1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Suriye Türkiye dalaşı ve "battık" üzerine düldüllü yazımız
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye Türkiye dalaşı ve "battık" üzerine düldüllü yazımız

A+A-

KÖŞEMDEN:

Tabi ki Suriye ile Türkiye arasında yaşanmakta olan ve artık NATO bünyesine de taşınarak  “çok ciddi”  değerlendirmesine giren  şu savaş uçağının düşürülmesi olayına  “bize ne”  demiyoruz! 

Ancak kalktığımız her sabaha,    “acaba bugün hangi sorunları icat edelim”  Bismillah’ı ile başladığımız  KKTC’de doğrusu şu ki  değil Suriye’nin Türk savaş Uçağını füze ile vurup iki pilotunu şehit etmesini;  Üçüncü Dünya savaşı çıksa umurumuzda olmayacak!   Değil mi ki  “dünyanın odağıyız!” 

Asıl fecaat da burada zaten.  Zannediyoruz ki dünya alem bizden başkasını ne konuşuyor ne yazıyor!  İşlerini güçlerini bırakmışlar bizi izliyorlar:                          

Mesela dünya siyasi çevreleri pür dikkat kesilmişler bekliyorlar:    “Acaba Kaşif Küçük’ü yiyecek mi,  yoksa  Küçük’ün gurgurasında mı kalacak?”

Yahut başta AB olmak üzere BM’ler çevreleri çok ama çok merak ediyorlar:    Artık rüyasında görse hayra yormaz ama CTP eğer UBP’yi devirip iktidara gelirse,  son zamanlarda gitgide gözden düşen dünyanın Sol’u ile “globalizmi”    yeniden nasıl tertipleyecek?   Ve de   Hristofyaslı  Akel artık   ömrü billah bir daha iktidar yüzü görmemecesine çekip giderken;   kendinden çok önce giden Talat’la vardıkları prensip anlaşmasında,  “tek vatan,  tek yurttaşlık,  tek uluslar arası temsiliyet ve de  Kıbrıslılık gibi büyük ideayı,  acaba  birleşik Kıbrıs ilkesinde çözüm haline getirebilecek mi?” 

Kısaca dünya alem KKTC’yi izlemekten çatlayıp patlıyor!

HA SURİYE Mİ?  Nerede kaldıydık?  Ben bu Davutoğlu’nu başından beri tutmadıydım.  Nedeni şuydu:

Öteden beri her halde kendi cehaletimden kaynaklı aşağılık duygumun sonucu olmalı;   “Çok akıllı” insanlardan hep korkarım.  Hele Politikacı olanını  hiç tutmam  çünkü çok akıllı oluşları nedeniyle  laf dinlemezler!  Hele Davutoğlu gibi Türkiye’ye  tarihinin görkemli günlerini yaşatmak sevdasında Amerika’nın  Büyük Ortadoğu  projesinde yer alan bir Dışişleri Bakanı’na çok da güvenemem.

Nitekim Göreve geldiği günden beridir  Erdoğan’lı Ankara payitahtının komşuları ile gıdım gıdım oluşturduğu ne kadar  “iyi ilişkiler” külliyesi varsa hepsini yıkıp viran eyledi! 

Kaldı ki  tesadüf müdür ne?   Çoğu kendi içlerindeki halk ayaklanmalarıyla kan revan içinde kaldılar ama  yıkılan liderler ve yönetimlerin yerine gelenler neredeyse gidenleri arattılar!  Kaldı ki hâlâ ne barışa erdiler ne de demokrasiye!  Hele hele Laik’liği unutun gitsin,  bu  Arap ülkelerinde artık lafının söylenmesi bile bedenler üzerindeki başları götürür!  

Eee,  bu kaynayan Ortadoğu’da Türkiye’nin nasıl bir dış politika kazancı oldu?   Erdoğan’ın büyük reyting kazanması deniyor bir,  bir de ekonomik ilişkiler iyidir deniyor iki.  Ötesi yok!

Mesela  İslam Ülkeleri Örgütü:  Her ne kadar KKTC’ye bünyesinde dolaylı temsiliyeti için bir yer açmışsa da  siyasi arenada Rum’u kınayacak her hangi bir  kararı oldu mu?  Kıbrıs Türk halkına yönelik elle tutulur parasal ve ekonomik yardımlarda bulundu mu? 

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kişisel çabaları da olmasa dönüp yüzümüze bile bakmazlardı.  Buna karşılık maşallah aralarında bir tek İslam ülkesi yoktur ki  Güney’in Rumu ile ballı börekli olmasın!

Yani diyoruz,  Davutoğlu çok akıllı oluşuna karşılık  o aklını  Türkiye’nin komşularına yansıtamadı!  Kıbrıs siyasi sorunu ise  hâlâ         “bilinmezliklerde” heyamola çekiyor!

GELELİM SURİYE İLE TÜRKİYE’YE:  Ne olacak?  Bugün Nato toplanacak.  Diyorlar ki Rusya, Çin,  İran  Suriye’yi ne Türkiye’ye yedirir ne Amerika’ya.  Dolayısıyle NATO hiç müdahale etmez!

Kaldı ki Türkiye’de turizm sezonu başladı.  Atılacak tek kurşun bile  sektörü bırakın yaralamayı,  mezara gömer! 

Sonuçta bu sorun  “şimdilik” kaydı ile kapanır!  Fakat Suriye’nin başında Beşar Esat olduğu sürece  Erdoğan’lı Türkiye Rahat durmaz, bir yerde zamanı zemini uygun bulduğunda bu Suriye’ye yapacağını yapar!

*****

“KOLTUK, ÇIKAR VE ADAM KAYIRMANIN  SONU İFLASTIR”

Yukarıdaki başlık Pazar günkü Kıbrıs Gazetesinin  “Söz Sizin”  köşesinde yayımlanan  “H.M. Şonya adlı yurttaşa aittir.  29 Mayıs 2010 tarihli bir gazetede çıkan Maliye Bakanı Tatar’ın  “Artık Oyun Bitti”  dediği söyleşisinden alıntılar yapıyor ve özetle şunları söylediğini aktarıyordu:  

“KKTC’deki emeklilik uygulamalarının dış dünyanın da dikkatini çeken farklılığı artık Türkiye’de de dillendiriliyor…  Nitekim   ne zaman sıkışsak bize yardım eden Anavatan Türkiye  yetkilileri,  KKTC’deki Emeklilik uygulamaları ile kendi emekliliklerini kıyasladıklarında ortaya şu gerçek çıkmaktadır:  Mesela Emekliliğe Yakın olan TC Büyükelçisi Şakir Fakılı  (2010 yılında)   emekli oldukta 2 bin 700 TL maaş 55 bin lira da ikramiye alacak….  Bizdeki bir kamu görevlisi  ise emekli olduğunda 6 bin lira maaş 300 milyon da ikramiye almakta…”

Şonya, Tatar’ın bu kıyaslamasını değerlendirirken şöyle der:  “Hayırsız evlat misali her ay bu yüksek maaşları ve torbalar dolusu emeklilik ikramiyelerini ödemek için avuç açıp dilendiğimiz Anavatanımızdan birazcık olsun haysiyetli insanlar olarak çekinmemiz ve kendimize çeki düzen vermemiz,  çok ama çok çalışmamız,  tasarrufa azami riayet etmemiz,  kendi kendimize yeterli olup şerefli insanlar olarak ayakta durmamız gerektiğini,  idareci geçinenlere salık vermeyi borç sayarım…” 

Ben de bir kamu görevlisi emeklisiyim.   Bu kadar büyük maaş ve emeklilik ikramiyeleri almamış da  olsam,  hatta pek çok ekonomik ve sosyal nedenlerle maaşım hâlâ iki yakamı iliklememe yetmemiş de olsa  Şonya’ya  hak veriyorum. 

ŞU YÖNDEN:  Hep yazarım.  Bu siyasi ve ekonomik koşullarda Kuzey olsa olsa Baluba kabilesi kadar olurdu!  Oysa şimdilerde  “benim benim” diyen Güney’deki Rum’la yarışıyor! 

Şimdi insafla itiraf edin.  Çok çalışıp, kan tere batarak,  üreterek yaratarak,  toprağı hallaç pamuğu gibi atarak mı vardık bu ülkede bu yaşam koşullarına?  (Eğer bu satırları şimdi okuyorsanız  lütfen şu  “battık” lafını beş saniye dikkate almayın,  sonra yine  “battık” diye feryat etmeğe devam edersiniz.)

Yoksa  “Ekmek elden su Gölden Cumhuriyeti”  oluşun avantajını kullanarak,       “grak dedik mi su, gruk dedik mi et”  veren  Ankara’nın himmetleri sayesinde mi geldik bugünlere?

Ha eğer hâlâ  “battık”  diyorsanız  e batarız tabi!   Onca astronomik maaşlar,  emeklilik ikramiyeleri,  Rum’un emrimize amade mülkü üç yüz bin kişilik  nüfusumuzu doyurmaya yetmediği için battıysak bravo bize!  Demek ki bu  “akarların”  devlete tırnağı kadarı bile  yansımadı,  aksine hep Devletin hazinesi sömürüldü ki  onca  paralarla avantalar buhar olup uçtular! Yine de şükretmek gerek:    Bu durumda şimdiye kadar canımızın bin defa çıkması,  yüz bin defa da rahmetimizin okunması gerekirdi!  Oysa hâlâ ayakta ve takattayız ki battık diye ne bağırmaktan kısıldı sesimiz  ne yollarda yürümekten kurudu  ayaklarımız!  Öyleyse pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.  “Batana kadar battık demeye devam!”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.