1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Sizin televizyon kaç ekran?
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sizin televizyon kaç ekran?

A+A-

 

Televizyon'u açık bırakıp uyuyanların (hâlbuki televizyon kapalı senin zihnin açık olacakken) ya da mutfakta yemek pişirirken bir yandan da göz ucuyla televizyona bakanların dünyasında artık zincirle tutuklanmıyor insanlar. Devlet hapishaneleri kaldırabilir mi önümüzdeki yüzyılda? Nasıl olsa televizyon var renkli-türkçe bilmem kaç ekran isteyen istediği yalnızlığı yaşayabilir kendi sonsuzluğunda. 

 

Televizyon'dan izleyebiliyoruz artık savaşları. Hani, Amerika Irak'a girdiği zaman canlı yayın izledik bütün olanları. Televizyon, artık anlık duyguları ve yaşananları ve patlamaları biriktirdiği insan doğasında tam da insanın yeni düzenine uygun bir araçtır. Asla ötesini düşünemezsiniz. Televizyon size "istediği kadarını" "istediği şekilde" verir. Sizse onun kulları olarak onun "istediği kadarını" düşünürsünüz. Televizyon düşünmemek için müthiş bir mucit. Şimdi herhangi bir yerde de insanlar ölüyor. Her gün. Her gün bir insan mutlaka ölüyor. Yoksulluktan ölüyor, haksızlıktan ölüyor, hukuksuzluktan ölüyor, yalanlardan ölüyor, ölsünler diye ölüyor. Ama hiçbir tepkimiz yok buna verecek. Çünkü televizyon sizi "tepkisizleştirir." Artık her şey normaldir. Çünkü biz filmin bir karesini izledik zaten. Eğer filmin başında ayağa kalkıp sinemayı terk etmemişseniz, sonunda kime kızdığınız çok da önemli değildir, çünkü ‘kötü’ ve ‘haksız’ olan hikâyenin sonunu da düşünerek ‘oynatmıştır filmi’. Şimdi her evde bir sinema salonu, her evde bitmez tükenmeyen bilmeyen bir tüketme hırsı, kazanma hırsı, güçlüden yana olma hırsı, güçsüzü ezme hırsı ve siz daha iyi duymak için bazen ‘bütün kötü ve haksız olanları’ kumandadan sesi açarken ‘onlar’ durmadan ‘sesinizi kısıyorlar’…Gerisi önemli değildir. Televizyon bunu "yasallaştırmıştır" zaten. Sonrasında ne kadar insanın öldüğü de önemli değil. Televizyon insanın "duygularını köreltmek için” çok ekrandır... Televizyon izlerken afallarsınız. Sürekli düşünmek sistemli düşünmek diye bir şey yoktur televizyonda. Anlık ve sabit ve öyle geçerken gelir durur ve geçer gider televizyon. Yani tam da sistemin istediği gibidir... 

Robot ve mikser ve daha fazlası makineleri icat ve mucit eden teknoloji zamanla insanı robotlaştırmak ve yönlendirmek için kul hakkı ödemeksizin televizyonu kullanmıştır. Çünkü herkes aynı düşünsün. Herkes aynı giyinsin. Herkes aynı reklamı izlesin. Herkes aynı dizide gülüp aynı dizide ağlasın ister. Sizi susturmak için televizyonun sesini daha da açarlar. Kamerayı istedikleri yere koyup "haber değeri" taşıyan haberleri konu ve konuk ederler. Ne kadar mesele etmeyen şey hakkında uzun ve boş ve manasız konuşurlarsa o kadar uzar sizin kurtulamamanız. Siz biraz yalan izlerken birilerinin cinayetlerini, mafya-siyaset ve devletin üçgenini ve silahlarını kurumsallaştırır ve onu aklar televizyon... Siz, aman canım ne kadar da üstüne gider oldular bu konunun, medyanın elinden kurtulamazlar diye düşündüğünüz anda, o ülkede hukukun ve adaletin bittiğinin ve yerine yepisyeni-gıcır bir kurumun geldiğinin farkında değilsinizdir. Çünkü bu kadar sermaye, bu kadar hırsız, bu kadar yalancı, hepsini en az günde üç kere ve seksen derecede ve beyazlarla beraber aklaması gereken bir makine gereklidir. O yüzden iyi bakın, her yalancının, her hırsızın, her sermaye edenin, artık bir adet gazetesi ya da televizyonu mutlaka vardır. Bunların futbol takımlarının kanallarından, dergilerinden, internet sitelerinden hiçbir farkı yoktur, yancıdır, yandır, ve amaçları yanlarını temize çıkarmaktır, bunun içinde ‘en çabuk ve en hızlı yanılan duyu organına’ saldırırlar, camdan, ve cam kadardır bütün dik duruşları, yenilmezlikleri, süper güçleri… Televizyon ciddi bir kurumdur. Cidden sizi uyuklatıp kendisi açık kalmayı başarır... 

Neden arıyorsunuz ve hemencecik hayran oluyorsunuz hiç tanımadığınız insanlara? Bir dizinin kahramanını niye bu kadar ciddiye alıyorsunuz? Neden duyduklarınızdan ve gördüklerinizden ibaret algıladıklarınız? Amerika, Ay’a gitmedi diyorlar biliyor musunuz, hepsi bir Hollywood stüdyosunda tezgâhlanmış, bir göz yanılsamasından ibaretmiş, inanır mısınız? Ama Hollywood bunu başarıyor hiç fark etmediniz mi? Amerika, Vietnam’da da kaybetmişti, ama Vietnam filmlerinin hepsinde sanki Vietnam’da o kadar acıya sebebiyet veren kendisi değilmiş gibi yaptı ve gene zihinlere ‘özgür Amerika’ imajını yaftaladı. İkinci Dünya Savaşı filmlerinde de ‘zalim Amerika’ yerine ‘savaşı bitiren’ ve ‘özgürlüğü’ hatta ‘barışı’ getiren ülke gibi göstermiştir. Çünkü okumayan, bilmeyen, araştırmayan, sorgulamayan insanlar için ‘göz’ bir öğrenme biçimidir ve çoğu kez ‘kulaktan dolma’ bişeydir ve zihinsiz yapılan bir eylem olduğu için ikisi de, yanıltıcıdır. Ötesini neden merak etmiyorsunuz? Neden ölebilmek için bu kadar yavaş ve moralsiz ve kukla yürüyorsunuz? Siz başkasının düşüncesiyseniz ve başkasıyla ancak ‘bişey’ ediyorsanız neden ‘insan’ oldunuz, dörtnala koşan attan, kanatlarını çırptığı için uçabilen böcekten ve rüzgâr üflediği için sallanan ottan ne farkınız var? 

İnsan, başka bir insanı yenmeye başladığı anda, ki bu ilk insan kendisi ise daha muzaffer bir zaferdir; insandır… 

Televizyon size şunu söylüyor: Ben senden daha güçlüyüm. Çünkü sana hükmediyorum. Benim söylediklerimi duyacak izleyecek ve ben ne düşünürsem sende o kadarını düşüneceksin. Yeri gelecek kızacağım. Sen de benim kadar kızacaksın ama. Yeri gelecek üzüleceğim. Sen de üzüleceksin. Benim sınırlarım ve koyduğum noktaya kadar ama. Ben bu ‘kötüdür’ diyeceğim sen de ‘kötüdür’ diyeceksin, ben gazeteden ‘haindir’ diyeceğim, televizyonlardan ‘suçludur’ diyeceğim, hatta bazen ‘öldürün’ diyeceğim, siz de öldüreceksiniz. Merak etmeyin daha sonra ‘onu’ da melodram bir dizinin beşinci bölümünün final sahnesi gibi, öyle acıklı öyle yazık öyle gerçek öyle sen gibi anlatacağım ki, ‘yine aklayacağız kendimizi’ ama değişmesi gereken gene değişmeyecek, oynayacağız biz bu oyunu… 

(Ahmet abi. İki gözüm gibi saklıyorum şarkılarını. Nasıl küfrediyorsan, biliyorum, onların gazetelerine, televizyonlarına, öyle küfrediyorum. (Ertuğrul Özkök mezarına geldiğinde suratına işedin de mi güzel abim, ama ibne basın işte onu da yazmadılar de mi abim?)Ve dönüp bakıyorum, on yıl olmuş sen gideli, on yıl olmuş ‘bizim türkülerimizi’ kimse söylemeyeli. Ne zaman aşka düşsem, ya da kıyılsa bir yeri tenimin; hala rakının yanına koymasam olmaz, koymasam olmaz, sen şimdi bizim çocuklara söyle türkülerini, şerefe olsun gözüm, insanlığın onurunun şerefine!) 

Peki, siz ne diyorsunuz altı masanın ayaklarıyla üstü örtüyle örtülmüş duran cam yığınına? 

John Logie Baird bunun için mucit olmadı herhalde? 

Ne kötü... İnsan bulup önce; sonra insanı öldürüyor hep... 

Bazen… Şöyle acıklı bile düşünebiliyor insan: 

Atom bombasını Japonya'ya postaladılar hiç olmazsa; televizyonu herkesin evine... 

2006–2010

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.