1. YAZARLAR

  2. Ali Doğanbay

  3. Star Gazetesi'nin Ayşem den hali
Ali Doğanbay

Ali Doğanbay

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Star Gazetesi'nin Ayşem den hali

A+A-


Ayşemden’in işine son verilen yazıyı okuyunca bendeniz Cem Karaca’nın ‘Canım Anadolulum’ ve ‘Ne de güzel akın akın geliyorlar’ dizelerine dizimi vura kıra okudum, demek ki dedim son zamanlarında Cemaate gönlünü veren Cem Karaca’nın yanlış okumaları yeni bir şey değilmiş. Çünkü Cemaate gönlünü kaptırmadan evvel de ‘Tamirci Çırağını’ Mersin’de bir eğlence kulübünde okumaya başlamadan ‘Artık bu şarkının bir anlamı olmadığını çünkü böyle tamirci çıraklarının da kalmadığını, dünyanın değiştiğini buna paralel olarak da şarkının yetmişli yıllara ait kaldığını’ söylüyordu. Aslında yeni bir şey olduğu yoktu, evet, sureti biraz değişmişti belki ama aslı hala yerli yerindeydi. Evet, belki yetmişlerde Tamirci Çırakları sömürüldüklerinin bilincinde olduğu için hakça bir düzen eşit bir paylaşım diyebiliyordu, şimdiyse, Oniki Eylül’ün yamadığı zihinlerde piknik sepetine döndürülen politik anlayışla Tamirci Çırakları bulundukları duruma kader diyorlardı ya da daha kötüsü olabilirdi şükretmek lazımdı çünkü Allah böyle yazmıştı diyorlardı. Hayat değişiyordu, zihinler değiştiriliyordu, düşünmek pahalı bir şeydi ve Cem Karaca’da değişiyordu, hepsi bu. O yüzden olsa gerek ömrünün son deminde Mahsun Kırmızıgül ile yan yana gelerek ‘yalan olur bir gün yalan/yaşadığın aşkın sevdan /yaradandır baki kalan/hayat çok garip/ diyordu. Hayat mı garipti Cem Karaca mı, acıları/adaletsiz paylaşımları ve zulümleri/bitmeyen sömürüleri baki kalan bu gök kubbe de muhakkak tartışılır.

Fakat devrimcilik söyleminin kıyısından köşesinden geçen herkes için Köylü kavramı zaten hep yanlış anlaşılmıştır. Köylü de İşçi de hep Sol’un içinde, Sol’un yanında, Sol’un kol kola olduğu bir şey olsun istenilmiştir. İstenilmiştir çünkü bu devrim denilen şey Köylüler ve İşçilerle yapılacaktır fakat Türkiye’de biraz daha zor hem olmuştur hem anlaşılmıştır. Çünkü en basit tanımla Köylü ve İşçi Sol’un kendisini istediği kadar Sol’u istememektedir. Mesela Cem Karaca’nın ‘Canım Anadolulum’ dedikleri Deniz ve Yusuf’u ‘Şarkışla’ya düşürmesin Allah sevdiği kulunu’ diye dizelemiştir. Zira Şarkışla’nın köylüleri o kadar ‘Canım Anadolulum’ değildir, elde tüfek Deniz ve Yusuf kovalamışlardır; onlar için savaşan, onların hakkı için düzenle kavgaya tutuşanların yanında değil karşısında olmuştur.

Ve fakat zaten hep karşısında olmuştur, Nurhak’ta öldürülen Sinan’ın babası da oğlunun cansız bedenin başında o ‘Canım Anadolulum’ insanların gözlerinin içine bakarak, ‘Oğlum sizler için öldü. Sizler için savaştı. En iyi okullarda okudu. Her zaman çok başarılı öğrenciydi. Bu ülkenin en iyi okulunda (ODTÜ’de) okuyordu. İstese diplomasını alır, çok iyi paralar kazanırdı. Ama sizin için öldü’ diyordu. Kırk yıldır bunların gözlerinin içine bakarak, hangi yiğidimiz ölse bunu diyoruz, Canım Anadolulum, Köylüm, İşçim, gözlerimizin içine boş boş bakmaktan başka bir şey yapmıyor. İşte Cem Karaca gibiler de, yer değiştirerek, o boş gözlerin zihinlerine oynamayı, direnmekten daha kolay gördü, bazen isteyerek bazen istemeyerek, yanlış okumalarına devam etti.  Çünkü ister Cem Karaca ol, ister İşçi, ister Köylü ki biz buna insan diyelim, kişinin kendine açtığı yol, diğer insanların kendisine açtığı yoldan daha iyidir, ve devrim eğer yıkılınca gelen bir şeyse, insan önce kendinden başlamalıdır, bunun için bilgi çok önemlidir, çünkü içinde bilgi olmayan hiçbir şeyden ne devrim olur ne insan. Ve yalnızca yetmişlerin değil, eğer Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun önce ‘Yaban’ı sonra ‘Ankara’sı okunursa, hem Kurtuluş Savaşı yıllarında nakşedildiği hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarında anlatıldığı gibi ‘Canım Anadolulum’ olmadığı görülür. Ki muhakkak Mustafa Kemal’in rakıyı susuz içmesinin ve 1927’den sonra kendini Ankara’ya kapatmasının nedeni bu Canım Anadolulumun devrimleri yanlış anlaması ya da hiç anlamamasıdır. Fakat Cem Karaca neden yanlış anlamaktadır, neden içli-arabesk-devrimci bir iç çekişle mevzuya bakmaktadır, aslında zihin gıdıklamaya gerek yok; sonunda nasıl Cemaatçi çıkmışsa ondan... Yani hem bulunduğunu iddia ettiği sınıfı yanlış anlamıştır hem de iç çekişlerini ve sonunda baki kalanın yalanlar olduğunu insan olarak unutmuştur! Ama ne iyi, büyük sanatçı payesine sonsuza dek ulaşmıştır ve ben birden çok kere görmüşümdür, sene-i ölüm devriyesinde Samanyolu TV adına belgeseller döşemektedir, mekânı cennet olsun demekten başka bir iç çekişimiz yoktur, ölmüş Canım Anadolulularımla elde tüfek ölmüş Denizleri kovalarlar dururlar artık, hem isyan hem iman aynı bünyede artık, hayat ne garip, valla çok garip!

O yüzden Cem Karaca’nın iç çekişine verilen yanıtı, hem kendi topraklarının tokat gibi gerçeğini yanaklarında hissetmesi için, hem de konuya insan duyarlılığıyla yaklaşması için pek yararlı gördüm, kim demişse ağzına sağlık. Sol’da yanlış anladıklarımız, Sol’un kendisi gibiymiş gibi durup durmadan Sol’a kızılması pek kızdığım bir şeydir efendim. Bu insanların kendi olamamak problemleri var, muhakkak bundan olsa gerek hayatlarının bir kısmında Sol’a sığınmışlardır, kendi problemlerini Sol’un problemi gibi göstermek ise en hafif tabiriyle ayıptır efendim. Cem Karaca yalnızca ‘neden’ sorusunu sormuş olsaydı ve daha az iç çekip dünyaya ve düzene daha çok diş bilemeyi bilseydi Kıbrıs’ta senelerdir neler olduğunu daha net anlardı.

Fakat bu hikâye ve verilen yanıt nedense Ayşemden’in Star Gazetesi'nden kovulmasına sebep oldu. Ben yazıyı üç beş kere okudum, insan acıtan bir şey var mı, birine bir yanlışı olmuş mu diye, valla birden aklıma Erdal Şafak’ın Kıbrıs’la ilgili yazıları geldi, sonra küvet fetişisti Yılmaz Özdil’in yazısı geldi aklıma, dedim madem Ayşemden’i işten attılar, Anavatan diyerek, bayrak diyerek, millet diyerek, biz az Yavruvatan, az bayrak, az millet miyiz, o zaman Erdal Şafak ile küvetsevicisi Yılmaz Özdil’de Kıbrıs’a gelmesinler, gelirlerse Kıbrıs’tan atalım. Niye? Pek mi saçma? Neden hep biz atılıyoruz, hep biz bir şeyden daha az, eksik, kusurlu bulunuyoruz? Biz neyiz? Onların elinin kiri mi? (Su temiz değil ki Canım Anadolulum, bütün mesele bu, ah bunu anlasan bir; kabahatin çoğu senin demeye dilim, ah dur bir dakika, benden evvel demiş bulunmuş biri bunu, demek benden çok-çok seneler önce de ‘akrep gibiymişsin’ Canım Anadolulum.)

Bunlar topluca ülkeyi akıl hastanesine çevirdiler. Ayşemden bir hikâye anlatıyor, o hikâyenin içinde de, geçen zaman içinde verilen yanıtın, aslında bugün Kıbrıslı Türkler için Cem Karaca’nın iç çekişinden daha kederli bir iç çekiş olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ama iç çekişlerde, hep mi amorti Kıbrıslı Türklere çıkar, hangi hilebaz bu çekilişe hile karıştırıyor, her hafta birbirine benzeyen haberler, kimse demiyor mu, demeyi mi unuttuk ey Anadolu’dakiler ey Kıbrıs’takiler, asıl işten atılması gereken, asıl terbiyesizlik yapan, Ayşemden değil, başkaları, başkaları var, her sabah kendi yalanlarına kürsü bulup konuşsunlar diye Ayşemdenler’i kovuyorlar. Onları işten atmadıkça onların işine daha çok geleceğiz.  

Ama ne farkı var ki? Ahmet Şık, taslak halinde, yani henüz kitap olmayan ve kafada şekil ama yazıda şema etmeyen kelimeler için, matbaaya baskın yedi. Bu ne düşmanlıktır, bu ne kavgadır? Artık Canım Anadolulum, zihninden iki dakika hayalperest bir dünya geçirdiğinde Başbakan’a mı danışacak? Bir de bütün bunların gazetecilik faaliyetleri yüzünden olmadığını söylüyorlar, madem değil, o zaman gazetecinin kitabına, hem de taslak olan bir yazıya neden el koyarsın? Bıraksana, o kitabı herkes okusun madem; neden bırakmıyorsun? Demokrasi bu mudur, demokrasi daha taslak olan kitapların yasaklanması mıdır? Değiştik, yürüyoruz, çağ atladık, artık her şey konuşuluyor sürmanşetli Taraf Gazetesi, Zaman Gazetesi, Sabah Gazetesi, Star Gazetesi yalanları bu mudur? Ne değişti, yasaklı kitaplar döneminden bugüne ne değişti söyler misiniz? Yarın bir gün kitaplarımızı sobada mı yakacağız, evet, bence de EVET yetmez, Onüç Eylül sabahı Evren’i ve darbecileri yargılayacaksınız, bu mudur? Dünyanın hangi demokratik ülkesinde taslak kitaba el konulur? Acı olan ne biliyor musunuz? 28 Şubat ya da 27 Mayıs diye zulüm diyenlerin, acı çekenlerin, günü gelip devran döndüğünde tıpkı 28 Şubatçılar ve 27 Mayısçılar gibi olması, yani sonunda aynı olması. İşte bu yüzden Ahmet Şık içeride, çünkü Ahmet Şık hem sizin hem de onların ötesinde bir üçüncü ülkenin, o ‘çok uzakta öyle bir yer var’ dediğimiz ülkenin varlığına inanıyordu. Demek ki gücü elinde bulunduran, zulümlerden zulüm beğendiriyormuş, demek ki güç kimdeyse faşizm de ondaymış.

O yüzden mesele seninle ilgili değil Ayşemden. Bunlar ürkünç elleriyle her sabah midemize ellerine sokup neyimiz var neyimiz yok alıyorlar, daha çok kazansınlar, daha çok yalan uydursunlar, daha çok masallar anlatsınlar diye. Bunların elleri aynı, yalnızca gözleri başka bakıyor bir de bıyıkları başka oluyor hepsi bu. Sana da tuhaf gelmiyor mu? Bir gün senin işine son veriyorlar, bir gün Ahmet Şık’ın taslağına el koyuyorlar, bunlar kendinden olmayan herkesi oyunun dışına atmak istiyorlar, öyle ya da böyle, çünkü bu oyunda kendilerinden başka rakip istemiyorlar. Bir gün hepimize sıra gelecek. Çünkü onların istediği hepimiz. Hepimiz deliriyoruz bu yüzden, sığındığımız birazcık mizahımız var onu da suç unsuru taşıdığı için dava dosyalarına ekliyorlar, telefon şaka kaldırmayan bir icat yani.

Bak, diyorum ki, "Afrika Gazetesini ben kurşunladım", ne diyelim, Canım Anadolulum gibi ‘Yaban’ kalıyoruz coğrafyamıza, siz kurşunladınız diyorlar, CTP’lisi diyor DP’lisi diyor, ne diyeceğiz, mizah içinde yüzüp gidiyoruz işte. Sen kendi halkını ‘Canım Anadolulumdan’ öte mi sanıyorsun, bir gerisinde hikâyenin, çok okumuş adamların çok okumuş çocuklarından duydum, "Tayyip çok demokrat", "en demokrat", "çok iyi başbakan", "Kıbrıs meselesini çözecek" yalanlarını. Demek sonunda hepimiz, Şarkışla’nın nüfusuna yazılıyoruz. Zaten yıllardır ‘Canım Anadolulum’ ile durmadan Şarkışla’nın nüfusuna yazılıyoruz. Denizlerin arkasında koşuyoruz, Yusuf’u yaralıyoruz, tüfeklerimiz belimizde biz gideriz Şarkışla’ya biz gideriz Şarkışla’ya. (iki ileri bir geri, makamsız) 2 Mart mitinginde görmedin mi, ben gördüm...

O yüzden üstüne alınma, mesele sen değilsin, mesele Ahmet Şık meselesi de değil, daha evvel yazdım yine yazayım, bir ülkeyi değil, bir şehri, bir evi, bir aileyi değil bunlar bir fikri, bir düşünceyi, bir algıyı değiştirmek için geliyorlar dayanıyorlar kapımıza. Bak yeni duydum, bu ayın sonunda UBP’nin Gençlik Kolları da ‘Şükran Yürüyüşü’ yapacaklarmış, yapsınlar tabi, şükransız yürüyüş mü olur ve fakat Maliye Bakanı Ersin Tatar buyurmuşlar ki ‘görsünler bakalım kalabalık nasıl olur’ diye. E Ersin Beyciğim, matematik dört işlem, hemen hesabını yapalım: ‘akıttığın nüfus’ (AN) ‘kendi nüfusun’ (KN); yani basit bir hesapla sayıları üst üste koyuyorsun (AN-KN= Şükran Sayısı, ki ŞS eder) çıkan sayı Canım Anadolulumunkaresidir.(‘CAKARE’) Zira efendim Canım Anadolulum karısı, çocukları, amca çocukları, teyze çocukları, amca çocuklarının yeğenleri, hala çocuklarının yeğenleri, yeğen çocukları, yeğen çocuklarının dayı çocukları diye büyümektedir. (yani giderek artar bu sayı ve karesi alınması şarttır) O yüzden elbette çok olacaksın, çok olacaksın, ama her çok çoğu kere çok haklı demek değil, bazen bir kişidir sayı ve en haklı sayıdır ve matematikte çok doğru eder, güzel hesap, ben de sevdim, umarım sen de seversin. 

Ayşemden, ben diyorum ki, bunların yalanlarının dünyasında, hepimizin yolu Şarkışla’dan Gemerek’e kadar yürünür durur. Senin de yolun, benim de yolum, bizim de yolumuz, üzgünüm ama tarihte, onların içinde, onların arasında, budur. Onlar, onlardır, tüfekleriyle kovalayacaklar. Canım Anadolulum, Köylüm, İşçim, CTP’m, DP’m, UBP’m, ÖRP’m, AKP’m, Erdal Şafak, Zaman Gazetesi, Samanyolu TV, Taraf Gazetesi, Sabah Gazetesi, Yılmaz Özdil, Star Gazetesi, Rasim Ozan Kütahyalı, Ferdi Sabit Soyer, Serdar Denktaş, Derviş Eroğlu, Turgay Avcı peşimizden kovalayacak duracaklar. Sana değil Ayşemden, bu yol hepimizin, Gemerek’e kadar sürecek, Gemerek’e kadar tüfeklerle kovalayacaklar…

Bir yazı eğer on kusurlu hareketten biri gibi görülüyorsa, benim anladığım, kırılan kemik demokrasinin kemiğidir. Yazı, hangi dilde olursa olsun, çünkü alfabenin yetişip söyleyebildiği her şey yaratıcısının yaratısıdır, söylenmezse olmaz ki. Artık neyi yazıp neyi yazmayacağımıza, hatta neyi taslak edip etmeyeceğimize, neyi konuşup konuşmayacağımıza da birileri karar verecekse, yazı değil yazık oluyor demektir. Her yazı, seversin sevmezsin, beğenirsin beğenmezsin, bir düşüncedir, bir hayal gücüdür, bir düştür. Eğer zihinlerimizden geçen birilerin editör bakışlarından geçecekse, artık dört duvarın içinde hapis olmamız için mahpusluğa gerek yok demektir, zihinlere sürülen teller ‘yasaktır’ yazısı içeriyorsa, o da mahpusluktur.  İster mahpusluk olsun, ister kovsunlar, isterlerse buyursunlar, sen nerede gördün insanın yürümekten vazgeçtiğini. Hem sen bakma Gemerek’e kadar deyip iç karattığıma, Gemerekten bu yana hala yürünüyor, yürünüyor bunların karşısında, gene yürünecektir, yalnızca gönlün bazen iç çektiğini gözün görmesi lazım, görüyoruz ve yürüyoruz, yalnızca biliyoruz, bu yolda, kim kimdir, yürüyoruz, Gemerekten bu yana ve sonra. Elbette yürünecektir, ve her yürüyüş karşı gelmeyi barındırır içinde.

Sen o hikâyeyi anlatınca, benim de aklıma Ferhan Şensoy’un Oteller Kitabı’nda Mağusa’da Palm Beach Otel’de yaşadığı bir hadiseyi anlattığı yazısı geldi. Ustanın mizah konusundaki hünerine ve lafı gediğine koyma konusundaki becerisine her zaman gülerim, ne zaman bu hikâye aklıma gelse keyiflendirir beni. Neyse uzatmayalım. Ferhan Şensoy, otelin lobisine bir şeyler içmeye iner. (İçlidir ama içine bir içtir bu, öyle söze düşmemektedir ve bilirim bazen insan içerken çoğu kere yalnız olmak ister ve bir uzak insan ve o uzaklıkta bir de çok konuşuyorsa çekilmezdir.) Şensoy’un yanına Türkiyeli biri gelir, oturur ve konuşmaya başlar. Konuşması genelde Kıbrıslılarla ilgilidir. Cümlenin sonunda ‘Yerli halk bizi burada sevmiyor’ der. ‘Bize yerleşik diyorlar’. Ferhan Şensoy’un verdiği yanıt tek kelimedir ve tek kelimeyle çok şey anlatmaktadır, der ki Usta: ‘Yerleşmediniz mi?’…

Ben de soruyorum, siz de sorun: ‘Yerleşmediniz mi?’ O da yetmedi mi, şimdi bir de bizi mi ‘kovmaya’ başladınız?..

25 Mart 2011
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.