1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Soyer'den ilginç saptama
Soyer'den ilginç saptama

Soyer'den ilginç saptama

Soyer, Paris’teki terör saldırılarının, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda kaldıraç görevi görebileceğini ifade etti

A+A-

Yurdagül Atun

Kıbrıs Türkünün önünde yeni fırsatlar olduğunu ifade eden Soyer, Paris saldırısının, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kaldıraç görevi üstlenebileceğini kaydetti. Bu kaldıracın Güney Kıbrıs’ta korkuya neden olduğuna vurgu yapan Soyer, “Güney’deki bazı partiler, özellikle 17. başlığın açılmasıyla ilgili yeterince tepki göstermediği gerekçesiyle üyelere saldırmıştır. Türkiye’nin AB yolu bizim çözüm sürecimizle ilişiktir” şeklinde konuştu.

Dünyanın yeni bir sürece girdiğini belirten Soyer, bu süreçte din adamların önemine dikkat çekerek, “Dünya yeni bir sürece giriyor. ABD ve Rusya’nın yaptığı açıklamalar yeni şekillenmenin işaretleri. Kıbrıs’ın ve bizim bundan etkilenmememiz mümkün değil. Son derece önemli yansımalar göreceğiz. Medeniyetler Savaşı’nın işaretlerinin görüldüğü ortamda, dini liderlerin bir araya gelmesi ve işbirliği yapması önemlidir” dedi.

KKTC’de, 32 yıl sonra bile “halk” tanımı yapamadıklarını ifade eden Soyer, “İnsanlarımızı hala daha ‘Kıbrıs kökenli’, ‘Türkiye kökenli’ diye ayırıyoruz. Bunlar, aşmamız gereken hadiselerdir. Vatandaşlığın kendi içimizde hala tartışılıyor olması yanlıştır. 1974 yılından bu yana Kuzey’de yaşayan tüm insanların varlığını siyasi çözümün içinde değerlendirmek gerekmektedir” yorumunu yaptı.

CTP Gazimağusa Milletvekili Ferdi Sabit Soyer dün, başkanı olduğu Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi’nin toplantısında yaptığı konuşmada, Paris’te meydana gelen terör saldırılarının ardından dünyanın yeni bir sürece gireceğini söyledi. Türkiye’de gerçekleştirilen G20 zirvesinde yapılan açıklamalara işaret eden Soyer, bu yeni gelişmelerin müzakere sürecine de etki edebileceğini dile getirdi.

11 Eylül saldırılarıyla başlayan, Ankara ve Paris’te meydana gelen terör saldırılarının “Medeniyetler Savaşı”nın işaretleri olabileceğini savunan Soyer, “bu saldırılar sonucunda İslam düşüncesine dönük husumet, batı dünyasına dönük husumet ortaya çıkabilir. Tüm bu yaşananlar ırkçılığı körükleyen bir yapı yaratıyor” dedi. Dünyanın yeni bir sürece girdiğini ifade eden Soyer sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünya yeni bir sürece giriyor. ABD ve Rusya’nın yaptığı açıklamalar yeni şekillenmenin işaretleri. Kıbrıs’ın ve bizim bundan etkilenmememiz mümkün değil. Son derece önemli yansımalar göreceğiz. Medeniyetler Savaşının işaretlerinin görüldüğü ortamda, dini liderlerin bir araya gelmesi ve işbirliği yapması önemlidir” şeklinde konuştu.

“Başpiskopos’un açıklamaları endişe verici!”

Dini liderlerce pozitif bir ortam oluşturulduğunu belirten Soyer, Başpiskopos Hrisostomos’un bu ortama gölge düşürdüğünü kaydetti. “Başpiskopos’un yaptığı açıklamalar endişe vericidir. Müzakerelerde kendini methaldar kabul eden Hrisostomos, KKTC’de doğanlar da gitsin demeye başladı. Bu samimiyetsiz ve sevgisiz bir açıklamadır” diyen Soyer, Hrisostomos’un sözlerinin dinler arası diyalog lafına aykırı olduğuna vurgu yaptı. Hrisostomos’un, Din İşleri başkanı Talip Atalay’la görüştüğünü anımsatan Soyer “Kıbrıs Türk Toplumu adına Talip Atalay Bey’le görüşen kendisi.. . Atalay KKTC vatandaşıdır ve hayatını burada sürdürmektedir. Diyalog kurduğun kişi, geleceğini bu adada kurmaya çalışan kişidir. Diyalog kurduğun kişilere karşı negatif eylemde bulunmuş oluyorsun” dedi.

“İnsanlarımızı hala Türkiye kökenli, Kıbrıs kökenli diye ayırıyoruz”

Soyer, Kıbrıs’ta insanların kökenine ve kimliğine göre duruşun devam ettiğini, bunca yıldır hala “Türkiye kökenli- Kıbrıs kökenli” ayrımı yapıldığını kaydetti. “KKTC’nin 32. Kuruluş yıldönümünde bir başka tespit; Biz 32 yıl sonra bile halk tanımı yapamadık. İnsanlarımızı kökene göre ayırdık. Hala daha Kıbrıs kökenli, Türkiye kökenli diye ayırıyoruz. Bunlar, aşmamız gereken hadiselerdir. Vatandaşlığın kendi içimizde hala tartışılıyor olması yanlıştır” diyen Ferdi Sabit Soyer, 1974 yılından bu yana Kuzey’de yaşayan tüm insanların varlığını siyasi çözümün içinde değerlendirmek gerektiğini vurguladı. Soyer, dayanak noktasının bu olması gerektiğine işaret ederek, “Hrisostomos gibi, ırkçı yaklaşımları tartışma konusu yapmaktan kurtulmamız gerekir” şeklinde konuştu. 

“Tarihten ders çıkarmak gerekir”

Tarihten ders çıkarılması gerektiğini kaydeden Soyer, 2002’den başlayarak, referandum sürecinde yapılan haksızlıklara dikkat çekti. 2002 yılında referandumda, “AB üyeliğini ve anlaşmayı kabul ediyor musunuz” şeklinde iki soru olduğunu anımsatan Soyer, 2004 yılında ise tek sorunun olduğunu, Rumların hayır demelerine rağmen mükâfatlandırıldıklarını, evet diyen Türklerin ise adeta cezalandırıldıklarını söyledi. “Riskleri ve faydaları iyi analiz etmeden, atılacak veya atılmayacak her adım bize misliyle geri dönecek” diyen Soyer, dönemin Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un “devlet aldım, topluluk vermem” dediğini hatırlattı.

“Türkiye’nin AB yolu bizim çözüm sürecimizle ilişiktir…”

Kıbrıs Türkünün önünde yeni fırsatlar olduğuna değinen Soyer, Paris krizinin, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kaldıraç görevi üstlenebileceğini kaydetti. Bu kaldıracın Güney Kıbrıs’ta korkuya neden olduğuna vurgu yapan Soyer, “Güney’deki bazı partiler özellikle 17. Başlığın açılmasıyla ilgili yeterince tepki göstermedi gerekçesiyle Fransa’ya saldırmıştır. Türkiye’nin AB yolu bizim çözüm sürecimizle ilişiktir” şeklinde konuştu.

“Bize bir şey yedirirlerse hoşumuza gitmeyecek”

Süreci zora sokmanın fayda sağlamayacağını ifade eden Soyer “bize bir şey yedirecekler ve bu yediğimiz şey hoşumuza gitmeyecek” dedi. 

Soyer, garantörlüğün endişe konusu olduğunu, Kıbrıslı Türklerin 1963-1974’te yaşananlar nedeniyle, Kıbrıslı Rumların ise tek yanı müdahale konusunda endişeleri olduğunu belirterek, “Bu konuları kilitlemek bize fayda sağlamaz. İki tedirginliği de görüşebilmeliyiz. Federal yapıda yönetim ve güç paylaşımı, mülkiyet, toprak, AB ilişkileri ve garantörlük bunların üzerinde görüşülmeli. ” ifadelerini kullandı. 

“Akıncı’nın o açıklamasını yadırgadım”

Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun sunduğu 5 adımlık önerinin Kıbrıs Türk siyaseti tarafından sorgulanmadığını, hatta birçok kişinin bundan haberi olmadığını kaydeden Soyer, “Toprağı da biz görüşmek zorundayız” dedi. Bunun sorumluluğunun Türkiye’ye yüklenmesinin “oportünizm” olduğunu savunan Soyer, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “bazı sorunların çözümü çözüm sonuna ertelensin” şeklindeki açıklamasını da yadırgadığını söyledi.

“11 Şubat belgesi şansımızdır”

Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis arasında, 11 Şubat 2014 tarihinde imzalanan anlaşmanın şans olduğunu belirten Soyer sözlerini şöyle tamamladı: “Eroğlu’nun imzaladığı çerçeve anlaşması şanstır. Bu çerçeve anlaşmasındaki ana ilkeler kabul görmüştür. Buna dair bir tartışma yoktur. Tutanaklardan görüyorum, Akıncı ciddi mesafe kat etmiştir. 

“Affınıza sığınarak…"

Taşınmaz Mal Komisyonu Yasası’nı geçirirken, -affınıza sığınarak,- Mustafa Arabacıoğlu ile yediğimiz dayak iyiydi! Ama doğru iş yaptık. Görüşme süreci şimdi langufalı yola girmiştir. Otomobilin dingili kırılmadan asfalta çıkarsak tamir ettiririz. Önemli olan asfalta çıkabilmektir. Bu yolda cayırtı-bağırtı çıkacağı aşikârdır. Ancak 1963 yılından bu yana görünmez olan Kıbrıs Türklerini görünür hale sokmamız gerekmektedir.”

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.