1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Siz Kürtler, biz Kıbrıslı Türkler ve Yılmaz Özdil’in Denktaş’ı
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Siz Kürtler, biz Kıbrıslı Türkler ve Yılmaz Özdil’in Denktaş’ı

A+A-

Van depreminden sonra Mersin’e getirilip kalacak yer verilen kürtlerden biri gözleri dolarak ama beri yandan da yanlış anlaşılmasın diye mahcubiyet ve eziklik duygusuyla anlatıyordu. Sağlık ocağında karşılaştık, spontane bir tanışma oldu, aslında ikimizin de acıyan yerleri başkaydı ama kimse onun yarasına bakmak istemiyordu, yarası başka yerden kanıyordu, gözü kördü zamanın, görmüyordu. Onu kanattıkça ondan devlet, ondan millet, ondan ulus, ondan hukuk, ondan savaş çıkarmayı marifet sanıyordular. O kadar mahcup ki, o kadar ki kendisini ‘yarasından bağımsız yarası kananlardan’ sanmayalım diye, sanki kürt olmak yalnız cümle içinde değil fizyolojik olarak da büyük bir ayıpmış gibi öyle değilmiş gibi yapmaya çalışıyordu. Karısı ve çocuğuyla iliştirildiği evde yaşıyorlardı. Bahçede çalışıyordu. Devletine zeval vermesin diyordu elleri, devlet hiç dokunmuş muydu acaba ellerine?
    
Birden. Hiç anlat demedim. Ama çok anlatmak istiyordu belki de. Çok dokunmuştu özneli-yüklemli bir acı. Dedi ki. Kısık sesine boğazında yumuk yapan düğümle. Gözleri dolduğu halde ağlamamayı Kürt sanan gözleriyle… Dün bahçede çalışırken kadının biri durduk yerde “ Siz Kürtler’ demiş. Çok zoruma gitti abi dedi, çok zoruma gitti; ne demek: ‘Siz Kürtler’. ‘Başkanınız televizyonda dedi bağımsız Kürdistan’ı kuracakmışsınız.’ Sustu. Biraz emdi içini içinde. Sonra ıslattı harfleri devam etti: ‘Devlet dedi, koca TC devleti, bilmiyor mu, kim kimdir, ne nedir, benimle neden uğraşıyorlar, beni zorla kötü yola mı düşürecekler’ dedi. Ne demek ‘Siz kürtler’! Sonra kendini aklamaya çalışan, aslında öyle olmadığını belirtmeye çalışan her ileri demokrasi vatandaşı gibi, zira demokrasi beşinci vitese takıldığı zaman maazallah o hızla ne olacağı belli olmaz vites mites Allah korusun bir yerine takılır; ne kadar Türk ne kadar Müslüman ettiğini açıklamaya çalıştı: “Benim abim çevik kuvvet” dedi. ‘Biz de bu ülkenin vatandaşıyız”. “Olmasa ne olur dedim”. Ancak diyebildim ben de. Yine duraksadı. Hep mahcubiyetti sureti. Ama sonra yalnızlığı geldi herhalde aklına, yalnızken bir kürt edemediği geldi aklına zira kalabalıkken de kürt edilemiyor çünkü herkesin türk etmesi gerektiği bir matematikte Kürtler, Ermeniler, Kıbrıslı Türkler, Aleviler, Nedim Şener ve Ahmet Şık ve Can Dündar ve Ece Temelkuran ve Nuray Mert ve tabi Yıldırım Türker ve Birgün Gazetesi ve Evrensel Gazetesi ve diğer bütün ötekiler (ya da azınlıklar mı –az mıyız gerçekten biz-) sıfır edebiliyordu. O yalnızlığı büyürken dedi ki “Biz çalışıyoruz, çalışkanız diye Mersin’i Kürtler bozdu demeleri de çok ayıp değil mi? Bir de bize kadınlara kötü davranır, kız çocuklarını sevmeyiz derler, ben burada gördüm, bütün erkekler sabahtan akşama kadar kahvede oturuyorlar, kadınlar çalışıyorlar. Çalışıyorsak suç mu?” dedi. Gene utandı akabinde. Akabinde utanmayan kürt ya teröristtir ya da bozguncu, iyi ki utanmayı bildin kardeşim; iyi ki utanmayı bildin, yoksa maazallah kürt ederdin, ne fena. Durdu, yutkundu, gene dedi: ‘Siz kürtler’ ne demek oluyor, ‘siz kürtler!’
    
Siz kürtler şu demek oluyor Kürt kardeşim, depremde ölmeyi bile beceremediğin halde ve durmadan üremeye devam ettiğin halde ve dağda çocuklarımızı öldürmeye devam ettiğin halde, bir de yetmezmiş gibi sizden İbrahim Tatlıses olduğu halde, hiç kimse size hiçbir yerde ‘siz kürtler’ demediği halde, sabahtan akşama kadar tonlarca kökenli vatandaşın damga pulu basar gibi hapishanelere doldurulduğu halde, bir de yetmezmiş gibi size ev iş aş verdiğimiz halde, tarlamızda, bahçemizde, sizinle değil konuşmak yanımızdan geçerken bile tiksindiğimiz halde hala bu ülkede size ‘merhaba’ dediğimiz halde siz hala ‘kürtler’ demeye çalıştığınız için ‘Siz Kürtler’ demek oluyorsunuz.  
    
Siz ‘kürtler’ edemezsiniz, biz Namık Kemal Meydanı'nda ‘Kıbrıslı Türk’ edemeyiz,  19 Ocak günü kaldırımda yüzükoyun yatan Hrant’ımız ‘Ermeni’ edemez, Maraş’ta annelerinin rahmine sokularak öldürülen ‘Aleviler’ cenin edemez. O yüzden yüzünü her devirdiğinde, gözlerin yaşla dolsa da ağlamamayı marifet sandığında abinin polis olduğunu söyleyeceksin. Söyleyeceğiz  hevalé delal. Söyleyeceğiz! Yoksa yaşatmıyorlar bizi. Onlara her sabah akşama kadar ne kadar türk ne kadar Müslüman olduğumuzu tekrar edeceğiz, biat edeceğiz hevalé delal, biat edeceğiz, yoksa hukuk dişleri dökülmüş bir medeniyet kırıntısı hangi çılgın buralara hukuk getirecekmiş şaşarım!
    
Yılmaz Özdil olmak budur kürt kardeşim. Yoksa yılmaz Özdil her Kıbrıs mevzubahis olduğunda bir halkın üstüne kusmayı yazarlık sayabilir mi? Yılmaz Özdil Denktaş’ı Anıtkabir’e gömmeyi isteyecek elbet, çünkü Yılmaz Özdil olmak her gün koltuğuna oturup insanlara tepeden bakarak ‘sen yeterince Türk değilsin’ ‘sen yeterince Kemalist değilsin’ ‘bu ülke nasıl kuruldu biliyor musun’ demektir. Yılmaz Özdil’in hiçbir öznesi insan değildir, gizli öznesine hep ‘etnik kimlikler’ yaraşır. Yılmaz Özdil’e kalsa Kıbrıslı Türkler için de reva görülecek şey 90’lı yılların başında kürtlere reva görülendir. Çünkü yeterince türk olmayanların yeterince yaşamaya hakları yoktur. O yüzden o büyük insan, kurtarıcı, devlet adamı, sanatçı, esprili, insan sevdalısı Denktaş’ın Kıbrıslı Türkler gibi yeterince türk olmayan insanların arasında kalmaması lazımdır, onun yeri gerçek ve yeterince türk olanların yanıdır. Yılmaz Özdil’e göre Dersim’de ne layık görülmüşse Kıbrıslı Türkler’e de layık görülen o olmalıdır. Bakmayın siz Yılmaz Özdil’in ( o yalancıların mumunun üflendiği yerde, uydurulan masallara inanan yazıların yazıcılarına; inanmayın) gericilere karşı verdiği Kemalist-aydınlık savaşa. Evet, Hastir Yılmaz Bey beğenemedin mi yazımda söylemiştim tekrar ediyorum, Kıbrıs mevzubahis olduğunda aralarındaki tek fark kimin daha fazla büst kimin daha fazla cami dikeceği kavgasıdır! Yılmaz Özdil’in Zaman gazetesinde yazmaması ya da Sabah gazetesinde yazmıyor olmamasının küçük ayrıntısı budur, temelinde ‘insani olan’ hiçbir şey yoktur ve onlar pek fazla utanmazlar da, bir halkı yerden yere vururken bütün sözcüklerini baştan sona okuyun yalnızca ‘yeterince olamamak’ meselesidir!
    
O yüzden Denktaş olmak yeterince yeterdir. Milli ve ulusaldır. O kürt çocuğunun gözlerindeki mahcubiyetin sokağın başından sonuna kadar kürt edemediği yerde, söyleyemediği yerde, utanarak sıkılarak türk edebilmenin kavgasını ettiği bu yerde sıfır edersin sen ben, onlar ulus eder. O yüzden Yılmaz Özdil olmak kolay ve büyüktür. Denktaş olmak onca sene, onca uzun sene, bütün söylediklerini tek bir paragrafta anlatabilirsin, büyük siyasetçi eder, büyük ve saygıdeğer olur. Yılmaz Özdil’in ömrü billâh yazacağı bütün yazıların tek bir tümcesi vardır, aslında kendisinin de bundan sonra yazması kâğıt hovardalığıdır; ziyan işidir: şunu der durmadan: “Ne kadar Türk edersin yeterince.” Bu tümce iyi satar. Çoksatar. Yok satar. Çünkü az dolambaçlıdır. Fazla irdelemez. Yormaz.  Fikir barındırmaz. Empati kurmaz. Anlayış yoktur. Dinlemez. Ortak bir akıl içermez. Öznesinden yüklemine kadar hazır kalıplı cümlelerle konuşur, yazar. O yüzden bir başkasına da yazdırsa misal, ya da o gün hasta olsa, kendisi olmasa da, Yılmaz Özdil olunabilir. Yılmaz Özdil olunabilir insanlardan da çok olduğundan Yılmaz Özdil çok tutar. Çok okunur. Yılmaz Özdil olmak için çaba gerekmez. Her gün herkes, her manşet, her medya, her satır, her insan (şu meşhur sokaktaki adam) Yılmaz Özdil olabilir. Yani yeterince yeterdir, yeterince yetmesi de yeterdir, koca bir halk bir halt etmezse onun üstünü çizebilir, tek bir kişi yeterince yeter ederse bile, o yüzden Yılmaz Özdil’in bizleri sevmemesi normaldir, Denktaş’ı sevmesi çok normaldir. Çünkü ikisi ancak ‘yeterince eder’…
    
Yılmaz Özdil’i okuyanlar ile Zaman gazetesini okuyanlar arasında hiçbir fark yoktur. Şöyle bir enlem-boylam farkı olabilir. Biri kuzey yarım küredir diğeri güney yarım küredir. Ama mesela aynı kış döner dolanır mutlaka biri giderken bahar diye öbürü gelir. Bunların kışı bitmez. Bunları okuyanlar da bu minvaldedirler, kendilerine demokrat, Kemalist, ilerici, hatta solcu yaftası giydirmelerine rağmen birbirlerinden hiçbir farkları yoktur. Bunun doğruluğunu Kıbrıs, Ermeni, Kürt, Alevi ya da azınlıklar meselelerinde net olarak görebilirsiniz.
    
Hevalé delal; demem şu ki, aynı acılardan kanıyoruz. Bunların alfabeleri aynı yerden Türkçe etmektedir, ondan birbirlerine yetmeleri, birbirlerine kocaman laflar vermeleri. Sen ve ben etmeyiz ama. Ama güzel kardeşim bir gün edeceksen inan bana beraber edeceğiz. Çünkü zalimin Türkçesi aynı yerden, çünkü zalimin zulmü hep aynı kelimelerden örülü, ikimizin de acısını aynı yerden kanatıyorlar. İnan bana ki Diyarbakır’ın yarası kanıyorsa eğer Lefkoşa’ya yara bandı takmayacaklar.
    
Bir gün kürt edeceğiz hem de Mağusa’da doğan bir adamla beraber. Kıbrıslı da edeceğiz Vanlı bir adamla. Hiç mi hiç sormayacak ama ‘nerelisin’ diye. Çünkü ‘insan etmek’ bütün ‘Matematik problemli beton kafalardan’ daha güzel sayı edecek.

Edeceğiz kardeşim! Sana ‘Siz Kürtler’ demeyecekler bize de ‘Siz Kıbrıslı türkler!’ Sonra ne kadar ‘ettiğimizden’ ‘yeterince yettiğimizden’ konuşmaya gerek kalmayacak. Senin abin çevik polis olmasa da olacak. Allah devletimize zeval vermesin demeye gerek kalmayacak. Senin yerin sallanırken senin nereli olduğun değil hepimizin insanlığı yetişecek.
    
Ve kavga edeceğiz Yılmaz Özdil okumasın diye çocuklarımız..



20 Ocak 2012
    
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.