1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Söyleyene değil, söyletenlere bakın
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Söyleyene değil, söyletenlere bakın

A+A-

Hasan Bulliler’in Kıbrıs Türk edebiyatına mal olmuş destanının yazıldığı bu memlekette,  Tavuri’nin hay hayda heykelini dikerler!  Hafta geçmiyor ki  Tavurili bir haber hem de manşetlerde ayazlanmasın. 

Sanırsınız ki adam mutasyona uğrayarak yeni bir insan türüne dönüşmüş.  Marifet derseniz Abra Kadapra esamesinde!  Akıl derseniz gani gani!  Becerdiği işlere bakıyorsunuz zekâ fışkırmakta!  Bir konuşuyor bazan aslan bazan bülbül! 

Üstelik  politikacılar  gibi modası da  geçmiyor.  Vazifesi icabı bir ayağı Güney’de bir ayağı Kuzey’de.  Bir orada iştigal ediyor bir burada!  Yani millet birleşik Kıbrıs diye yırtınırken Tavuri Kuzey’le Güney’i çoktan birleştirmiş!   Her iki tarafta da ekonomi ile iştigal ediyor!  İşi,  alıp  satmak,  satıp  almak…  Yani kamu hizmeti yapıyor…

Ha,  bir de yüreği var,  Robin Hut! Alıyor zenginden dağıtıyor yoksula!  Fukara babası yani!  Eh,  böyle bir  “insanın”  heykelini dikmez misiniz?  Acele edin,  yakışır memlekete!

**********

LORDOS NE DEDİ

Kuzey Güney kapıları açıldıkta ve yavaştan Türkler öbür tarafa,  Rumlar bu tarafa gidip gelmeye başladıkta bir gün Namık Kemal Meydanı’nda o taraftan gelen bir Rum kadının   çığlığı duyulur.   Gezerken iki toplumun yeniden birleşip eşleşmesinden duyduğu büyük heyecanla çığlık atmaktadır.     Merak   edip,   “neydi o Rum kadının çığlığı, yoksa birileri bir tatsızlık mı yaptı ki  böylesine acıyla bağırmakta”  diye sorarız. 

Anlatırlar ki duyduğumuz o ses   çığlık değil.  Rum kadının, “bu memlekette Denktaş gebermeden barış olmaz”  diye bağırmasıdır!                                              Kim bilir hangi ruh halinde transa girmiş ki   hem de Mağusa’nın Namık Kemal Meydanı’nda Denktaş’a hakaretler yağdırıyor!    Ve yanındaki bazı Türk dostları ile izleyenler de   “kah kahh”  gülüyorlar!

O günden kalan ve hatırladığım dediğim düşüncem ise   şu oluyor:  “Söyleyene değil,  söyletene bakın!”  Ve tabi bir daha düşünürüm:  “Kaç cesur   Türk Güney’in  her hangi bir yerinde mesela müzakereleri yokuşa süren Hristofyas’ı işaretleyerek,  “ölmeden bu memlekette ne barış olur ne çözüm”  diyebilir ki? 

VE BAKIN LORDOS NE SÖYLER:  Bir süredir en az Tavuri kadar ünlenen Lordos fena halde dertlidir.  Maraş’tan kaçarken her Rum gibi o da  kaybetmiştir.  Ancak diğerlerinden farkı vardır.  Onlar on kaybettilerse Lordos yüz kaybetmiştir.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Yenidüzen gazetesi muhabiri ile yaptığı roprtajında yakınırken  “eğer 1974’de Maraş’tan kaçmasaydık şimdi benim oralarda 60 otelim olacaktı” der.   Doğrudur.  Çünkü giderken de on’u aşkın otel ve apartman bıraktıydı.

ANCAK:  Lordos muhabirin  “Erdoğan’ı nasıl buluyorsunuz” sorusu üzerine şunu da  söyler:  “Erdoğan’ın başından beri Kıbrıs sorununu çözeceğine inanıyordum. Şimdiye kadar da çözüm istemediğine dair hiçbir şey yapmadı. Ama bizimkiler ondan daha mı iyidir!

Öküz altında buzağı arayanlardan değilim.  Pireyi de deve yapmam.  Ancak aklıma takılıp kalır:  Neden Lordos Erdoğan’ın barışçı politikasına umutla bakarken  ansızın bu görüşünü yitirir ve   “bizimkiler ondan daha mı iyidirler”  demek gereğini duyar!  Kısaca analizini yapmak gerekirse   “Erdoğan ya umut vericidir,  iyidir yahut o da  “bizimkiler gibidir”  dediği Rum liderliği gibidir!”

ÇÜNKÜ:  Kıbrıs sorununu çözeceğine inandığı Erdoğan’ı  artık  “bizimkiler”    “çözüm istemeyen,  Kuzey’i TC’lilerle kolonize eden barış karşıtı bir politikacı olarak lanse etmektedirler!”                       Lanse etmelerine bile gerek yok,  Kuzey’i az biraz izleyenler bilirler ki  Kıbrıs Türk halkı saflarındaki bu siyasi görüş,  Türkiye dolayısıyle Erdoğan karşıtı bir politik seyir içindedir…                                           Kısaca  tipik işadamı oluşunun temkininde   ifadelerini yumuşatmış da olsa Lordos’a artık Erdoğan’a güvenmemesi gerektiğini de kabul ettirirler ve onu da söylettirirler!    

**********

DUVARA TOSLAYAN ANNAN

Vakta ki Annan’ı BM’lerin görevlisi olarak Suriye’deki arbedeyi durdurmaya ve Beşar Esat’a akıl izan vermeye tayin ettilerdi;  hah dedimdi,  Kıbrıs’ı mamur etti şimdi sıra geldi Suriye’ye!

Nitekim Annan Suriye’de duvara tosladı.  Hem de bizatihi içinde olduğu,  kendine barışı sağlama görevi veren BM’ler tarafından.  Açık ve seçiktir:  Amerika ile Erdoğan’lı Türkiye’nin elini kolunu bağlayan gerçeklerde,  BM’lerin GK’inde daimi üyeleri durumunda olan Rusya ile Çin eğer Annan’a destek vermezlerse Beşar Esat’a kimseler fiske dokunduramayacaktır! 

Kaldı ki Suriye’deki çatışmaları aşıp iç savaşa dönüşmüş olaylar Sünni - Alevi  gibi mezhep kavgasını çakıyor.  Ötesinde ise Çin’in Suriye’ye silah satışları var.  Rusya’ya  ise Akdeniz’de  tek göz kırpan ülke  Suriye oluyor.  İran Şiiler nedeniyle Esat’tan yana tavır koyuyor.  (Bunları sorunu bilenler yazıp söylüyorlar biz kısaca aktarıyoruz.)

Annan’ın işi  zor.  Bölgede tek vazifesi kalıyor. TC’ye kaçıp çadırlara yerleşen Suriyeli mültecilere BM’ler yardımlarını kanalize ettirmek!  Hepsi bu kadar değil tabi.  BM’ler  ne savaşları durdurabiliyor ne de uluslar arası  siyasi sorunları çözebiliyor!   Kıbrıs sorunu da mustrası oluyor!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.