1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Soyer'den yanıt 2
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Soyer'den yanıt 2

A+A-

“Parti içi denge” diyorsunuz. Buna vurguyu hangi amaçla yaptığına bağlıdır yaklaşım. Bir siyasi partinin, bir sendikanın, bir iş örgütünün veya her hangi bir örgütün kendi çalışması içinde, kendi iç dengesini değerlendirmesi son derece önemlidir.  Kendi dengesini kuramayan her yapı çöküş ve kaos yaşar.

Son dönemlerde seçimlerini yapan tüm sendikaların, ister seçilsin, isterse seçilmesin, Kongrelerine sunulan listeler, hep o örgütün kendi iç dengesini sağlamaya dönüktür. Her siyasi eğilimden, hatta bölgesel temsiliyete de dikkat eden bir denge görürsünüz bu adımlarda. Bunu partilerin kendi yapılarında gözetmeleri küçümsenecek bir şey mi?

Ancak eğer burada bu denge arayışında kişilere odaklı bir yapı ele alınırsa, yada salt bölgesel dengeler ele alınırsa, haklısınız yanlış yapılır. İşte CTP ve UBP arasındaki en büyük farklardan biri de budur.  CTP parti içi dengeleri ,hesaplar üzerinden değil, düşünsel ortak kesişme noktaları üzerinden gerçekleştirdiği için UBP’den ve diğer güçlerden farklıdır.

Kusura bakmayın,  CTPBG çalışmasında, düşünsel ortak noktayı yakaladığı için çok önemli bir sentezi oluşturabildi. Bir bakın bakalım, solda uzun yıllar bu ülkenin toprağından değil, ama Türkiye’den kaynaklanan, hatta bu ülkedeki siyasi mücadele içinde doğan farklılıkları, hatta ayrılıkları ortak sentezde buluşturduğu için CTPBG’de önce solda kendi iç birliktenliğini ve sol düşünceye yakın demokrat yurtsever insanları buluşturma başarısını gösterdi.

Bunu, insan, emekçi  ve barış ile demokrasi için başardı. Bu konuda eksiği elbette ki vardır. Bunu içselleştirmesi gerekmektedir.

Daha yapması gereken çok şey vardır.  Peki daha güzele nasıl ulaşacağız? Yaşanan bütün güzellikleri redederek,  ya da yok farz ederek mi?  Bunlar bir değer değil mi?  O zaman nasıl olur da, CTP ve UBP arasındaki bu çok, ama çok önemli fark, hatta bazı sol hareketlerin, yalnızca kendileri gibi düşünenleri ele alan yaklaşımlarını da aşan,  bu çok önemli gelişmeler göz ardı ediliyor?

İşte en genellemeci tavırlarla hareket edildiği zaman, bilin ki daha ileri adımlar gelişmez. Kusura bakmayın CTP ile UBP’yi aynı kefede görmek ve en basitinden hepsi aynıdır, demek halkın kendine dair güvenini sarsar.  Ne kolaydır bu ülkede,” halkın siyasetçiye güveni kalmadı” deyip, siyasetin toptan gözden düşmesini sağlamak.

Bu öyle ise insanlar, sendikalara, basına, örgütlere niye güvensin ki? Siyaset alanı genişletme derdi olması gereken bu memleketin aydınlarının, beğenmedikleri siyasileri ,siyasi partileri de aşmaları gerekmez mi?  Peki o zaman  bu aydınlar, hangi araçla beğendiklerinin gerçekleşmesi için mücadele edecekler?  Demokratik temelde siyasi mücadele değil mi yol? Siyasetin güvenilmezliği üzerine gelişecek görüş ve yaklaşım onları da sarmalına almaz mı?

Yazınızda, “ Nitekim bugüne kadar böyle oldu. Soğuk savaş döneminden beslenmiş kapalı toplumlar içinde  bu temelleri yeniden çizmek kolay değildir” diyorsunuz. Doğru. Ama her siyasi akımın birbirinin benzeri olduğu saptaması da çok ciddi bir soğuk savaş düşünsel yaklaşımıdır. Çünkü özellikle geri toplumlarda, bu yaklaşım ile siyaset alanını dar tutarak demokrasi veya emek için bu alanları genişletmeye çalışan her  demokrat veya sol hareket bu yaklaşımla boğularak, siyaset alanı “liderlerin”  asker ve sivil bürokrasinin “emin” ellerinde tutulmak istendi. Hepsi aynı idi. Öyle mi? Erbakan’da, Ecevit’te, Demirel’de, Behice Boran da ve diğerleri de hep aynı idi. Böylece aynılar hapse sokuldu ve asker sivil bürokratların kontrolünde,  Horoz Partisinden tutun,  HP ‘ye kadar partiler kuruldu. Şimdi bunlar nerede?

Evet, CTP’ ye eleştiriniz olabilir. Ama bunu doğrudan yapmak gerekir. Buna dönük olarak da eleştirinin eleştirisine de değer vermek ve aynı saygı ile karşılayıp sonuç üretebilmek için alçak gönüllü tartışmak konuşmak  gerekir.

Sayın Aysu Basri,

Yazınızda CTP’ nin uzun bir zamandır medyada yer almadığı ve son dönemde Kurultay nedeni ile çok adayımız olduğu için medyada yer aldığımızı yazıyorsunuz. Bu görüşünüze katılmıyorum. Bana siz ülkemizde CTPBG’siz kaç tane makale yazıldığını  gösterebilir misiniz? Övgülerden bahsetmiyorum. Solda veya sağda siyasi mücadele içinde yer almaya çalışan siyasi örgüt, grup, yazar, sendikacı akademisyen v.s nin ülkenin siyasi geleceği ile ilgili düşünce veya tavırlarını dile getirirken kaç tanesi CTPBG değerlendirmesi, eleştirisi  yapmadan kendi tavırlarını görüş ve düşüncelerini ifade ettiler ki? Sorarım. Medyada CTPBG üzerinden kendini ifade etmeye çalışmayan kaç tane farklı yaklaşım gördünüz ki?

Bu ne demektir? Eksiğiyle, fazlası ile bu ülkeye bir şeyler katmaya çalışan bir harekettir bu. Bu yüzden sağdan ve soldan onu aşmak değil, bizim üzerimizden kendini ifade etmek çabasıdır bu. Yanlış işte buradadır. Bizi kısırlığa götüren de budur. Çünkü kendimizi ancak maalesef böyledir, kendimiz aşmak zorunda kalıyoruz..

Evet  Sevgili Aysu Basri kardeşim. Ben ne senin muhalifinim, nede seni öyle algılarım. Seni, yüreği bu ülke için yanan bir dost olarak bilirim. Bunun için bunları yazıyorum. Yazında bir başka yaklaşım var ki çok büyük bir haksızlık olur buna değinmezsem.

Parti içinde kimin aday olacağı ya da olmayacağı üzerinde çok konuşulduğunu yazıyorsun. Evet bu da konuşuldu. Belki bize göre olmaması gereken düzeyde. Yalnız parti içinde değil, Havadis Gazetesi’nde de  Yeni Düzen Gazetesinde yazıldı çizildi. Hele Havadis’in bir yazarının benim hakkımda yazdığı yazı çok ilginçti. “Kimse bana aday olma diyemiyormuş” da kendisi bir konsensusun gereği üzerine bana övgülerle birlikte bunu yazma gereği duymuş. Bunları da okudum. Çok olgun karşıladım.

Kimseye niye yazıyorsun demedim, denmesini de arzulamadım. Yeni Düzen’de bak darılmaca yok, son zamanlarda yazdığın kaç makalende, CTP’nin ne olması gerektiğine dair, hatta yaptığı eylemlere ve  tutumlara dair eleştirisel olmayan yazı yazdın? Bunları hep saygı ile karşıladım.Bunu önemli bir değer olarak da algılıyorum. Konu ben olduğum için de, ne itiraz ettim, ne sitem.

Ama bu son makalende yazdığın şu satırlar beni düşündürdü. Emeklerimize haksızlık saydığım için.

“Bu güne kadar hiçbir şekilde bu tartışmalarda, siyaset konuşulmadı, gelecek vizyonu ve ideoloji tartışılmadı” diyorsun. İşte bundan ötürü haksızlık yapıldı diye düşünüyorum.

[Sayın Soyer'in yanıt mektubuna, yarın devam edeceğiz. a.a]


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.