1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Sultan Erdoğan'ın Haremi!
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Sultan Erdoğan'ın Haremi!

A+A-

      
Türkiye’de gerçekleştirilen seçimler sonrasında iç çatışmalar ve elden çıkarılan varlıkların acısıyla, sonuca fazla odaklanamadık.

Ama ortada odaklanmaya değer son derece önemli sonuçlar var.

Günlerdir çeşitli yorumcular bunu çeşitli coğrafyalar açısından değerlendiriyor. Biz genellikle sadece Kıbrıs açısından bakıp, konuyu yine kendi eksenimize hapsetmekle yetiniyoruz.

Türkiye’de yapılan genel seçimler, seçimin hemen ertesi günü, dünya basınının gündemini belirledi. Önde gelen birçok gazete, Erdoğan’ın seçim zaferini manşetten duyurdu. Sadece bu bile, Türkiye’nin dünya gündemindeki önemine ilişkin son derece önemli bir veridir. Zira kapalı yapıdan dünyaya açılan sürece geçişi çok da eski değil, Türkiye’nin.

Ancak darbelerle, ekonomik krizler ve insan hakları ihlalleriyle dünya gündemini meşgul eden, Avrupa’nın istenmeyen pejmurde şark çocuğu, bugünlerde Avrupa dahil, yakın coğrafyasını zaptetmiş görünüyor.

Alman Die Welt gazetesi, seçimin hemen ardından Erdoğan’ın balkon konuşmasına atıfta bulunarak, “Arap baharını destekleyerek, Osmanlı rönesansı” yaşayabileceğini, “Kıbrıs sorununu çözerek, Avrupa kapılarını açabileceğini” yazdı, Türkiye’nin.

Erdoğan’ın AKP’de gelenekselleştirdiği balkon konuşması düsturu bile tek başına, dünyayla yarışan bir imaj yaratım ustalığı. Bugün dünya tarihinden bir çırpıda hatırladığınız bütün belirleyici liderlerin en az bir balkon konuşması var, aklınızda kalan.

Mesela benim aklıma ilk gelen Amerikan tarihinin unutulmaz başkanı, John F Kennedy’nin seçim zaferi sonrasında halkı selamlayıp teşekkür konuşmasını yaptığı ve yıllar sora bile akılarda kalan fotoğrafı var. Benzer bir kareyi, çok değil daha 70’lerde yaşam hakkı sınırlı olan siyahların gerçekliği ile ırkçılık yaşayan süper güce, siyah bir başkan geldiğinde gördü, dünya basını.

Erdoğan’dan sonra çeşitli ajanslar tarihe geçen bu balkon konuşmalarını derlemişler.

O konuşmada, seçim zaferinin sadece Türkiye’nin değil, bütün Avrupa’nın ve Ortadoğu Balkanların da bir kazanımı olduğunu söylemişti, Erdoğan. Ve Berlin’den Bakü’ye, Lübnan’dan Lefkoşa’ya kadar kutlamıştı bu kazancın taraflarını. Şüphesiz ki, bu şehirlerin adı tesadüfen seçilen şehirler değil. Avrupa güçleri, muhalif ve müttefikleri ile Ortadoğu, Balkanlar ve ne yapacağı dört gözle beklenen Kıbrıs sorunu da vardı, bu konuşmanın içinde.

İşte bu atıflarla birlikte, aslında bir anlamda Osmanlı’nın entegrasyon politikasını şiar edinmiş görünen ve bölgesel gücünü geliştirmeye yönelik stratejilere odaklı AKP, Die Welt’in dediği gibi, hem Arap Baharı’nı yaşıyor, hem AB kapısında Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünden bir Rönesans yaratıyor.

Şüphesiz ki, yasaklı bir siyasetçiden, bir dünya lideri yaratmayı hedeflemiş bir stratejiyi önemsemek gerekiyor. Ve şunu bir kez daha not etmek zorunlu oluyor;

Türkiye siyaseti güçlendikçe, bizim bu coğrafyalarda geliştiremediğimiz güç, bölgesel entegrasyonun en zayıf halkası haline getiriyor, Kıbrıs’ı. Nitekim, Başbakan’a maaşını da sorabiliyor, eylemdeki bir halka küfür de edebiliyor, Sultan.

Ve burada sadece tek taraflı küfür sahibini değil, adresin kendisinin basiretini de sorgulamak gerekiyor ki, bundan sonra iyice yere çalınmış bu ilişkilerin toparlanması adına henüz bir gelişme olmadı.

İlginç bir tesadüftür, Erdoğan’a Osmanlı Sultanı benzetmesi yaparken dünya kamuoyu, Türkiye kamuoyunda çok tartışılan “Muhteşem Yüzyıl” da Osmanlı sürecini yeniden hatırlatıyor, meraklılarına.

Dizide Kıbrıs’ı fethedecek Selim yeni doğmuşken, Osmanlı için alınması gereken küçük ada, aslında bugün de zaptedilmesi gereken adreslerden biri olarak duruyor.

Türkiye ekonomisi güçleniyor, özel sektörü gelişiyor. Ve bundan sonra da Kıbrıs’ın yatırımların adreslerden biri olacağı aşikar. Mali protokol içinde yer alan, su taşınması dahil türlü projeler, Türk sermayesini Kıbrıs’ın Kuzey’ine akıtacak etkenlerden biri.

O yüzden yeni okulların, üniversite ve kolejlerin gelmeye devam edeceği, özelleştirmelerde ana kaynak olacağı çok uzak değil, Türk sermayesi için.

Dahası uzun süredir, Kuzey’i bypass ederek Güney ile ticaret ilişkilerini geliştiren Türk sermayesi için adanın sadece Kuzey sınırında kalınmayacağı da açıktır.

O yüzden bugünlerde bu tartışmalar baktığımda, Süleyman başındaki heybetli kavuğunu sıvazlarken, bizlerin haremde bekleyen cariyeler misali, hazırolda tutulduğumuz duygusuna kapılıyorum, ister istemez.

Zira bugün Türkiye’nin bölgede kendisi için biçtiği güç hedefinde Kıbrıs sadece anahtarlardan biri.

Sırasında Avrupa’nın yolunu açacak, sırasında batıyla pazarlıkta tutulacak anahtarlardan biri.

Ama bu anahtar nasıl kullanılacak olursa olsun, bizim kilitle ne yapacağımızdır, önemli olan. Erdoğan AB kapılarını açmak için limanlarını açar mı bilinmez, ama açma kararı verdiğinde bizim ne yapacağımız bilinmelidir.

Limanlar dahil ilişkiler askıda tutulmaya devam edecekse de ne yapacağımızı bilmemiz gerekiyor.

Yani belki biraz da Hürrem olmamız gerekiyor!

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.