale getirilecek” sorusunu da sorduklarını ve “Türk tarafındaki mülk sahir çoğunluğu Türklerde olacak” cevabını aldıklarını dile getiren Serdar Denktaş, şöyle dedi:

“Peki soruyorum. Teşkilat zamanında Türk’ten Türk’e kampanyası vardı. Türk malını Rum’a satmaya çalışan cezalandırılırdı. O günlere mi döneceğiz. “Hayır. Yasalar olacak. İşte anlaşmanın içerisinde yer alacak.” Peki referandum oldu. İki taraf da kabul etti. Ertesi gün için bu tamam. Bu doğru. Ama bir sene içerisinde Rum geldi ve bir Kıbrıslı Türk’ün kapısını çaldı: “ben malını satın almak isterim” dedi. Kıbrıslı Türk Satamayacak mı? “Hayır satamayacak. Kısıtlamalar getireceğiz.” İngiliz, Alman, Fransız gelirse satın almaya. “E onlara da kısıtlama getireceğiz.” Peki o zaman benim Kuzey’deki mülkümün, Türkleştirilmiş mülkümün değeri nasıl artacak. “Yasa geçireceğiz ve diyeceğiz ki Kıbrıslı Türk’ün mülkünü sadece bir başka Kıbrıslı Türk’e mi satabilir?” Nasıl değer bulacak benim kuzeydeki mülküm? Gelişme nasıl sağlanacak? Biz yine 250-300 bin kişi biri birimiz arasında döndüreceksek bu işi, ekonomik kalkınmayı nasıl sağlayacağız. “Evet bu olumsuz bir etki eder ama başka da formül göremiyoruz. Varsa söyleyin.” Vardır efendim. Mülkiyet konusunda global takas. Varılacak anlaşmayı referandumdan sonra iki devletin imzalaması. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin imzalaması. Rahat oluruz o zaman. Bir takım sıkıntılar kalkar ortadan. Ayrılmak maksadıyla talep etmiyorum. İleride sorunsuz bir yaşam oluşturmak için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ortadan kalkacaksa ayni şekil ve yöntemle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de ortadan kalkması gerektiğini söyleyen Denktaş, “Çözüme varmak kolay. Çözümü yaşatmaktır zor olan. Bunun gereklerini ortaya koymaya çalışıyoruz. Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş var olsaydı, ileride sorunsuz bir yaşam oluşturmak için egemenliğimizin simgesi Devletimizi çözümün bir parçası haline getirerek masada yer alırdı.”

“DENKTAŞ HERHALDE YATTIĞI YERDEN ÇIKABİLSE ELİNDE BİR SOPAYLA HEPİMİZİN PEŞİNE DÜŞECEKTİ”

En çetrefilli konu olan mülkiyet konusunda, önlerine son derece karmaşık bir yapı içeren şema çıkarıldığının altını çizen Denktaş, şöyle konuştu:

“Mülkiyet konusu en çetrefilli konu. Önümüze bir şema çıkardılar. Baktım baktım ve dedim ki ben lisede bile Fizik’ten geçmedim, onun için bunu bir izah edin bize nedir? Son derece karmaşık bir yapı. Kendilerine göre çok basit. önceden iade kapsamına girmeyen mülkler tespit edilecekmiş. Dolayısıyla o mülklere kimse müracaat edip iade istemeyecek. Onun bedeli ödenecek. Nasıl ödenecek? “Orası daha belli değil.” İade edilmesi gereken mülk hangileri? Cevap “22 kategori var. Bu kategoriler içerisinde çalışma var.” Bu arada şemada 18 kutucuk var. 14’ünde da soru işareti var. Diğer 4 kutu da sonuçlardır. Yani daha anlaşılan bir şey yok. Ama bu şemayı tartışmayı Rum tarafı kabul etmiş. O nedenle de ilerleme varmış. Denktaş herhalde yattığı yerden çıkabilse elinde bir sopayla hepimizin peşine düşecekti. Bu kadar net. Peki iade kapsamına giren mülk ne olacak? Ve o mülkü kullanan insanımız ne olacak? “Kendilerine yeni bir ev verilmeksizin o mülkü terk etmeyecek.” Soruyoruz. Bu insanlarımız ki hani köyünü, evini boşaltacak; ev bulduk kolay, yaparsınız bir apartman yerleştirirsiniz. Hayvancıya ne olacak? Apartmanın üst katına mandıra mı kuracağız? Ne olacak yani. “Yaşam alanları da düşünülecek.” Zaten Rum’un talep ettiği toprağı yani Güzelyurt’tan Mağusa’ya giden yolun Güneyi’nin olduğu gibi verildiğini düşünün. Geriye kalan toprakta siz ne yapabileceksiniz? Ne kadar işyerleri kurabileceksiniz ya da yerleşim yeri kurabileceksiniz? Dolayısıyla ekonomik yanı çok iyi düşünülmeyen bir ortam içerisinde gidiyoruz.” 

GARANTİLER… TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜMÜN ÖNÜNDE ENGEL OLABİLECEĞİ GÖRÜŞÜ NEDENİYLE “GARANTİLERDEN VAZGEÇMEM” DİYEMEYECEK

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu’nun “Garantiler tartışılabilir, tabu değildir” dediği anda iplerin koptuğunu savunan DP-UG Genel Başkanı, bu açıklamayı “zamansız ve son derece acemice” olarak değerlendirdi ve konuyla ilgili şunları kaydetti:

“Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi dediğimiz, 1959 Garanti ve İttifak Antlaşması’ndan kaynaklanan ve Kıbrıslı Türklerin 74’ten beri hakikaten fiilen, bilerek, deneyerek gördüğü garanti sistemi kim ne isterse söylesin artık masada olmayacak. Neden? Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün bu zamansız ve son derece acemice açıklamasının ardından Yunanistan “Ben vazgeçmeye hazırım” dedi. Arkasından İngiltere “Anlaşılırsa biz de ısrarlı olmayız” gibi böyle yuvarlak bir yaklaşımda bulundu. Bunun üzerine o dönem Türkiye Dışişleri Bakanı çıktı ve dedi ki “Garantiler bizim işimizdir. Her şey konuşulsun, anlaşılsın ona göre konuşuruz ve ele alırız dedi ve o günü atlattık. Ama bugün baktığımızda gelinen noktada şöyle bir senaryo düşünün. Her konuda uzlaşıldı, iş kaldı garantilere. Yunanistan tavrını açıkladı, İngiltere tavrını açıkladı. İkisi de çekilmeye hazır. Türkiye ne diyecek: “Hayır ben garantilerden vazgeçmem.” Kıbrıslı Türk istese bile “Vazgeçmem ben garantilerden mi?” diyecek. Dediği anda çözümün önündeki ülke konumuna düşer. Türkiye bunu kolay kolay yapamayacak. Garantiler olmazsa Kıbrıslı Türk onay verir mi bu plana? İçeriğindeki diğer unsurlara bağlı. Şu anda bilemiyorum. Ama garantiler konusunda Kıbrıs Türkü’nün hassas olduğunu biliyorum. Deniyor ki, neyin garanti edileceği konusunda önce Rum tarafıyla mutabakata varacağız, sonra da garantileri ortaya koyup konuşacağız ve düzenleyeceğiz. Yeni bir garanti sistemi oluşacak. Neymiş bu garanti sistemi? “Mersin bölgesinde büyük bir Türk askeri oraya konuşlandırılacak, intikal gücü ve hızı Amerika’dan sonra en yüksek ordudur Türk ordusu. Dolayısıyla burada bir şey olursa hemen müdahale edebilir.” Edemez. Türkiye Avrupa Birliği’ne aday ülke. Çözüm sonrası burası Avrupa Birliği. Aday ülke, aday olduğu birliğin topraklarına müdahale edemez. Kimse bizimle dalga geçmesin. Adanın sadece Kuzey’ini korumak. Bizim garanti sistemimiz sadece can korumasını sağlamıyor. Ayni zamanda sistemin korunmasını ve sürdürülmesini de garanti ediyor. Onu kaybettiğimiz anda zaten garanti sistemi yoktur.”

“DENKTAŞ, YILLARCA GARANTİ VE İTTİFAK ANTLAŞMASI’NIN TEK BİR SATIRINI BİLE TARTIŞTIRMADI”

Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk halkının can ve mal güvenliğini sağlayan Türk ordusunun barış sağlanacaksa adadan çekilmesi gerektiğini söyleyenlere ise, “Arkadaşlar Memlekete Türk ordusu geldi geleli zaten barış var” cevabını vererek, Türk askerinin adadan çekildikten sonra 1963’ten başlayan olayların yaşanması halinde AB üyesi olacak olan Kıbrıs’a müdahale etme olasılığının bulunmadığını anlattı.

Serdar Denktaş şöyle devam etti:

“Barış sağlanacaksa Türk ordusu adadan çıkmalı! Arkadaşlar Türk ordusu geldi geleli bu memlekette barış var. 74 öncesi Türk ordusu 650 kişilik alay hariç, yoktu burada. Ne çektiğimizi biz biliriz. Devletin, hükümetin onayıyla hem de. 3. ülke temsilcileri. “Merak etmeyin evet tartışma, çatışma riski vardır elbet ama Birleşmiş Milletler Barış Gücü asker sayısını 6000’e çıkaracağız. Dolayısıyla size gerekli korumayı veririz” diyorlar. Çok daha iyi rapor tutacaklar. 74 öncesi yaptıkları gibi. Bizim can güvenliğimiz ve garantimiz, denenmiş garantimiz o 1959’da imzalanmış Garanti ve İttifak Antlaşması’dır ve bunun bir satırı bile tartışılmamalı. Yıllarca tartıştırmadı Denktaş. Asla konuşturtmadı. İstenmedi mi o dönemde? Evet çok istendi. Ama asla gündeme gelemedi. Annan Planı döneminde dahil. “Mutatis Mutandis” Kıbrıs Cumhuriyeti yerine Federal Kıbrıs Cumhuriyeti sözcükleri yerleştirilecek şekilde değişiklikler olacaktı. Ama sistem ayni şekilde kalacaktı. Neden? Çünkü çok net bir nedeni var. Rum tarafı Türk askerini tehdit olarak gördüğünü propaganda olarak kullanıyor ama 74’ten itibaren tehdit unsuru olduğunu ispat edecek tek bir olay gösteremez. Yoktur. Türk askeri geldi, sınırlar çizildi orda durdu. Rum bütün ikazlarımıza rağmen motorluları gönderdiğinde gereğini yaptı. Ama bir adım ileri gidilmedi. Rum’a tehdit oluşturmadı. Tam aksine istikrar getirdi. 74’te 2000 dolar onların, 500 dolar bizim fert başına düşen milli gelirimizi, onlar dünyanın da yardımıyla 24bine, biz de Türkiye’nin katkısıyla 13-14 bine ulaştırabildik. O istikrarı yarattık. Rum iş adamı “Atilla var, bizim deliler bir şey yapmaz artık” güvencesiyle yatırımına devam etti. Biz nerden nereye geldik. O ordu buradan çıksın; Denktaş’ın dilinde tüy bitti, kitaplar yazdı “Kıbrıs Girit olmasın” diye; Kıbrıs’ın Giritleşme süreci başlar. Çıkar asker ve bir daha geri gelemez, müdahale edemez. Nereye müdahale edecek? Burada bir çatışma olduğunu düşünün ve Brüksel’in de “Kıbrıs’ın iç sorunudur ve kendisi çözecek” dediği andan itibaren hiç kimse, hiçbir yere müdahale edemez. O nedenle mevcut korunmalıdır. Denktaş olsa bunun korunması için her şeyi yapardı.”

ÖZEL BÖLGELER…

Özel bölgelerle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Denktaş, şu görüşleri dile getirdi:

“Karpaz’da ve Girne’de iki tane özel bölge konuşuluyor. Bu özel bölgelere Rumlar yerleşecek. Daha önce Kuzey’de olacak olan bu özel bölgeler Rum yönetiminde olacaktı. Şimdi orda bir ilerleme var. Türk yönetiminde olacak ama sadece Rum yerleşecek oraya. Diyelim ki bu özel bölgelerin etrafı 10 kilometre karedir. Etrafındaki araziyi Rum satın aldı. 15 kilometre kareye çıktı ve geldi Anastasiadis ve dedi ki “Biz 10 kilometrede anlaşmıştık ama hep Rum oldu orda ve biraz rahatsızlık hissediyorlar. Bunu 15 kilometre kareye çıkaralım.” Ne diyeceğiz. “Kabul etmeyeceğiz anlaşmada var!” 1963’te da böyle başladı olay. “Fazla hak verildi size bu anlaşmada, bunun bir kısmını geri almalıyız” dedi Makarios. Hayır dediğimiz gün de saldırılar başladı. Nasıl geldik 1974’e? Durup dururken mi? Ayni potansiyel, tehdit yine orda duruyor. Dolayısıyla değerli arkadaşlar Denktaş var olsaydı siyasi eşitlik, eşit egemenlik, garantiler, mülkiyet, toprak, birincil hukuk ve bu özel bölgeler konularında çok kararlı bir tavır ortaya koyardı. Konuşturtmazdı bile. Konuşurdu ama bu konularda gerileme yapmazdı. Çünkü geleceğimiz hakikaten sağlam, hukuki zemine dayalı, egemenliğe dayalı kararlara bağlıdır. Aksi takdirde hakikaten Avrupa Birliği kuralları içerisinde ve üstelik derogasyonlar alma konusunda da sıkıntılarımız var şimdi anlıyoruz bunu, bir yere varmamız çok mümkün değil.”

“ÇÖZÜM KAĞIT ÜZERİNDE KOLAY. ESAS SIKINTI O UZLAŞMAYI HAYATA GEÇİRMEK, GEÇİRİRKEN DE İNSANLARI ÇATIŞTIRMAMAK”

Sektörel olarak da Kıbrıs Türkü’nün hazır olmadığının altını çizen DP-UG Genel Başkanı Serdar Denktaş, çözümün kağıt üzerinde kolay olduğuna, esas sıkıntının o uzlaşmayı hayata geçirmek, geçirirken de insanları çatıştırmamak olduğuna vurgu yaptı ve şunları kaydetti:

“Sektörel olarak da hazır değiliz. Soruyorum. AB Müktesebatı ne zaman uygulamaya girecek? “Hemen ertesi günü.”Peki hazır olmadığımız konular. “O konuda bir sıralama yapılabilir. Hazır olduklarımız hemen uygulamaya girer, meclis bir an önce bu yasaları zaten geçirmeli”. Geçiriliyor Meclis’te geçirilmiyor değil ama yasayı geçirmekle bitmiyor ki. Yasayı geçirip o yasaya halkın da uyumlaşmasını sağlamamız lazım. İşin bu kısmı eksik ve diyorum ki yani bizim salata üreticimiz, ki AB standartlarında değil bizim salatalarımız. Örnek olarak verdim. Ertesi gün benim kendi marketlerime satabilecek mi ürününü. Evet kendi marketlerimize satabilecek. Güney’e götürüp satabilecek mi? Yok. Çünkü orda müktesebat geçerli. Peki Yanni getirip benim marketime satabilecek mi ürününü. Satacak. Bütün bunları hiç düşünmeden, kağıt üzerinde bir uzlaşmaya varmak son derece kolay. O uzlaşmayı hayata geçirmektir sıkıntı. Hayata geçirdiğimizde çatıştırmamaktır insanlarımızı sıkıntı. Mülkiyette düşünebilir misiniz yarın gelecek kapıyı çalacak bir Rum ve diyecek ki “iade kapsamındadır evim çık bakalım.” Adam hayırcıydı. Hayır demiş referandumda. İlk suçlayacağı kişi kimdir? Evet diyen komşusu. Önce ona saldıracak, sonra Rum’a. Hem kendimiz birbirimiz içinde, hem diğer toplumla birbirimize düşecek bir potansiyel tehditten bahsediyoruz. Anastasiadis’in açıklamalarını okuyoruz hep birlikte: “Güzelyurt verilecek. Güzelyurt’suz olmaz.” Güzelyurt’a sorduk mu? Güzelyurt Annan Planı’nda evet demişti. En yüksek çıkan orandı Güzelyurt. 11 sene geçti aradan şimdi verir mi? Peki nereye gidecek bu insanlar? Annan Planı’nda donörler olacaktı. Şimdi? İMF ve Dünya Bankası buradaymış. Bu konularda araştırmalar yapar, ekonomiyi nasıl oluşturabiliriz ki kendi kendini de finanse etsin. Ve ayrıca da dış yardımlar alınsın. Ve yine benim sözüm değil, Akıncı’nın ve dünyanın tespitidir; Herhangi bir ihtiyaç 100 ise bunun 80’i taahhüt edilir, ama gerçekleşme 20 olur 30 olur. Soruyorum. Biz elde bu finans olmaksızın yola çıktığımızda ve gerçekleşme oranı beklentinin çok altında kaldığında bu finansal yardımın mağduru olacak olan kimdir? Sadece Kıbrıs Türklerdir. Göç edecek olan kimdir? Göçle yeniden tanışacak olan? Yine Kıbrıslı Türk. Ne yapıyoruz biz o zaman?”

“ÇÖZÜME ULAŞMAK VE BU ÇÖZÜMÜ DE YAŞATABİLMEK İÇİN ISRARLA ÜSTÜNDE DURULMASI GEREKEN OLGU KKTC DEVLETİ’NİN VARLIĞIDIR”

Çözümün olmasını kendisinin de çok istediğini, kendisinin “barış olsun” sözünü kullanmadığını, çünkü adada barışın olduğunu, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların yıllardan beridir birbirini öldürmediği bir ortamda yaşadığını anlatan Denktaş, çözüme ulaşmak ve bu çözümü de yaşatabilmek için ısrarla üstünde durulması gereken olgunun KKTC Devleti’nin varlığı olduğunun altını çizdi ve şöyle devam etti:

“Bu devleti Kıbrıs Cumhuriyeti’nin altında bir eyalete dönüştürmeyi kabul ettiğimiz gün bugün kazandık diye gördüğümüz her şeyi yarın kaybedebiliriz. Kaybetme noktasına geldiğimizde de yeniden çatışmaların başlayacağını biliyoruz. Ben çok açık söyleyeyim. Çocuklarımın, torunlarımın yeniden mevzilerde olmasını istemem. Huzur içinde, özgür yaşamalarını isterim. Dünyayla barışık, dünyayla bütünleşmiş yaşamalarını isterim elbette. Bunun sağlanması için Rum’a mahkum olduğumu da kabul etmem. O nedenle çözüme ihtiyacımız var, çözüme mahkumuz zihniyetiyle zaten masada oturduğumuz müddetçe ve Denktaş’ın “ben hakkımı talep ediyorum, hakkımı verin çözüme ulaşalım yaklaşımıyla değiştirmezsek mentalitemizi işimiz gerçekten zordur.”

“ANADOLU İNSANININ KIBRIS HASSASİYETİ YILLARCA EN BÜYÜK GÜCÜMÜZ OLMUŞTUR. O GÜÇ ZAYIFLAMAKTADIR. O GÜCÜ YENİDEN ELDE ETMEMİZ GEREKİR”

Anadolu insanı ve Kıbrıs Türkü arasındaki köklü ilişkinin toplum mühendisliğiyle zafiyete uğratıldığını, Anadolu insanının Kıbrıs konusundaki hassasiyetinin kaybedilmesiyle karşı karşıya kalındığını öne süren Denktaş, şöyle dedi:

“Anadolu insanının Kıbrıs hassasiyeti yıllarca en büyük gücümüz olmuştur. O güç zayıflamaktadır. O gücü yeniden elde etmemiz gerekir. Denktaş hayatta olsa bizden bunu isterdi. Çünkü masadaki gücümüz. Rum dünyayı arkasına alırken, bizim de o Anadolu insanının Kıbrıs hassasiyetiydi. Bunu kaybedersek her şeyi kaybedeceğiz.”

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.