1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. So what?!..
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

So what?!..

A+A-

Kıbrıs sorunu hareketlenmiş… E ne olacak yani? İngiliz de “so what?” der buna… 1968 yılında Beyrut’ta Rauf Denktaş ile Glafkos Kleridis tarafından başlatılan toplumlararası görüşmelerin 45’inci yılındayız. 45 yıl içinde bu sorun kaç kez hareketlendi de ne oldu?.. Türk Lider Derviş Eroğlu ile Rum Lider Nikos Anastasiadis arasında ilk temasın 29 Mayıs yemeğinde yapılması bekleniyor.
   Bilindiği gibi 29 Mayıs, Bizans’ı yerle bir eden ve İstanbul’u Türk topraklarına katan büyük tarihi olayın 560’ıncı yıl dönümüdür.
   Rumlar kendilerini yıkılan Bizans’ın devamı ve mirasçısı olarak görürler. O nedenle bu yıldönümü Rum taşkınlıkları ve kışkırtmaları yüzünden her yıl gergin geçer. Bu yüzdendir ki, ilk buluşmayı gerçekleştirecek bu yemek için 29 Mayıs tarihinin seçilmesi çoğu kişi tarafından “talihsiz bir ironi” olarak nitelendirilmektedir. Öyle bir atmosferde huzurlu yakınlaşma mı olur? 
   BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, geçen yılın başlarında başarısızlığa uğrayan Eroğlu – Hristofyas katılımlı Greentree zirvesinden sonra yılgınlık belirtileri göstermiş ve meseleyi artık uluslararası konferansa havale etme düşüncesini seslendirmişti.
   Şimdi Rum tarafında, Hristofyas’ın o çok başarısız döneminden sonra yeni bir siyasi lider var. Ve Anastasiadis döneminde de umut verici bir hava duyumsanmıyor… Böylesi bir ortamda, uluslararası konferans bakalım tekrar gündeme gelecek mi!..
    *       *       *
   Aslında uluslararası konferans, Türk tarafı açısından toplumlararası görüşmelerden daha da umutsuz. Türk – Rum görüşmelerinin başladığı 1968’den bu yana geçen 45 yıl içinde çözümlenen nice uluslararası sorun var. Ama yalnızca bölgemizdeki Kıbrıs ve Filistin sorunları sürüncemede tutuluyor. Neden mi?.. Çünkü bu çözümsüzlükler uluslararası aktörlerin işine geliyor.  Kıbrıs ve Filistin sorunları çözümlenmediği sürece emperyalist güçler bunu gerekçe sayıp bu çok duyarlı bölgemizde atlarını diledikleri gibi oynatabiliyorlar.
Dahası, bunlar AB üyesi meşru devlet olarak algıladıkları Kıbrıs Rum Yönetimi’ne son derece sempatik yaklaşıyorlar. İşin artısı da var… Bu yönetimin Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz kartlarını ele geçirmesinden sonra uluslararası bir konferanstaki güç dengelerinin nasıl etkileneceğini tahmin etmek hiç de zor değildir.
   Kıbrıs’ın doğal zenginliklerinde ada Türklerinin de haklarının bulunduğu çeşitli çevrelerce seslendirilse ve telkin edilse de, Rum yetkililer bu konudaki egemenlik hakkının ve iradenin sadece kendilerinde olduğuna vurgu yapmaktadırlar. TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de geçen hafta Türkiye’nin bu konudaki duyarlılığına dair net bir açıklama yaptı. Rum komşularımızın o bağlamda tenezzül gösterebildikleri tek yumuşak açıklama, siyasal çözüm bulunana dek Türklerin haklarını nüfus oranlarına göre saklı tutacaklarına dairdir. Kaldı ki, günü geldiğinde o hakları Türklerin kendilerine olan borçlarına göre düzenleyeceklerini hatırlatmayı da ihmal etmiyorlar. O gün bir gelse, Türk tarafını kendilerine borçlu da çıkaracaklardır. Buna kuşku duyulmamalı.
Bu bağlamdaki atraksiyonları bir yana, siyasal bir çözüme asla yatkın olmadıklarının mesajlarını da çeşitli şekillerde biteviye vermektedirler. Örneğin Rum lider Anastasiadis ayak sürümekte, görüşme masası için isteksiz olduğunu duyumsatmakta, önceliklerinin kendi ekonomik sorunları olduğuna vurgu yapıp masada buluşabilmek için yarım ağızla; “durun hele; belki önümüzdeki sonbahar”da demektedir. Bir yandan da lobilerine, “çözüm için Rumlara baskı yapılmasın” mealinde açıklamalar yaptırtmaktadırlar…
   *        *        *                   
    
   Kıbrıs sorunu için uluslararası konferans projesi eğer gerçekleşirse 45 yıllık uzlaşmazlık sürecinde ince ayarlarıyla etkili olan uluslararası politikanın ilahları bu konferansın ev sahipleri ve egemenleri olacaktır. Kıbrıs sorununun yeteri kadar olgunlaştığı düşüncesindeyseler bu sorunu çıkarlarına uygun biçimde orada bitirecekler… Ya da olgunlaşmanın henüz gerekleşemediği düşüncesindeyseler, çözümsüzlük sürecine yeni boyutlar kazandıracaklardır.   
   Kıbrıs sorununun gerçek tarafları Kıbrıslı Türklerle Rumlardır. İdeal olan, bu sorunun mutlaka onlar tarafından iyi niyetle çözümlenmesidir. Gerçek taraflarınca çözümlenemeyen bir sorunu yabancılar çözerse, onun adına “çözüm” denmez, “facia” denir.  Biz bu facia filmini 1959’daki Londra ve Zürih konferanslarından sonra görmüştük. Yeni bir versiyonuna “asla” diyoruz.  
   Kıbrıs Türk halkı kendi güvenceli coğrafi konumunda, siyasal eşitlikten ve bu eşitlik çerçevesinde insanca yaşamaktan başka bir şey istemiyor. Bu çağdaş ve evrensel isteğin Rum tarafına ve onların kışkırtıcılarına batan nesi var ki?..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.