1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. “Siyah Kuğu”… Sanatçı olmanın dayanılmaz acısı…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

“Siyah Kuğu”… Sanatçı olmanın dayanılmaz acısı…

A+A-

Kendini yeteneklerinin yaratıcılığına adamış gerçek sanatçının acı yüklü dünyasını anlayabilme adına mutlaka izleyiniz bu filmi. Güzel ve naif balerine hem hayranlık duyacak, hem de ona yüreğiniz parçalanırcasına acıyacaksınız. Fondaki Çaykovski müziğinin eşlik ettiği bir melankoliye filmin daha ilk karelerinde tutsak oluyorsunuz. Bir müzikal melodram ki bu, unutulamayacak bir seyirlik olarak belleğinize kazınıyor.

Akademi ödüllerinin dağıtımının kimi zaman kendine özgü bir siyaseti var. Birilerine, bazı akımlara mavi boncuk dağıtma babında Oscar’ların verildiği ve hatta perdeye yansıtılan kimi dönemsel siyasal eğilimlerin Oscar’la ödüllendirildiği hep yazılır ve söylenir. Ama Darren Aronofsky imzalı ve inanılmaz bir Natelie Portman performanslı BLACK SWAN (Siyah Kuğu), dört tane Oscar heykelciğine hakkıyla uzanabilmeyi başaran bir film. Sanatsal düşünce tarzının sanata verdiği ödüller bunlar. Çünkü bu film, kırılgan bir balerinin yükselme hırsına tuttuğu projektörle sanat adına anlatılmış en çarpıcı sinemasal öykülerden birine dönüştürüldü. Natalie Portman yarattığı unutulmaz Nina karakteriyle, yalnız balerinlerin değil, tüm sanatçıların dünyasının temsilcisi oldu. Hırslı bir şair, yazar, ressam ya da müzisyen de başarı adına her an o kırılgan dünyalarında Nina’nın dramını yaşamaktadır.

Bir bale topluluğunun kadın ve seks düşkünü yönetmeni çok bilinen “Kuğu Gölü”nü değişik bir yorumla sahneleme projesini gündeme getirir. Yorumun esprisinde, saflığı temsil eden beyaz kuğunun, kötülüğün simgesi siyah kuğuya dönüşmesi vardır. Bu iki zıt karakteri aynı sanatçı canlandıracaktır. Topluluğun balerinleri arasında solistlik için kahredici bir yarış başlar. Yarışı kazanabilmek için en yetenekli olmak yetmiyor. En hırslı olmak da gerekiyor. Sanatı adına kendini paralarcasına çalışırken bedeninin her yanını kanlar içinde bırakan, cinsellik dahil tüm dünyevi zevklerden elini ayağını çeken Nina’nın hırsı, ölümcül bir çizgide gelişmektedir. Bale grubunun otoriter yönetmeni, başrol için Nina’yı gözüne kestirmiş olsa da, onun sanatsal kimliğini yetersiz bulmaktadır. Nina’yı frijit duyarsızlıklar içinde olmakla suçlar. Duyarlılığını artırmak için saf ve narin balerini adeta sapık ilişkilere zorlar. Bu yetmez, önüne rakip olarak dünyevi tüm zevkleri özgürce yaşayan Amerikalı fırlama balerin Lily’yi çıkarır. Dost mu düşman mı olduğu belirsiz Lily, yaşamına bıçak gibi girdiği Nina’nın hırsını kamçılayacaktır ama, onu başarısının doruklarında tükenişe götüren zorlamaların da bir parçası olacaktır. Nina’nın annesi, emekli bir balerindir. Solistliğe hiçbir zaman yükselememiştir. Kadın, kendi başaramadıklarını kızına yaptırtabilme deviniminde. Sert kuralları ve aşırı ilgisiyle naif kızını kuşatması altına almıştır. Sanatsal yaşını doldurduğu için bale grubundan ayrılmak durumunda bırakılan eski solistin intiharı çağrıştıran bir kazada yatağa mahkum olması ve kendi bedenini hasara uğratan mazoşist isyanını sürdürmesi, Nina için bir başka şok olur. Kaçınılmaz bir başarının doruklarına acılar içinde yükselirken kendi geleceğini de eski solistin trajedisinde görür… İç dünyası tümden yıkılmış olsa da, performansını giderek parlatmaktadır. Cinsel kışkırtmalarını tacizlerle sürdüren otoriter yönetmen, başrol seçimini Nina’dan yana yaptığında, narin balerin artık tükenişin eşiğindedir. Lily’yle sanrı mı yoksa gerçek mi pek belli olmayan lezbiyen ve şiddet ilişkilerinin içinden ağır yarayla çıkar. Gala gecesi değişik yorumlu “Kuğu Gölü”nün finalinde, salondakiler Nina için müthiş bir coşkuyla ayağa kalkar ve ortalık alkışlardan yıkılırken, narin balerin de kanlar içinde son nefesini verir. Beyaz kuğudan siyah kuğuya, siyah kuğudan da beyaz kuğuya çarpıcı bir uyumla dönüşen sanatsal yeteneğinin doruğunda kendini sanatı adına feda eder.

Rolüyle bütünleşen ve uzun süre yarattığı karakterin etkisinden çıkamayan Natalie Portman’a eşlik eden Winona Ryder, Vincent Cassel, Mila Kunis ve Barbara Hersey de şahane oyunculuklar sergilemekte. Yoğun içerikli senaryoda üçlü bir ekibin ortak imzası var. Fondaki büyüleyici Çaykovski müziklerinin yapımcısı Clint Mansell. Matthew Libatique’in gizem yüklü görüntüleri enfes. Ve tabii ki yönetmen Aronofsky’nin bu zor sinemasal anlatımdaki Oscar’lık ustalığına şapka çıkarılır.               

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.