1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Soyer: "CTP’yi tartışmak yanlış"
Soyer: "CTP’yi tartışmak yanlış"

Soyer: "CTP’yi tartışmak yanlış"

CTP eski genel başkanı, Mağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, dar bireysel çıkarlarla, partinin “sen- ben” kavgasına girmemesi, gerektiğini söyledi. Soyer, bunun CTP’ye yapılacak en büyük kötülük olduğunun altını çizdi.

A+A-

Baykan Gürses Özdağ

Cumhuriyetçi Türk Partisi eski Genel Başkanı, mağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer, CTP’yi tartışmanın odağı yapan CTP’lilere seslenerek, “Dışa dönük bu tartışmalar, sadece CTP’yi yıpratır, büyük resmi görmemizi engeller” mesajı verdi.

Havadis’ten Baykan Gürses Özdağ’a konuşan Soyer, yaşananları ele almadan, kurultay hesaplaşmasına girilmesinin yanlış olduğunu söyledi.

Bunu “yeni arkadaşlar görev almasın” manasında söylemediğini ifade eden Soyer, CTP’ye “gönül bağından başka bir bağla bağlı olmayanların” gönül bağını kopartan bir yapının yanlış olacağımnı, bundan bir görev elde edenlerin de başarılı olamayacağını söyledi.

“CTP bu süreçte ne yapmalı?” sorusunu da yanıtlayan Soyer, “Bence CTP bunca deneyden sonra, öncelikle ne yapmamalı konusuna odaklanmalıdır. Yapmaması gereken tek şey, bütün tecrübeler bize bunu gösterir, bu denemelerden  sonra, neden - sonuç  bağlantısı ile doğru dürüst analizler yapıp, iç kargaşa içine girmemesidir.  Hele her hükümet denmesinden sonra kişilere odaklı Kurultay hesaplaşmaları ve parti içi konum elde etmek veya konumunu  korumak etkisi ile sorunları gelecek Kurultay hesaplaşmaları içine hapis etmek, yapılmaması gerekendir.   Bize yakışmayan tek şey var.

Bir sonucun olumsuzluğunun kollektif akılla ele almak yerine, bunun  belli kişilere bağlanması. Bu başarı halinde de geçerlidir” dedi.

SORU: CTP'yi sağ partilerle Reforum adı altında bir araya getiren nedir? Bu doğru mudur?

Soyer: Biz, CTP'nin ve solun parlementer mücadelede konumu ve hükümet olma sorunsalını ideolojik ve siyasal olarak, 1970'li yılların içinde düşünsel temelde bir çözüme bağlamıştık.

Barış, Demokrasi ve emeğin cıkarları, toplumsal varlığın gelişmesi için mücadelenin esasını ortaya koymuştuk.

CTP olarak temel tesbitimiz şu idi.

Temel çelişkinin önüne, belli tarihsel dönemlerde ikinci çelişki geçer. Bu da temel çelişkinin mücadele perspektifini tıkar. Bunun için sol bir partinin görevi, temel çelişkinin özünü ve onun değerlerini odağa koyarak, ikincil çelişkinin çözümü için mücadele etmektir.

Kıbrıs'ta ikincil çelişki, yani  toplumlararası çelişki öyle bir hal halmıştı ki bırakın adanın emekçilerinin ortak ekonomik, demokratik ve siyasal mücadele vermesini,  Türk Toplumunun  kendi  içinde, anti- demokratik, demokratik hukuk devleti ilkeleri dışında ve üretken yapıdan uzak bir rejim altında yaşamasını getirmişti.

Bir yandan şövenizimi azdıran, öte taraftanda askeri baskı rejimini her zaman yeniden üreten bir besiyer olmaktaydı.

Bunun için CTP öncelikli mücadelesini,  sosyalist değerleri odakta tutarak, barış, demokrasi ve sosyal adaleti merkezde tutan, üretken bir ekonominin yapının gelişmesi,demokratik hukuk devleti ilkeleri içinde konumlanacak bir toplum yapısına ulaşmak noktasına kendini odakladı.

Bu mücadelede bir bakarsanız, bu hedeflerimiz, normalde demokratik bir burjuva partisinin hedefleri olması gerekirdi.

Ancak bu temel değerlerin mücadelesini, CTP ve TKP gibi sol partiler, sosyalist kadrolar ele aldı.

Bunun için parlementer  temelli demokratik mücadele ile çoğunluğa ulaşmak ve demokratik usullerle hedeflerin yerine gelmesi için Meclis çoğunluğunu ele alıp hükümet olmak hedefimiz oldu.

İlk kez 1976'da yapılan parlemento seçimlerinde CTP ve TKP Parlementoda yer aldı. Ancak tek başına ciddi bir çoğunlukla UBP ve Denktaş, Meclis'te çoğunlukla yer aldı.

Fakat Kıbrıs sorununu kendi ideolojik formasyonlarına bağlı ayrılıkçı bir sonuça bağlamak düşüncesine odaklanmış yaklaşımları ile en geniş halk kitlelerini baskıcı, yağmacı bir yapıda yönetmek onların yolu oldu.

Bu çabaları CTP'nin ve TKP'nin ciddi örgütlü ve ama zorluklara dolu muhalefeti ile karşı karşıya kaldı.

Yani bu güçler, 1974 öncesinin askeri, milliter ve hukuk dışı anlayışını, parlementer gelişme icinde de sürdürmeye kalktılar.

Ama iş, akılcıl ve doğru bir sol mücadele ile onlar açısından çıkmaza girdi. Sendikal hareketlenmeler, basında tek sesliliğin kırılması, parlementer mücadelenin içinden, sol anlayışların kitlelere buluşması ve büyük özverilerle sol partilerin ve CTP'nin örgütlenmesi gelişti.

Bu 1981'de hemde Türkiye'deki 12 Eylül Faşist askeri darbesine karşın, sonucunu verdi. 1981 Devlet Başkanlığı seçimini, Gerçekte Rahmetli R.RDenktaş, TKP adayı rahmetli Ziya Rızkı'ya karşı kaybetmişti.

Ama R.R. Denktaş'ın seçimi kazandığı ilan edildi. Bunda o dönem bizim ve TKP'nin sandık örgütlenmemizin zaafiyetleri ve tecrübesizlikleri de rol oynamıştı.

Parlemento seçimini ise UBP kaybetmişti.

Tarihte ilk kez, CTP,TKP ve DHP nin oyları ile seçim sonrası zorla kurulan UBP azınlık hükümeti Mecliste Güvensizlik oyu ile düşürüldü.

Burada hakkını yemeden ifade etmem lazım. Rahmetli Mustafa Cağtay'ın demokratik kimliği bundan sonraki gelişmelere de kapı açtı. Ama bu demokratik kimlik de onun insafsız bir şekilde UBP'nin başından götürülmesini getirdi. Dikkatinizi çekerim, UBP hala, Mustafa Çağatayı anmaktan  uzak duruyor.

İşte CTP'nin ilk hükümet olma denemesi  burada başladı.

CTP,TKP,DHP üç muhalefet partisi hükümet olmaya karar verdi.Başbakan Sayın Alpay Durduran olacaktı...

Bu oluşumun içinde yer alacak olan Rahmetli İsmet Kotak ve Nejat Konuk orta sağ siyasetçilerdi.

Yani CTP muhtemel ortakları orta sağ partidir diye bu işten uzak durmamıştı...

Çünkü hedef, barış,demokrasi,üretken toplum ve sosyal adaleti temel alan demokratik hukuk devleti ilkelerine dayalı gelişmelerin önünü aşmaktı..

Bu ilk hükümet denmesi Kıbrıs'taki sağın, Türkiye'deki 12 Eylül askeri darbesi ile bir likte bir darbe ile engellenmesi ile oluşamadı..Halk iradesinin önü darbe ile kesildi.

Bence bugüne gelmemize ve pek çok yapısal sorunun oluşmasına yol açan ilk ciddi  yarık burada oluştu....

Çünkü, 1981 seçimlerinden sonra Rahmetli RRDenktaş "Kıbrs'ta sol Güçlendi tedbir almak lazım"açıklamasını yapmıştı.

Bu tedbirin ilk adımı, CTP,TKP, DHP hükümetini kurdurmamak oldu.

Ikinci adımı da Türkiye'nin desteği ile 1976 sonrası Sayın Ziya Müezzinoğlunun gündeme getirdiği, kamu temelli ve insanların Türkiye'den aktarılan kaynaklarla ağırlıkla kamu görevine aktarıldığı, üretken yapının darbendiği, en geniş halka kitlelerinin Bütçeye bağımlı yaşama zorlandığı, özel girişimin üretken temelde darbelendiği ve verimliliğin devlet sübvansiyonları ile geriye   alındığı bir modeli oluşturmanın  öne alınması bu adımın devamı oldu...

Çünkü bunların esas hareket noktası Kıbrıs Türk Toplumun üretici güçlerinin gelişmesini engellemek ve Kıbrıs sorununda kendi kafalarına uygun ayrılıkçı siyaseti güçlendirmekti.

Bu Ziya Müezzinoğlu'ndan başlayarak farklı pek çok sağ tandanslı Türkiyeli siyaset insanınca da ifade edildi.

Çünkü kamunun şişirilmesine dönük çıkmazı işaret eden, muhalefet eden sol ve demokrat insanlara, aklı başında iş dünyası insanlarına dönük olarak söylenen şu idi. "Hepsiniz memur olsa ne yazar, koskoca Türkiye bundan korkmaz. Para yollar ".

İşte bu modelle desteklenen 1981 darbesi ile kurulan yamalı bohça UBP Hükümeti sonuç itibarı ile önce Meclis'e "Olağan Üstü     Hal" yasalarını sevk etti.

1982 yılında CTP, TKP milletvekillerinin Girne Kapısından Saray Önüne yaptıkları yürüyüş döneme damga vuran en önemli demokratik tepki idi.

Bu yasalarla birlikte darbeyi percinleyecek işlere de devam ettiler. KKTC ilanı ile birlikte halk oyu ile seçilmiş ve 1981'de çoğunluğu kaybettikleri Meclis'i darbe ile fes de ettiler.

Kurucu Meclis Kurdular.

Bu yapı ile daha demokratik bir içeriğe sahip olan KTFD Anayasını iptal ettiler ve bu gün maalesef hala virgülünü dahi değiştiremediğimiz 12 Eylül Anayasasını baz alan bu günkü Anayasa'yı çıkarttılar.

Bu Anayasa referandumunda % 30 Hayır oyu çıkması, Kıbrıs Türk halkının içindeki ciddi demokratik potansiyelin göstergesidir.

CTP, 1985 seçimlerinde Ana Muhalefet Partisi oldu. 1985 seçimlerinden sonra UBP- TKP Hükümeti kuruldu. Bu sağ ile solun ilk koalisyon denmesi idi. Kısa sürdü ve buda dış etkenlerde bozuldu.

Ama buna karşın 1985'te UBP'den sonra Meclis'te ciddi bir varlık oluşturan CTP'ye, Ana Muhalefet Partisi statüsü ve Meclis Başkan Yardımcılığı verilmemesi için UBP ve Denktaş olağanüstü gayret sarf etti.

Yani CTP'nin Meclis'te olmasına engel olamayanlar, onun devletin herhangibir makamında yer almaması için  inanılmaz gayretler gösterdiler.

Ama bıkmayan, yılmayan mücadeleler sonucunda, onlara rağmen CTP 1994'te Başbakan Yardımcılığı ve Hükümette temsil olgusunu söke söke aldı.

O günlerde bu kafa,  CTP İçişleri Bakanlığını, Dışişleri Bakanlığını alamaz üzerine kurgulanmıştı.

Ama mücadelenin kesintisizliği ile CTP bırakın bu bakanlıkları Cumhurbaşkanlığını, Başbakanlığı, Meclis Başkanlığını, Yardımcılığını, İçişleri Bakanlıklarını ve Dışişleri Bakanlıklarının da defalarca halkımızın  desteği ile aldı.

DP'ye ise sağın en acımasızları, CTP'yi hükümet yaptınız diye saldırdı. Bundan en fazla nemalanan ve bunun kaymağını sağ seçmen açısında yiyen parti de UBP oldu.

Ha bu hükümet dönemlerinde biz tam anlamı ile görevimizi yerine getirdik mi? Bu konuda her eleştiri mümkündür.

Ama kimse şunu tersini iddia edemez.

CTP'li hükümetler döneminde demokratik gelişme ve kurumsallaşma gelişti, özgürlükler yol aldı. Bu esaslı bir gerçektir.

Üstelik kolay kolay geri dönülemez bir şekilde bunlar oluştu. Üretkenlik arttı, insanların yaşam kalitesi yükseldi. Ancak bunları süreğen hale döndürmedik.

Bunun bizden kaynaklana nedenleri var.

Ama bizden kaynaklanmayan iç ve dış sağ siyasi güçler ile ülkemizin sol diğer unsurlarınında çok değişik nedenlerle, CTP hükümetlerine dönük geliştirdikleri ortak husumetler de bu olumsuz gelişmelerde etkendir.

Bu husumetlerin sonucunda, giden her CTP Hükümeti sonrası yaşam, emekçiler için ve en geniş halk kitleleri için daha zor koşulları getirdi.

Ülke ekonomisinde büyümenin durması,  çok büyük zorlukların yaşanması  ve toplumsal varlığın daha da gerilemesine yol açan gelişmelere de kapı açılması  ise bir başka gerçektir.

Kıbrıs sorunun çözüm dinamiğinin CTP'nin görevde olduğu dönemde gelişmesi, ama daha sonra çözümsüzlük olgusunun kendini yeniden var etmeye çalışması da gerçeğin diğer yüzüdür.

CTP'li hükümetlerin görevde olması yalnız Kuzeydeki statükocuları endişelendiren bir olgu değildir.

Güneydeki statükocularda, Kuzeyde CTP'li hükümetlerden çok rahatsız olurlar.

Onlar da bu sürecin görünmeyeni olarak, CTP'li hükümetlerin yıpranması için elden geleni yaparlar.

Bu konuda yaşadığım en somut olay, 1994'tedir. O güne kadar Kuzeye elektiriği UBP'li hükümetler döneminde beleş veren Güneyin, 1994'te, CTP iş başına gelir gelmez ve üstelik açıkça, "artık parasını vereceğiz  ve  elektrik santralini bitirmemize kadar verin " dememize karşın, elektiriği  kesmelerini yaşadık.

Tam dokuz ay, CTP'li hükümeti halkı karşısında zorda kaldı. Bu CTP'yi hedef alan  çok bariz bir örnektir. Bu nedenle o dönem elimizdeki tüm kaynakları, herşeyi bir yere bırakarak, halka ve ülkeye dönük yatırımları tam ele alamadan tüm kaynakları kısa sürede buna yönelterek sorunu çözmeye çalıştık.

Dönem TL de %  200 enflasyonun yaşandığı ve bunun dağ gibi üstümüze çöktüğü dönemdi. Buna karşın kaynakları ağırlıkla elektiriği çözeye yönlendirmek zorunda kaldık.

Çünkü onlarda Kuzeydeki statükocular gibi Kuzeydeki statükonun  demokratik değerlerle değiştirilmesinden, kendi stratejik hedefleri için huzursuz olurlar.

Hülâsa şunu ifade etmek isterim.

CTP sağ partilerle demokratik değerler ve özünde var olan barış, demokrasi, insan ve emeğe katkı, üretken, demokratik toplum hedefine dönük katkı sağlamak için hükümet olur....

Üstelik başka bir şey de gelişti da  biz mi ret ettik?

Yani, 2003 seçimlerine kadar yapılan tüm seçimlerde en genelinde sol toplamda hep, % 30- 40 bandında oy aldı.

İlk kez 2003 seçimlerinden sonra sol, toplamda en geneli ile % 45- 55 bandına ulaştı.

Ancak bu bantta oy almasına karşın seçim sistemi nedeni ile CTP- TKP daha sonra oluşan BDH ve TDP ile  birlikte, hükümet kurma çoğunluğunu gelemedi..

Siz, CTP olarak seçimlerden halkın desteği ile birinci parti olarak çıkacaksınız, ama sonra ben, sağ parti ile hükümet kurmam diyeceksiniz.

Bu da sizin siyaseti halkınız için değil, kendiniz için yaptığınızın  en büyük göstergesi olur. O zaman tümden halk indinde konum kaybedersiniz.

Bakın Türkiye'de Haziran ayında yapılan seçimlerden sonra muhalefetin, o seçim sonuçlarına dayalı bir gelişmeyi sağlayamaması nedeni ile arkasından Kasım ayında  yapılan seçimlerde alınan sonuçlara bakın. Ne demek istediğim ortaya çıkar.

Çünkü pek çok değer evrenseldir.

Bu yüzden CTP, seçim sonuçlarının gereğini yerine getirmiştir. Bu doğru bir tavırdır.

Ha sürekliliğinin sağlanamaması evet sorundur. Bunun nedenlerini ise her açıdan ele almak gerekir.

SORU: Bu denemelerden sonra CTP ne Yapmalı?

Soyer: Evet önemli bir soru. Bence CTP bunca  deneyden sonra, öncelikle ne yapmamalı konusuna odaklanmalıdır.

Yapmaması gereken tek şey, bütün tecrübeler bize bunu gösterir, bu denemelerden  sonra, neden - sonuç  bağlantısı ile doğru dürüst analizler yapıp , iç kargaşa içine girmemesidir..

Hele her hükümet denmesinden sonra kişilere odaklı Kurultay hesaplaşmaları ve parti içi konum elde etmek veya konumunu  korumak etkisi ile sorunları gelecek Kurultay hesaplaşmaları içine hapis etmek, yapılmaması gerekendir....

Bize yakışmayan tek şey var.

Bir sonucun olumsuzluğunun kollektif akılla ele almak yerine, bunun  belli kişilere bağlanması. Bu başarı halinde de geçerlidir.

Bakın, 1994 Hükümet olma denemesinin sonuçlarını ele almak yerine, o olaydan sonra meseleyi parti içi çekişmelerin içine çevirmek yüzünden resmen, 1996'da bir darbe ile CTP'nin Hükümetten götürülmesini  ele alamadık.

Bize darbe yapan REFAHYOL hükümeti arkasından Türkiye'de çok yakışıksız bir şekilde, 28 Şubat Darbesi ile iş başından götürüldü....

Burada şunu da ifade edeyim. Bize darbe yapanların, darbe ile götürülmesinden  biz hiç hoşlanmamış ve karşı duruşumuzu her açıdan da göstermiştik.

O güne kadar bize Rumcu, Moskovacı daha sonra AB'ci ,ABD'ci diyenler o dönemde bize Şeriatçı, Gülenci de demişlerdi.

KKTC üniversitelerine türban yasağı getirmeye kalktıklarında, biz buna karşı durmuştuk.

Ama ne acıdır ki tam 250 milyon dolarlık bir desteğin eşliğinde REFAHYOL Hükümeti CTP- DP hükümetinin yerine, UBP- DP hükümetini kurmak için darbe yaptı. Gerekçesi ise çok açıktı.

Kıbrıs'ta AB ile başlayan hükümetler arası görüşmeler nedeni ile Federal Çözümü ve AB ile görüşmeyi gündeme alan KKTC Hükümetindeki partiden kurtulmak.

Darbenin esası bu idi.

Biz bu tezimizi, 1997 sonrası gündeme getirilen Konfederasyon ve devletten devlete görüşme olarak gündeme getirilen o dönemki Türkiye-  KKTC ortak tezine karşı da devam ettirdik.

Hatta 2000 CB seçimlerinde CTP adayı Sayın Talat, bu tezi, yani AB ile görüşmeyi açıkça ve tek savunan adaydı. Bu yüzden çok saldırı aldık, çok kötü bir seçim sonucu da aldık.

Ama bu daha sonra CTP'nin 2002 yerel seçimler ve sonraki tüm süreçlerde halkla doğrudan doğruya ve güçlü bağla ve bir tezle buluşmasını da bunlar sağladı.

O gün kayıp ettik, hata soldan eleştiriler aldık.

Ama tezin doğruluğu daha sonra gelişmelerin hızla oluşmasına yol açtığı etkiden de ortaya çıktı..

İşte günümüzde bu nedenle birinci olarak yapmamamız gereken nokta iştenburaradır budur. İçe kapanmak  ve içte kırılıp dökülmek..

Çünkü  1996'daki o darbeden sonra CTP, bunun değerlendirmesini ve sonuçlarını demokratik tarzda ele alacağına, inanılmaz bir iç kargaşaya sürüklendi. Arka arkaya Kurultay yarışları ve kopuşlar yaşadı.

Hatta darbeyi dile getirmek yerine, "işte bizi Hükümet'ten attılar, yani CTP egemenlerin oyuncağı oldu" gibi sol duyguları okşayın yaklaşımlarla, hisler üstünden sonuç alma çabalarını da  yaşadık...

Bu gelişme  bizi, hem o deneyden sonuç çıkartma çabasından, hemde bu sonuçlar üzerinden değerlendirmeler yapıp, ekonomik, demokratik önermelerimizi geliştirmeden uzaklaştırdı. Bu bize çok pahalıya mal oldu. 1998 seçimlerinde olumsuz sonuç aldık. Meclis grubumuz altıya düştü...

Halbuki CTP bunu, 1990'da ağır seçim yenilgisi ve Meclis dışında boykotla kalmak durumuna düşmesine karşın ve  hatta, "artık CTP yok " diye egemenlerin çok sevindiği. 

Ayrıca, bizim boşalttığımız Meclis'e  ara seçim de yaparak, sözde yapay muhalefet oluşturma niyetlerine  rağmen, CTP, 1990 sonrası o süreci ideolojik ve politik olarak, faturayı da insanlara  kesmeden, düşünsel çaba ile aştı.

Önce Demokratikleşme Programı, sonra da Yeşil Kitap çalışması ile demokratik, Ekonomik, devletin yeniden yapılandırılması ve barış mücadelesine dönük, AB perspektifinin odağında topluma tezler  sundu. Böylesi çalışmalar yaptı.

Bu çalışmaların sonucunda dipten gelen dalga oldu.

Ama bunu 1996 sonrası yapamadık.

Buna karşın aldığımız derslerle, 2000'deki Var Oluş Kurultayı ve Var Oluş Tezlerimiz ile CTP, 1998 ve 2000'deki seçim yenilgilerine karşın, halkın, 1998-2003 döneminde en büyük ümidi oldu.

Parlementoda 6 kişilik bir gruba sahipti, ama o dönem içinde egemen olanları her açıdan, anti- demokratik uygulamalardan ve halkı ezmekten çaydıran demokratik yollarla  sokaktaki iktidar olmuştu.

Eğer bu olmamış olsaydı gazeteciler, sendikacılar, demokratik hukuk devletini savunan insanlar hapislerde çürütülecekti.

CTP'nin Genel Sekreteri  olarak diğer MYK üyesi arkadaşlarımla birlikte haftalarca  mahkemelere gittik geldik.

Bütün bu deneyler sonrasında 2009 Hükümet dönemi sonrası bu değerlendirmeleri de ayni kollektif akılla tam olarak yapamadık.

Ancak 2009 Kurultayından  sonra, zorlu bir parti içi çalışmadan sonra, Siyasal  Tezlerimizi geliştirdik.

Ancak daha sonraya ertelenen program çalışması nedeni ile  bu Siyasal Tez çalışması bütünleşmedi. Esas bu idi.

Tezlerdeki ilkeleri, bu bakışı, programla ayrıntıda şekillendirmek.

Bu boşluk bugünün yaşadığımız sıkıntılarının temelidir.

Çünkü bir deneyden sonra, onu her açıdan, kollektif olarak ortak anlayışla değerlendirmezseniz bu boşluk, başka şeylerle dolar ve sizi yanlışa sürükler.

Bu boşluk, gerçeğe denk düşmeyen genel görüşlerin ağırlığı altında sizi, hayalci ve kolaycı adımlara sürükler. Bu kez sizin içinizde birbirinizi kategorize  etme olayları gelişir. Egolar öne çıkar.

Nitekim bunu yaşadık. Kimi arkadaşlara  liberal, kimisine sert solcu, katagorizasyonu  yapılmaya başlandı.

Bunu boşlukta bırakırsanız, bu ayni zamanda sizin dışınızdaki gelişmelerle hele sosyal medyanın da gelişmesi ile bu olguları bu ortam daha da kızıştırır.

O zaman bu tavırlarla siz, kendi akıl odanızı kendi elinizle herkese açar ve orada sizin ortak akılınızdan başka, herşeyin de misafir olmasına yol açarsınız.

İşte şimdi bu yaşanmışlıklar  ışığında, kaçınılması gereken esas noktanın  bu olduğu kanaatindeyim.....

Yani, 1994 denmesinden ve 2009'dan sonra olanlar gibi, yeniden ortak akıl aramak yerine, dar Kurultay  arayışları ile tek tek insanları ki herkes farklısını söyleyecek, sorumlu tutan  bir yoldan kaçınmalıyız.

Bu böyle aşamada bu olursa, yani herkes kendine göre tanımladığı insanları sorumlu tutmaya başlarsa, bu aşamada bunca deneylerden sonra,  artık kolay kolay önünü alamayacağınız kırılmalara yol açarsınız.

CTP'nin ve her CTP'linin kaçınması gereken nokta işte budur.

Ben, tüm siyasi yaşamım boyunca bir şeye çok dikkat ettim.

Bizim dışımızda kim, beni niçin çok övüyor veya yeriyor. Neden? Benden kaynaklanan nedir? Benim üzerimden partimde gelişmesini arzuladığı nedir? Buna benim hangi davranışlarım veya görüşlerim yol açıyor?

Çünkü bir arkadaşımı, birlikte mücadele ettiğim, doğru veya yanlışı birlikte yaptığım bir arkadaşımı, neden yerin dibine batırıyor da, beni öne alıyor? Yada Neden beni lânetliyor? 

Bu soruları sağlıklı ele almazsanız, ister sağ, isterse soldan olsun, Kıbrıs'ın bu karmaşık yapısında, pek çok odağın,  at ile arpayı kavga ettirerek kendine yol aşma "köylü kurnazlığının, kasaba politikası üç kağıtcılığının" esiri olursunuz. .

Eğer bunlarla kendini var etmeyi düşünürsen, bileceksin ki sen, kurtların tuzağına  doğru koşar adım giden çaresiz bir kuzusun.

Bu yüzden yapılmaması gereken tek şey, ortak aklı bu deney ışığında yaşananları ele almadan, Kurultay hesaplaşmalarına  girmektir.

Ha, yeni arkadaşlar görev almasın mı?

Yok alsın, kim buna hayır diyebilir.

Ama eğer bunlar, gönül bağından başka bir bağla bağlı olmayanların, gönül bağını kopartan bir yapı üzerinden olursa, bilinecek ki alınacak her görev başarıyı getiremeyecek.

O kadar insanın ve değerli kadronun bütün bu üzücü süreçler içinde, gönül bağı öylesine yaralandı ki bunun acısını her açıdan günümüzde yaşıyoruz. Önemli olan değişimlerin gönül bağını kırmadan, yaralamadan oluşmasıdır.

Yani bu deneyleri gönül bağlarını yaralamadan, koparmadan, ama ortak aklın gerekenini yapmakla ele almak gerekir. Eğer biz günümüzde oluşan UBP- DP koalisyonun, master maintların  belli bir vadeyi hesaplayan bir ilk adımı olduğunu görmezsek, anlamazsak siyasi mücadeleyi sağlıklı bir şekilde geliştiremeyiz...

Bu yeni olayla yeniden iç kargaşaya düşersek, bilinki bu adımı atan master maintların  daha sonraki adımlarına da biz imkan vereceğiz.

Esas olan bunu boşa çıkartmaktır.

SORU: UBP ile Hükümet Kurmak Talat'ın Projesiydi, başarısız oldu, bu sizce doğru muydu?

Soyer: Bakın işte en karşı çıktığım noktalardan biri de budur. Bir oluşumda sorumluluğu kişilere bağlamak? Peki bu "proje" kendimizin eksikliklerimizi de göz ardı etmeden, bakarsak, yani, bizim yanlışlarımızla mı çöktü? Hayır...

Yani UBP bu süreci bizden kaynaklanan nedenlerle mi sonuçlandırdı? Hayır...

Peki CTP-DP Hükümetleri projesi kimindi?

Bunları da birine mal edeceksek, sorumlu,  her hükümet bittikten sonra o dönemki Başkan mı?

İlk Hükümetimiz döneminde Sayın Özker Özgür Başkandı, daha sonraki süreçlerde hiç onu bu "proje "nedeni ile sorumlu diye tanımlamadım.

Daha sonra Sayın Talat Başkandı CTP - DP hükümetinde . Sonra ben oldum. 2013 seçimlerinden sonra Sayın Özkan Yorgancıoğlu başkandı.

Bu  hükümet dönemleri de zamanından önce bitti.

Şimdi Sayın Talat Başkan, UBP ile koalisyon oldu. Şimdi bunun sorumlusu tek başına o mu? O zaman dün tamammıydı? Böyle bir anlayış olmaz.

Fatura uzatarak, ödenme talep etmek ve fiş kesmek, CTP hareketinin biraz evvel de ifade ettiğim yaklaşımı olmaması gerekir.

Evet,kişiler hatalarını ve değerlendirme yanlışlıklarını eleştiri ve özeleştiri mantığı içinde ele almalıdır. Bunun da diyetini, onuru ile partiye yaptığı hızmetlerin değerlerini sıfırlamadan da vermelidir.

Bakın ben, 2013'ten sonra Kurulan CTP- DP hükümetinin hem hükümet dağılımına hemde Serdar Denktaş'ın daha Hükümet olmadan dominant olarak süreçte yaptığı açıklamalara karşı çok tepkili idim.

Ama meşhur "Alo Beşir" tavırını görünce, PM'de tüm eleştirilerimi geri çektim ve destek oldum.

Şimdi bunun mesuliyetini o dönemki Genel Başkan'a ve Genel Sekretere mi kesmek lazımdır? Sonuçta bu deneme de başarısız oldu.

Bakın, CTP -DP hükümeti kurulduktan sonra o günlerde bugünün temellerini  de egemenler atmaya çalişıyorlardı.

Eroğlu - UBP çelişkisinden sonra oluşan DPUG çerçevesinde meydana gelen sağın dağınıklığını başka bir temelde ele almak istiyorlardı.

Düne, bugünden bakınca, kendi açımdan söyleyeyim, o gün kaçırdığımız bu idi. Günah keçisi haline getirilen bir Irsen  Küçük olgusu nedeni ile biz bunu göremedik ve yakalayamadık.

Eroğlu ile Kıbrıs sorunun çözümü konusunda statükoyu korumaya çalışanların UBP- DP birlikteliğini yeniden arama çabalarını göremedik.

Unutmayalım 2013 seçimlerinden sonra kurulan CTP - DP hükümetine ömür biçenlerin en başında geleni, 5 Bakanlığa denk konumu tek başına elinde tutan Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'tı.

Yani, CTP-DP hükümeti hep ömür biçilen bir noktada oldu. İşte gerek CTP olarak ,gerekse memleketin sol güçleri olarak, egemenlerin belli bir stratejiye bağlı olarak siyaset alanını düzenleme arayışlarını biz öngörüp onların bu adımlarını bozamadık.

Sonuçta maaş ödememe sorununu bahane edip planladıklarını yerine getirdiler.

Şimdi bunu özü ile ele almadan, oluşan ortak akıl tutulmasını aşmadan, bugünkü sonucu  tek tek kişilere mal etmek çok yanlıştır.

Bu işin bu noktaya ulaşmasında şimdi kimisi Talat'a, kimisi Ömer Kalyoncu'ya, kimisi Birikim'e, Kimisi Hasan Altıok'a, kimisi Doğuş'a, Kimisi  Erkut'a, kimisi Sonay'a, kimisi Tufan'a,  Kimisi Asım'a yada bilmem kime fatura keserek, meseleyi bir sonuca bağlayacağımı  zan ederse, bu halka ve partiye en büyük zararı verecektir.

Çünkü belli bir dönemi hesaplayarak bugün bu adımı atan egemen güçler, şunu da iyi bilirler.

Her hükümet döneminden sonra CTP, kendi içinde belli bir kaotik dönem yaşadı. Onlar kendi uzun erimli hesaplarını bunun üzerinden de kurarlar.

Kendi içinde kaotik bir ortam yaşayan CTP, belli bir süre, ülkede barışa, emeğe demokrasiye dönük karşı adımları yeterince gögüsleyemez.

Tekrar ediyorum günümüzde kurulan UBP-DP koalisyonu tıpkı 1998'den sonra 2003'e kadar yaşanan gibi, barışa ve demokratik değerlerimize ve toplumsal varlığımıza dönük atılacak karşı adımların ilkidir.

Bundan ötürü CTP, kendi değerlendirmelerini ortak aklın sağduyusu ile ince Kurultay hesaplarına düşmeden yapmalı, görev değişiklikleri mümkün olabilen en büyük demokratik ortak değerlerle ele alınmalıdır.

Görev almayacak olanları da onurlarını kırmadan bu gerçekleşmelidir..Kaotik duruma yol açmadan bunu başarmalıyız..

CTP 'nin  hiç ihtiyacı olmayan şey, kendi kadrolarının isimlerinin yer aldığı hurda mezarlığıdır. Kazaya uğramış, yada darbe almış insanlardan oluşan bir hurda mezarlığı olan bir hareket, asla yeniyi geliştiremez.

Öyle kin güderek ve ince hesaplar yaparak konum elde etmek ve konum korumak gündemde olmamalıdır. Birde herkes  hem diline, hemde kalemine mukayet olmalıdır.

Bas gitsin sosyal medyada olmaz.

SORU:Kamuoyu önünde meydana gelene tartışmalar ne kazandırır ve sizce taraflar nasıl davranmalıdır?

Soyer: Söz konusu olan parti içi yaşam ve şekillenişle ilgilidir. Bu nedenle elbette ki bir siyasi partideki gelişmeler kamuoyunu da ilgilendirir. Çünkü görüşünüz ne isterse olsun, sonuçta halka gideceksiniz.

Ancak halka götürülecek olan partinin görüş ve tavrı olacağı için bunun ana hatları ile şekilleneceği yer parti, içi demokratik yaşamdır.

Dolayısı ile partinin iç hazırlık süreçlerinin ve tartışmalarının belli bir sorumluluğu olması gerekir. Bundan ötürü parti içi sonuç elde etmek için yüzünü dışa çeviren herkes, şunu öncelikle bilmelidir.

Nasıl bir sonuç elde ederse etsin, bu alanda yapacağı tartışmanın "karşısında" partisi ve partili arkadaşları olacağı için, dışa dönük bunu yapanlar, kendilerine göre olumlu sonuç elde etseler dahi  oluşan görüşleri halkla  buluşturma sürecinde başarıya parti açısından ulaşamazlar.

Çünkü böyle bir tartışma sürecinde, hele birbirlerini kamuoyu veya sosyal medya önünde suçlayarak,  popülarite de kazansalar dahi  asla, en geniş kitleler üzerinde etkili olamazlar. Güven ve tutarlılık sağlayamazlar.

Bu pek çok sol partinin bizde ve dünyada karşı karşıya kaldığı bir gerçektir.

Üstelik herkes şunu çok iyi bilecek.

En iyi bal; yüzlerce, binlerce arının her çiçekten aldığı tozla oluşan ve yapılan baldır.

Bunun için dışa dönük tavır ve söylemlerle isteyen kendini, istediği kadar parlatsın yada popülarite kazansın, dışa dönük mücadele ettiği kendi arkadaşları olacağı için, artık parti içi yaşamda, her çiçekten toz alma ve ortaklaşa emekle bunu lezzetli bir bala döndürme çabasını yakalayamaz ve bunu kendi eli ile yok eder.

Bu yüzden dışa dönük çaba ve ifadeler, kendince doğruya götürmeye çalıştığı partisine ve  sonuçta da kendisine zarar verir. Halktan gerekli karşılığı alamaz.

Çünkü bu alanda yalnız değilsiniz. İster  sağ, isterse sol olsun, sizi kendisine rakip gören bir hayli odakla beraber siyaset alanında varsınız. Ayrıca Kıbrıs şartlarında İç ve dış, iş karıştırmakta çok uzman ve tecrübe sahibi olan gizli odaklar ve teşkilatlar da var.

Bunların toplamının da her halde elleri armut toplamaz.

Sizin hangi niyetle yaptığınızdan bağımsız olarak, dışa dönük yaptığınız bu çabaları onlar, kendi ekseninde ele alarak partinizin toplamına karşı bir değere döndürür.

Algı operasyonlarının çok bereketli olduğu bir toprakta yaşarız. Bu yüzden bu dışa dönük çabaların toplamı, dönüp bunu yapanların hem kendilerine, hemde parti hareketimizin tümüne zarar verildiğini görmemiz gerekir..

Ne olmalıdır?

Daha yaygın ve daha sorumlu ve açık olarak parti içi tartışma kanallarını geliştirmeliyiz. Parti içi tartışmaları basına sızdırmak, bel altından vurmak gibi ahlaki zaafiyetlerden uzak kalmalıyız.

Unutmayalım ki görüş çok önemlidir. Ama onun kadar önemli olan hangi metotla görüşünüzü yaşama geçirmeye çalıştığınızdır.

Eğer görüşünüzde, hele sol görüşte temel olan insani, hümanist, demokratik ve evrensel değerler var ise metodunuz, bu görüşe ters, komplocu, darbeci, kindar,bel altıcı olursa o zaman sizin o değerlerin taşıyıcısı olmanız mümkün değildir...

Dünya sol hareket tarihi, görüşün ulviliğine karşın, metotta egemen olanların bilinen metotlarını takip edenlerin, kendi insanlarına, partilerine  ve dünyaya verdikleri zararlarla doludur. 

Bu yüzden öyle bir  olguya yol açmak veya ortak bir çabada sorumluluğu başkasına yıkmak için, dışa dönük kendini kurtarma güdüsü ile yapılan her şey, partiye ve yapana zarar vermekten başka bir sonuç doğurmaz.

Bundan dolayı "taraflar ne yapmalı" diye sorduğunuz soruya taraflar değil, ama herkes, dışa değil, birbirinin yüzüne bakarak herşeyi, kalp kıracak, gönül yaralayacak üsluplardan uzak kalarak konuşmalıdır diye cevap vermek isterim..

SORU: Sağ partiler, Elçilik ve TC indinde CTP'nin yıprandığını düşünüyormusunuz? Siyasetin yeniden şekilleneceğine ve iç siyasi dengelerin değişeceğine İnanıyormusunuz? Yoksa bu bir algı operasyonu mu?

Soyer: Aman, ben bunlara cevap vermeye çalışsam, yerler gökler hem bizi, hem başkalarını sığmayacak.

Ancak şunu ifade edeyim. CTP gelişme ve toplumsal var olma sürecinde, ne sağ partiler, ne Elçilik, ne de Türkiye indinde makul ve onların jargonu ile ifade edilebilecek "terbiyeli" bir varlık olma çabası içinde olmadı.

Bunların tümü ile farkını ortaya koyan, ama ne tümüne, nede başkasına dönük düşmanlık da gütmeyen bir duruş geliştirdi.

CTP 'ye karşı yapılan tüm düşmanca tavır ve uygulamalara CTP'nin cevabı  düşmanlık olmadı.

Kendisini anlatmayı öne koydu.

Sağ partiler açısından ifade edeyim. Artık tek bir sağ parti ve düşünür bulamazsın "çözüm çözümsüzlüktedir" diyen.

Halbuki, 10- 15 yıl önce CTP'ye karşı bu en fazla ifade edilen karşı argümandı.

CTP tüm bu süreçlerin içinde ister sağ partiler olsun, isterse elçilik olsun, isterse Türkiye olsun, bu tutumu ile tümünün ilk baştan savunduğumuz değerelere, evet kendi yaklaşımları ve niyetleri ile yakınlaşmasına  katkı sağladı.

Bak dostum, artık tartışılmayan  bir şey daha var.

Buda, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili olarak  TEK egemenlik meselesidir. Dün, Ne fırtınalar koparırdı UBP - DP bu konuda .

Türkiye'de ne fırtınalar kopardı.

Şimdi  altında Eroğlu'nun imzası olan Ortak Belgenin bir unsuru oldu artık Tek egemenlik.

Yani savunduğumuz değerler yol aldı, artık başkaları da bunu benimsemedi... İşte CTP'nin gelişmeye yaptığı katkı..

Bir başka noktaya soruya bağlı değineyim.

2004- 2009 döneminde önemli bir gelişme vardı.

Örneğin Mağusa Hastahanesinin, Lefkoşa'daki Tanı Merkezinin yapımında inşaat sahasında yer alan tabelada, KKTC Bayrağı ile TC Bayrağı yan yana duruyordu.

İnönü - Beyarmudu yolu kendi kaynaklarımızla olmuştu.

Eğitim Bakanlığı kendi insanlarımızın düşünce ürünü olan pek çok ders kitabını, kendi kaynaklarımızla kendi matbaalarınızda basmıştı.

Kapalı yüzme havuzundan tut, pek çok spor arenasına kadar her şey kendi kaynaklarımızla yapıldı.

Diğerlerini saymayayım.

Ama dövizler konut alıp, kriz nedeni ile maf olan insanlarımızın ve işletmecilerin dertlerini de kendi kaynaklarımızla çözmüştük. Elektirik santralini de kendi insanımızın koyduğu kaynakla çözmüştük. Daha sayabilirim.

Ama bunların kıymetini ne biz bildik, ne bunu içselleştirdik. 

Nede bizim dışımızdaki  toplum kesimleri bunu önemsedi.

Eğer bu ternt  devam etmiş olsaydı ve değişik politika yapımcıları ile sivil toplum bunun önemini içselleştirseydi bugün durum başka olurdu.

Bu yüzden "gelen giden her hükümet" diye başlayan genellemeci mantık, bunların görülmesine engeldir. Bunlar o dönem olduğu için daha kimlikli ve daha kararlı duruşlar gelişmişti.

Eğer , Allah'ın bir çöp bidonu almaktan başlayarak belediyelerimiz ve eğitimde küçük bir kitap veya sağlıkta bir iğne almak için  dahi TC Yardımına baş vurma ihtiyacı içinde olursan ve bunu dert etmezsen, TC'nin siyasi müdahalelerine engel olamazsın.

Bu yüzden Türkiye indinde de ağırlığın ve saygın kalmaz. Bu saygıyı dün sağlayan vatan millet değerleri idi. Şimdi iğneden ipliğe para istersen  saygı yerine buyruk alın....

Bu yüzden CTP başta olmak üzere herkes kendi kaynaklarımız ile ne yapabileceğimizi ortaya koymalıdır. Bu hedefi öne almalıdır. Bu size Türkiye indinde yara getirmez. Bu  belki ilk başta yadırgama ve kuşku getirir.

Ama sonrasında ağırlık ve saygı üretir.

Eğer her şeyi ondan talep ederseniz, o zamanda size uygun olmayanları size önerdiğinde çaresiz kalırsınız ve kendinizi yara almış gibi his edersiniz.

Türkiye siyasi odakları da yüzüne dün Atatürkçülük maskesi, bugünde  dindarlık maskesi takarak her söylediklerine kafa sallayanlarla, sağlıklı bir Kıbrıs siyaseti izleyemeyeceklerini görmelidir.Bunun en büyük zararı verdiğini artık kavramalıdırlar.

Bu temelde, yani kafa sallayarak ve döneme uygun maske takıp kafa sallayanlar gibi bir kabul görecekseniz, varsın o da eksik olsun.

Ama bilelim ki bu alanda en büyük gelişme, toplumsal alın terini koyacağımız  çaba olacaktır, herşeyin ilacı bu....

SORU:Siyasi yaşamımız yeniden şekillenecek mi yoksa bu bir algı mı?

Soyer: Bence  önümüzdeki dönemde siyasi alanda şekillenişler olacaktır.

Bakın ben CB Sayın Akıncı'nın bir sözünden çok endişe ederim.

Sayın Akıncı süren görüşme süreci için hep, "son şans" ifadesini kullanıyor.

Ne demek? Yani bu süreçte eğer Referanduma gidecek bir temel oluşmazsa artık, Federal çözüm arayışı son mu bulacak?

Bunun yerine ne gelecek, 1964 ve 1974 statükolarının kalıcılığı mı?

Peki öyle ise siz bırakın diğer şeyleri, en azından mülkiyet meselesini nasıl çözeceksiniz, karşılıklı kabul edilen bir antlaşma olmadan?

Eskiden olduğu gibi Güneyin Türkiye'yi AHİM'de hemde yaygın olarak mahkum edeceği kararlarla siz, Kuzeyde oluşan mülkiyet rejimi üzerinde tek taraflı olarak varlığınızı ve zenginliğinizi devam ettireceğinizi mi zan edersiniz ?

Dolayısı ile önümüzdeki dönemde ciddi ölçüde iç siyasi alanımızı etkileyen gelişmeler olacağı açıktır.

Ya çözüm sürecinin gelişmesi ile yeni ve evrensel değerlere bağlı bir ekonomik ve demokratik bir siyasi alanımız olacak.

Yada çözümsüzlüğün getirdiği bir ortamda tam kaotik, baskıcı ve  dünden daha etkili olarak, bu ülkenin emek ve sermaye güçlerini de başkalaştıracak ve bizi yurdumuza dönük daha da yabancılaştıracak süreçlerle karşı karşıya kalacağız.

Evet siyasi alanı yarın için bekleyen bu ikilemdir.

Ayrıca uzun yıllardır süren yapısal sorunlar ve bunların yol açtığı ortam insanları siyasal alandan uzaklaştırmaktadır.

Bunu fırsat bilen ve eskiden beri ülke siyasi yaşamına dizayın vermek isteyen "akılları" da bu cesaretlendirmiştir Şimdi çözülemeyen yapısal sorunlar, istikrarsız hükümetler, gelip gitmeler, bunu besliyor. Bak açık söylüyorum.

UBP; CTP ile hükümeti yıkıp yerine yamalı bohça gibi bir hükümet oluşturmakla  buna en büyük katkıyı yaptı.

Eğer CTP ve CTP'liler bu hükümet sonrası, kendi içlerindeki tartışma yada yarışma sürecinde, partiye dönük kaotik bir ortama yol açarsa, herkes bilsinki bu siyaset dizayıncılarına bu taraftan da katkı yapacaklardır.

Kimse bizi çok sevdiğinden ötürü, CTP düzelsin diye, "kerameri kramere" karşı getirmek için, hepsimize söz sağlayıp, allayıp pullamaya çalışmıyor.

Evet, UBP bu attığı adımla siyaset alanın bu dızayıncılarca düzenlenmesine katkı yaptı. Bunun sıkıntısını ödeyecek.

Bu arada CTP hükümetine karşı kendilerine  yeni hareket deyip acımasız davrananlarında, UBP- DP hükümetine dönük tavırları da netleşecek.

Bakın daha şimdiden darbe yapıp hükümet yıkıp kuranları  değil, ama siyasi oyunun  mağduru olan CTP, tartışmanın odağı yapılmak isteniyor.

Bu yüzden Kurultay hesapları ile dışa dönük konuşmaya hevesli olanlar bilsinki dizayıncılara UBP'den sonra en uygun ortamı bilmeden ve istemeden sağlayacaklardır.

SORU: Kurultay süreci ile ilgili konumunuz ne olacak nasıl davranacaksınız?

Soyer: Ben bir partili olarak Kurultay sürecinin kaotik değil, sağlıklı gelişmesi, şahıs odaklı itişme  kapışma ile değil, düşünce ve politik çıkış arayışına dönük gelişmesi için gayret içinde olacağım.

Bir görev talebinde değilim, ancak, CTP'nin temel ilkelerine dönük üretken bir parti, demokratik değerlerin önde olduğu, kin ve garazın değil, dayanışma ve birliğin önde olduğu parti için gayret edeceğim...

Çünkü Birlik Mücadele  Dayanışma sloganında Mücadele , dayanışma ve birliğin ortasındadır. Yani iki tarafı sağlam olursa,  bir tarafında Birlik, öte tarafında Dayanışma olursa Mücadele  gerçekleşecek bir değerdir. Yoksa Birliğin ve Dayanışmanın Olmadığı bir yerde, halk ve ülke için Mücadelede esas olmaz.

O zaman mücadele dediğiniz şey, ülkeye barış, halka, insana ve  emek ile demokrasiye gelişim katma merkezli ve eksenli olmaz;  bu iç kavgaya, didişmeye. döner. Böyle bir şeyde bize yakışmaz...

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.