1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Taksim Taksim olalı...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Taksim Taksim olalı...

A+A-

Geçenlerde bir yazı yazdık… “Bu AKP zihniyetine katılmak mümkün değil ama yaptıkları başarılı işleri de yalan söyleyerek inkâr ederseniz, inanılırlığınız kalmaz! Tek inanılır çevre onlar kalacağı için de her seçimi kazanırlar” ana fikrine dayalı yazımızı, anlayan da çıktı, anlamayan da…

Ama son günlerde olanları ele almazsak, biz de “merkez medya”ya döneriz…

Tayyip Bey’in çok iyi bilmesi icap ederdi ki Osmanlı döneminde padişah, Cuma namazına gitmek için saraydan çıkar, Fatih Camii’ne giderdi… Sonra 2. Abdülhamit döneminde, sultanın kuşkucu tavrı, Yıldız Sarayı’na yakın bir camiye gitmesi usulünü doğurdu ama hazret gene de bombalanmaktan kurtulamadı… Cuma Selamlığı denilen bu tören esnasında, halk saray ile camii arasındaki yola dizilir, padişah geçerken “Padişahım çok yaşa” diye bağırırdı… Padişah da buna karşılık, kalabalık arasına bazı ücretli, insanlar dağılmasını isterdi! Kendi ödediği bu insanların görevi, herkes sultanı överken, “ Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diye bağırmaktı.

Gurur, bir yöneticinin en tehlikeli düşmanıdır! Her alanda… Hele demokraside…

“Ben şu kadar oy alıyorum, istediğimi yaparım!” zannetmek, bir yöneticiyi düşmeye doğru götüren en önemli hatadır. Çünkü demokrasi, çoğunluğun diktatörlüğü değildir! Azınlığın haklarını da teminat altına alan sistemin adıdır, demokrasi!

İşin doğrusu, Taksim Gezi parkı hakkındaki kararın, Belediye Meclisinde oy birliği ile alındığıdır! Kimse itiraz etmemiş… Ne CHP, ne de MHP! Oybirliği… Peki, bu olanlar ne o zaman?

Mesele park değil… Zaten bilen bilir orası, geceleri geçmeye korktuğunuz bir mekândır…  Mesele, “Deli Petro”nun bile yapmaya gücünün yetmediği şeyleri, “ben yaparım” zanneylemektir! Fatih Sultan Mehmet’in şarap üzerine yazdığı şiirler, bir divan olur… Türkmenistan’da şaraba “kekremsi” derler, Öztürkçe’de… Dede Korkut’ta anlatılır ki Deli Dumrul, içerken düşman geldi denilince, dereden abdest alıp, iki rekât namaz kılıp; savaşa koştu… Dahası aynı efsanede, Azrail Dumrul’un canını almaya geldiğinde, adam, “Bizim mor dağlarımızda yetişen üzümden yapılma şaraba daha doymadım, Allah’a söyle şimdilik beni yanına almasın” der… Yani bu millet müslümandır ama kendine göre bir İslâm yorumu vardır, öteden beri…

Tayyip bey, sanki de Türkiye’deki asıl muhalefetin, alışılagelen yaşam tarzına yapılan pervasız saldırılardan dolayı gelişmekte olduğunu bilmezmişçesine, yaşam tarzına saldırıyor! Birkaç seçimi ardı ardına kazanmaktan ve Kılıçdaroğlu tayfasının asla kendine rakip olamayacağını görmekten gelen bir gururla! “İçki mi içiyorsunuz? Keyfinizin içine ederim… Sigara mı? Kestirttiririm… Başınızı mı açtınız? Kapattırtırırım… Tarih mi? Benim istediğim gibi anlatırttırırım… Suriye mi? İç işimdir, savaşa bile karışırım… Çamlıca’ya camii de yapar, İstanbul silüetinin içine eder, Taksim’e de aklımın kestiğini dikerim… ” Tavır bu!

Oysa siyaset, “zor”dur… Yapmak zor değildir…Kendisi “zor”u kullanmaktır… Oy da “zor”dur ama tek yol değildir… Hadi buyrun şimdi… Sanırım Taksim Olayları’ndan sonra, artık dünya da Türkiye de görmüştür ki Tayyip Erdoğan’ın bu nobran tavrı, yanlıştır…

Öte yandan “merkez medya” denilen, garabete de değinmeden geçemeyeceğim… Ülkenin en önemli haberini görmezden gelen bir gazetecilik anlayışını, siz yeni mi zannediyorsunuz? 1970’te de, 1980’de de sol sokak kedilerine bile yapılmayan bir şiddetle yok edilirken, bunlar gene aynı tavır içindeydiler… “Öğrenci çatışması” idi adı… Ta ki gerçekten “çatışma”ya dönüşsün! Bu haber satarak zengin olma heveslisi heriflerin, ilk vukuatı değil! Kudretten böyledirler…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.