1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Sınırda kalan belediyeciliğin buruk tadı
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sınırda kalan belediyeciliğin buruk tadı

A+A-

Memleketimin ve başkentimin içine düştüğü durumun ruhumda yarattığı tarifsiz acı ile buruk tadı sizinle paylaşırken amacım üzmek değil sizleri. Sadece düşündürmek ve izlemek nelerden mahrum bırakılıyor olduğumuzu!

Layık olduklarımızın bize reva görülenlerden ibaret olmadığını anlarken ben, sizlerin de bu duygularıma ortak olmanıza bir açık kapı yaratmak!

***

Tertemiz pırıl pırıl bir köyün sokakları arasından geçerek bir tiyatro gösteri merkezine doğru ilerlemek normal şartlarda mutluluk verirdi bana. Memleketimle gurur duymama bahane yaratırdı hiç yoktan!

Ne güzelsin Kıbrıs'ım diye derin bir nefes doldurmama sebep olurdu ciğerlerime...

Oysa Çarşamba akşamı, bu durum beni karmakarışık bir burukluğun içine sürükledi.

Daracık ama pırıl pırıl;

Kent görünümünde değil ama bayındır,

Gece ama aydınlık;

Sessiz ama korkusuzca sokaklarında yürümenin tehlike olarak algılanmayacağı bir köy:Çatalköy!

Son 3 yıldır, Dünya Tiyatro günü için hiç başka bir planımız yok! Ailecek sözleşmişiz gibi Beşparmaklar Tiyatro Festivali'ne gitmek bir geleneğe dönüştü bizim için.

Çok netim: Şu anda hatırlamıyorum ama eminim önceden de yazmışımdır: Dinamik bir belediye başkanının, dinamik belediye yarattığı açık 

Çatalköylülerin onu çok sevdiği ve saydığı da Çatalköy'ün bir tiyatro salonu yok belki. Ancak bu, Çatalköylülere tiyatro alışkanlığını kazandırmaya ve sanatı kültürü köye götürmeye bir engel olmuyor.  Çatalköy Belediyesi ve Tiyatro Su'nun belde halkı ile ilişkisi de ortada. Her yıl Mart ayında, Dünya Tiyatro gününden, Dünya Tiyatro ayına dönüştürülen Tiyatro gösterileri için misafirlere beraber Çatalköylüler 

yapıldığı çadırı hınca hınç dolduruyor ve çok da dikkatle izliyor, keyif alıyorlar.

Bütün bunları gözlemlemek bir Lefkoşalı olarak içimi burkmaz mı? Geçtiğim sokakları, izlediğim gece karanlığında bile aydınlık sokakları, gıpta ile izlemez miyim?

Lefkoşa'da, başkentteki şehir kültürünü, halka saygıyı ve halkın belediyeye saygısını karşılaştırmaz mıyım?

Ahhh ah Lefkoşa! Bak seni, bizi ne hallere soktular? Lefkoşa'nın kokusunu, havasını, yolunu, lambasını, refüjünü darmadağın bir hale koyup, sevgisizlik, saygısızlık ve rahatsızlık dolu bir kent yarattılar.

***

Çatalköylü sanatçılar mutlu, umutlu, keyifli.

Ne karınları aç, ne sanatlarını sergilemekte sıkıntı duyuyorlar.

Çatalköylülere verdikleri sanat hizmetini, tiyatro sevgisini bir aşka 

Oysa Lefkoşa'da son festivaller hep buruk, hep protestolu, hep şikayetçi...

Sahnede gerek orkestranın, gerekse de tiyatronun nefesi, enerjisi, tadı bozuk. Halka sanatın tadını yaşatıyorlar, fakat kendilerinin içi kan ağlıyor.

Lefkoşa Belediyesi'ni, Lefkoşa'yı, Lefkoşalıları ve Lefkoşalı sanatçıları bu hallere düşürenleri tutup taşımak lazım belediyecilikten almaları gereken dersleri almaları için böylesi yerlere.

Yazmak gelmiyor, anlatmak bile gelmiyor içimden.

***

Bir de oyun vardı değil mi izlediğim? Onu da soracaksınız şimdi! Oyun nasıldı, sahne nasıldı? diye.

Tiyatroyu izlemek için giderken de dönerken  izlediğim beledi hizmetleri benim gibi Güney'den ve Kuzeyin dört bir yanından gelenler de gördü. Festival sayesinde Çatalköy'e sık sık gitme şansı olmayanların oraları görme şansı doğdu. Gördüklerini benim gibi kıyasladılar da. Muzaffer İzgü'nün Sınır isimli oyununu böylesi bir hizmet anlayışına sahip, sanatı seven, sanata değer veren, sanatçıya saygıyı ve sevgiyi artırıcı çalışmaları destekleyen bir belediye başkanlığı ve belediyenin çatısı altında izlemenin verdiği huzur kaldı damağımda geceden.

Düşmanlığı empoze eden iki devlet yetkililerine rağmen, anlamsız bir bölünmüşlüğün iki yakasında, iki düşman askeri görünümünde, iki farklı bayrağın gölgesinde kurulan dostlukların, düşmanlığı da sınırları da nasıl kaldırdığını, halkların düşman olamayacağını anlatan oyunu, Beşparmakların eteklerinde izlemenin tadı da büyüktü aslına bakarsanız.

Tıpkı bizdeki gibi, geceleri karanlık çöktüğüde, birbirini kollayan biri Türk, biri Rum iki askerin, sınırda birbirlerinden başka kimselerinin olmadığı sahneler geldi aklıma.

Memleketimden çok şey buldum Çatalköy'de. Ve memleketimde daha çok yol katetmek gerektiğini düşündüm bir kez daha. Üstelik çağa, medeniyetimize ve hayallerimize kıyasla çok gerilerden başlanarak katedilmesi gereken aşamalar olduğunu farkettim bir de!

***

7 Nisan'dan sonra bir yerlerden başlanarak Lefkoşa'yı başkente benzetmenin, Lefkoşa gibi bir başkentin ülke sanatına ve kültürüne katabileceklerinin sınırsızlığının farkına varılmasını diledim!

Şimdi Çatalköy Belediyesi'ne ve Çatalköy Tiyatro Su'ya teşekkür mü borçluyum yoksa bana tattırdıkları burukluklardan dolayı kızmalı mıyım varın siz karar verin!

Kimbilir belki ben minnet duyarım da, bana bunu yazdırdığı için onlara öfkelenenler olur!

Teşekkürler Çatalköy. Size tebrik borçluyuz besbelli.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.