1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Talat'ın anlaşılmayan çözüm anlayışı
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Talat'ın anlaşılmayan çözüm anlayışı

A+A-

Eğer Sn.  Talat Cumhurbaşkanlığı gibi Devlet’in en yüksek tepesine çıkmamış,  siyasi sorunu çözmek için  “müzakerecilik”  görevini yüklenmemiş ve de şimdilerde enflasyonu yaşanan   sade bir “politikacı”   olsaydı;  siyasal soruna yönelik son eleştirilerini   cici demokrasinin   “düşünce özgürlüğüne”  koyar,  “hakkıdır konuşacak” derdik. 

OYSA:  Sn. Talat Cumhurbaşkanı da olduydu,  müzakereci de.  Pekala şimdi nedir?  Sadece kendisine bir dönem   bahşedilen bu görevleri halkın oyu ile  “iade” eden bir politikacı.  Üstelik iki cami arasında kalmış bî’namaz gibi ne bir parti Başkanıdır  ne de  Milletvekili.  (Hatta 2011’in en medyatik 50 politikacısı arasında bile yoktu. Ama şu 2012’de ayni araştırmada inanın birinci sıraya oturur.)  Nitekim sıradan değildir ki her gün nasılsa becerdiğince sözü ve sazı ile siyasi sorunun gündemine oturuyor.

SONUNCUSU:  Şu oluyor.  Egemen Bağış’a fena halde içerlemiş.  Kıbrıs Türk halkının hazmedemediği sözler sarfettiğiini,  Bağış’ın Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanamayacağını bilmemesinin imkânı olmadığını,  ancak birilerinin Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’nin kavga etmesi için dürtülerde bulunmakta olduğunu iddia ediyor ve   mevcut iktidarı,  “yönetemediği için yönetilen”  olarak işaretliyor..  Ancak  yine de “ötekilerine”    fark atarak “Türkiye’nin desteği olmadan Kıbrıs sorunu çözülmez” diyebiliyor.  Ve tabi sürekli ekliyor:  “Çözümsüzlük çözüm değildir…”

Buraya kadar Talat’ın,  kendi mihveri etrafında yaratmaya çalıştığı  (amacı ne her ise) soruna bakışı çok özetle bu.  Biz gelelim   “mugalatasız”  esasa:

***

ANKARA O FIRSATI BOL TARAFINDAN VERDİYDİ.

Sn. Talat 2002’lerin şahlanışından söz ediyor.  Yani Annan planından.  Bir zamanlar  TKP’li Alpay Durduran’ın  “atın cebinize Kırmızı pasaportları Avrupalı olun”  sloganına nazire,  Talat da  bu halka Annan planı ile birlikte AB’li olmak vaadinde bulunduydu.  Ve bir taşla iki kuş vurduydu:  Bir yandan  Kıbrıs Türk halkını çözümle birlikte AB’ye üye yazarken öte yandan bu büyük olayın yüzü suyu hürmetine Türkiye’nin  AB’ye üyelik yollarını kısaltıp iyice açacaktı…  (O dönemlerde de yazdıktı. Başarsaydı yeni bir Kıbrıs tarihi yazacaktı.  Tam bir hezimet yaşadı.) 

Nitekim gelişmeler iyi gittiydi.   Halkı referanduma kadar götürdü,   yüzde 65 oranında  da evet çıkarttı.  Ve bu başarısını AKP’li Erdoğan’ın desteği ile gerçekleştirdi. 

Pekala neden çözüm olmadı?  Niçin Hristofyaslı Rum  “hayır”  diyerek Talat’ın hayallerini yıktı?  Bugün de neden Hristofyas Türk’ün Kuzey’deki hak ve hukukunu sürekli çiğneyerek Annan planını da aşan istekleri ile  dikildikçe dikilmektedir?

“Kıbrıs sorunu tıkanıyormuş!”   Kendi ifadeleriyle Allah aşkına kimdir tıkayan?  Eroğlu mu yoksa Hristofyas mı?  Ve tavsiye ediyor:  “Sorunu heceleyelimmişiz, o zaman ne demek istediğimizi herkes anlayacakmış…”   Ahmet Haşim’in sembolik şiirleri gibi bir şey!  Tam Talatvari bir bilmece! 

KISACA:  Önce Sn.  Talat’ın  çözümü olanca somut görüş ve doneleri ile  “hecelemesi” gerekir ki muradının ne olduğunu  öğrenelim. Ve  “not” diyelim:   Onca eleştiriler arasında nasıl olur da bir fiskelik Hristofyas olmaz! Hayret! Yani bu Hristofyas dedikleri  adam melek melaike mi?)

***

DEVAM EDEN ET SORUNU

Öteden beri Ekonomist Necdet Ergün’ün memleketin  “hayvancılığı” ile  “et”  konusundaki yazılarını izlerim.  Geçtiğimiz günlerde yine ayni soruna değindi ve şu çarpıcı araştırmasını koydu ortaya:  “Et fiyatlarındaki artış asgari ücret ve enflasyon artışını  “4-5”e katladı.. 

Ergün’e göre 2008’den beridir Hayvan varlığında azalış vardır.  Güney Kuzey’e göre et fiyatlarında yüzde 50 daha ucuzdur.  Bu yüzden yılda yaklaşık 70 milyon TL’lik parakente ve toptan et tüketimi Güney Kıbrıs’a kaymaktadır…

SORUN ESKİDİR:  Bir devrelerde  “her hal’u kârda üreticiler haklıdırlar  savından yola çıkarak kasapları suçlardık.  Sonra baktık ki hayvan besicileri bayram, seyran, yılbaşı hesaplarında ve her fırsatta ellerindeki hayvanları çok daha pahalı satmak için  (ki artık ona kazıklamak denir,)  ellerinde tutmaktadırlar…  Yahut gördük ki Kasap üreticiden 13 TL’ye hem de okka hesabı ile aldığı canlı hayvanı,  30 TL’ye hem de kilo hesabı ile satmaktadır! 

Sonuç:  Güney’den et satın almak yasak olmasına karşın,  Ergün de vurguluyor,  dünya kadar para o taraftaki et alımlarına gidiyor…

 …Bu ülkenin kaderidir.  Onca lafazanlığa,  “serbest piyasa ekonomisi” söylemlerine karşın  sistem asla    “devlet politikası”  olmamıştır.  Hâlâ  “kapalı toplum ekonomisi”  devam etmekte,  üreticilerden diğer meslek kuruluşlarına kadar  “Birlikler”   gelip giden hükümetler üzerinde eylemsel baskılar kurarak  “rekabete açık”  piyasa ekonomisinin önünü her zaman kapalı tutmaktadırlar.

Et sorunu bunun en tipik örneğidir.  O kadar ki mesela sanayi için dondurulmuş et ithalatı bile becerilememiş, hep bir fasaryası olmuştur!  Yani  “pahalı et almaya  yahut  hiç alamamaya devam deniyor ve Hükümet çaresizliği sergiliyor!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.