Gürdal Hüdaoğlu

Gürdal Hüdaoğlu

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sihirli kutu

A+A-

Televizyonun toplumu etkileme gücü hakkında çoğumuz sarsılmaz bir inanca sahibiz. Bu aygıtı bazen gözümüzde öylesine büyütürüz ki toplumu sosyolojik süreçlerden bağımsız olarak tek başına değiştirebildiğini düşünürüz.

Televizyonlar aslında çoğu zaman toplumsal eğilimleri yansıtırlar. Beyaz camda, içinden geçilen toplumsal süreçlerin izini sürmek mümkündür. Ancak televizyonun toplumu aynen yansıttığını söyleyecek kadar iyimser olmaya da gerek yok. Söz konusu olan şey karmaşık, abartılı ve kışkırtıcı bir yansı...

Türkiye televizyonlarında bir süredir yarışma çılgınlığı yaşanıyor. Ekranda her an bir şeyler için yarışan hırslı insanlara rastlamak mümkün.

Bu durumun, ülkenin kapitalist yönelimiyle ilişkisiz olduğu düşünülemez. Sistemin doğası, günlük hayatın her anında bir tür yarışı dayatıyor. “İyi yaşamak” hedefine kilitlenmiş milyonlarca insan, sınırlı kaynaklardan olabildiğince pay kapma telaşına kapılıyor.

Popüler mutfak yarışmalarında ya sıradan insanlar birbirleriyle didişiyor ya da profesyonel olmaya hevesli amatörler korkunç bir tahakküm altında inletiliyor.

Yemek yarışmalarında ayrıca köylülükten kentliliğe geçiş için yürütülen eğreti çaba belirgin bir biçimde su yüzüne çıkar. Özellikle masa düzeni gibi şekilsel konularda yürütülen ukalaca polemikler bu çabanın nişanesi gibidir.

Bir lokma ekmeğe “nimet” gözüyle bakan bir kültürden, olanla yetinmeyip her şeye burun kıvıran yeni bir kültüre geçiş, bu programlarda her akşam tekrar tekrar ilan edilir.

Yarışmalardaki hakim duygunun “öfke” olması da tesadüf değil. “Sihirli kutu”yu “sinirli kutu”ya döndüren bu duygu zaten gündelik hayatın tam göbeğinde.

Türkiye televizyonlarındaki öteki yarışmalar da oldukça “toplumsal.” Pek çok kişi, makbul eş adayını herkesten önce kapma telaşında… İzdivaç öncesi sorulan sorular aynı: “Eviniz var mı?” “Maaşınız ne kadar?”

Keşfedilmek isteyenler uzun kuyruklar oluşturuyor. Kimisi sesinden umutlu, kimisi bedeninden…

Başlangıçta çetin doğa koşullarında sağ kalmak için birbirine yaslanan savaşçıların aklında binbir strateji: Amaç en sonda tek kalabilmek…

Beş bin lira uğruna eşinin dostunun yüreğine indirmeyi göze alan; sevdiğinin gözüne yansıyan derin hayal kırıklığına aldırış etmeyen onlarca uzaktan komutalı şaklaban şakacı…

Klip kanallarında bile yarışma: “Sıradaki klip hangisi olsun? Sms at belirle!”

Kapitalizmin geçim ve statü kaygısını kamçıladığı Türkiye yarışırken, bizde siyasi tartışmalar ve temasız eğlenceler revaçta.

Televizyonlardaki siyaset, normal yaşamdaki kadar verimsiz. Sürekli olarak kronikleşmiş sorunlardan yakınma ama bunları çözmek için bir sistematik geliştirememe hastalığı tartışma programlarına sirayet etmiş durumda. Ezberlenmiş düşünce kalıpları tekrarlandıkça derinleşme ihtiyacı unutuluyor.

Eğlence programlarına gelince… Tam bir kültürel karmaşa: Çılgın bar ve diskotek şovları, çiğ köfte yoğrulan türkü programları, Türkiye kanallarından araklanmış formatlar, Kıbrıslılığı yücelten köy turları…

Sihirli kutunun kumandası bizde… Ama yaşamın kontrolünü galiba kaybettik…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.