1. YAZARLAR

  2. Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

  3. Televizyon şovları ve nefret söylemi
Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Havadis Gazetesi-Poli
Yazarın Tüm Yazıları >

Televizyon şovları ve nefret söylemi

A+A-

--- İnsanların bir gecede meşhur olmasına olanak sağlayan realite şovlarında kullanılan

nefret söylemi ve olumsuz örnek teşkil eden davranışların televizyonlar tarafından 

meşrulaştırıldığı ve daha büyük kitlelere ulaştırıldığı bir gerçektir

Televizyon şovları ve nefret söylemi

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Doğu Akdeniz Üniversitesi

Televizyonculuğu kitle iletişim araçları arasında en zor sektör olarak gösterebiliriz. Zira 

televizyon yayını yapabilmek için diğer kitle iletişim araçlarına göre daha fazla maddi kaynağa 

ve kalifiye elemana ihtiyaç duyarız. Televizyon başındaki insanları eğitmek, eğlendirmek ve 

bilgilendirmek zannedildiği kadar kolay işler değildir. Bu hafta televizyonculuğun eğlendirme 

işlevini ele almak ve bunu da ekranlarımıza yansıyan “reality show” (realite şov) üzerinden 

yapmak istiyorum.

 

Bir gecede meşhursun!

Realite şovları; sıradan insanların hayatlarının izleyicilerle buluşturulduğu, televizyonların bir 

program türüne verdiğimiz isimdir. Ayrıca bu tür programlar izleyenlere bilgi vermekten yerine 

eğlenceli vakit geçirme imkânı sunmaktadır. Bir başka ifadeyle, insanların bir gecede meşhur 

olmasına olanak sağlayan platformlardır. Bu durumu modern yaşamın ve popüler kültürün bir 

parçası olarak da görebiliriz. Söz konusu programlara Kıbrıs Türk televizyonlarında rastlanılması 

zordur. Zira bahse konu programlar yüksek maliyetler, kalifiye elemanlar ve sponsorlar 

ile üretilmektedir. Kıbrıs Türk televizyonlarının haber, kültür ve sanat ağırlıklı programlar 

ürettiğini biliyoruz. Televizyon yöneticileri bu tür programları maliyeti düşük olduğu için tercih 

etmektedir.

 

Kısa yoldan gelen zenginlik

Bu noktadan hareket ettiğimizde, toplum içinde bazı konularda yeteneğe sahip olan veya hiçbir 

konuda yeteneği olmasa dahi bu tür programlara katılan kişiler vardır. Yazının girişinde de ifade 

ettiğim gibi, bir gecede şöhret olmak ve hayatının geri kalanın sözde “ünlü” veya “sanatçı” bir 

insan olarak geçirmek birçok gencin hayali olmaya başladı. Televizyonculuğun gelmiş olduğu 

eğlence odaklı yayıncılık anlayışı noktasında, bireylerin de kısa yoldan zengin veya ünlü olma 

hayali kurması gayet doğaldır.

 

Eleştiriye açık değil

Televizyonlarda son yıllarda artış gösteren ve izleyicilerden ciddi oranda reyting alan bu 

tür yayınlara örnek verecek olursak; Survivor, Yetenek Sizsiniz, Ben Bilmem Eşim Bilir, 

O Ses Türkiye, X Factor Star Işığı, Biri Bizi Gözetliyor vb. programlardan bahsedebiliriz. 

Programların ortak noktası; istenildiği kadar reyting toplamışsanız, ileride şöhret olma yolunda 

önemli bir eşiği geçmiş olursunuz. Ayrıca söz konusu programlarda kullanılan kurgu tekniği 

ile her zaman görmemizin istenildiği açılardan kareler bizlere ulaşıyor. Böylece düşünmeniz 

ve kanaat oluşturmamız televizyoncuların istediği doğrultuda olmaktadır. Bir başka ifadeyle, 

televizyoncular içeriklerinin tüketilmesini isterken, sorgulanmasını veya eleştirilmesini kolay 

kolay kabul etmezler.

Çatışma = Reyting 

Biraz da realite şovlarının içeriklerinden bahsetmek istiyorum. Realite şovlarının içerisinde 

çatışma, negatiflik, şiddet, drama ve ötekileştirici nefret söylemleri üst seviyede yaşanmaktadır. 

Hatta bu durumların oluşabilmesi için yapımcılar elinden gelen gayreti göstermektedir. Zira 

çatışma ve anormallikler reyting ile eş değer görülmektedir. Realite şovlarının bir diğer özelliği 

ise eleme formatına göre yarışmaların düzenlenmesi. Böylece hem yarışmacılar arasında ciddi 

bir rekabet ve çatışma ortamı yaratılıyor hem de o stres ile ortaya çıkabilecek durumlar ekranlara 

taşınıyor. 

 

Yaratılan gerçeklik

Her ne kadar da bu tür televizyon program türleri “realite şovları” olarak isimlendirilse 

de sanırım temel amaç yapımcıların yarattığı “realitenin” (gerçekliğin) sorgulanmamasını 

sağlamaktır. Yani daha programı izlemeye başlamadan olayın gerçek olduğuna dahi bir 

inanç oluşturuluyor ki izlediklerimizin bir kurgudan ve şovdan ibaret olduğunu anlamayalım. 

Unutmamalıyız ki bu programlara katılan kişilerin birçoğu bilinçli olarak rol kesmekte 

ve olduğundan farklı bir karaktere bürünmektedir. Bir yarışmacı kamera önü oyunculuğu 

eğitimi almamış olsa bile süreç içerisinde ekranlardaki insanları etkileyebilmek adına nasıl 

davranacağını öğrenmektedir.

 

Sözde takdir

Realite şovlarında sıkça karşılaştığımız bir başka durum ise yapımcılar tarafından yaratılan ve 

ekranlara taşınan “karakterler”dir. Bu karakterler zaman zaman kahraman olarak sunuldukları 

gibi, zaman zaman da en dürüst, en masum, en iyi insan olarak karşımıza çıkıyorlar. Son 

yaşadığımız Survivor örneğinde olduğu gibi; program boyunca en uçlarda olan kişiler sözde 

izleyicilerden takdir görüyor. Özellikle “sözde” diyorum, çünkü bu programlarda kullanılan 

kısa mesaj tekniğinin doğru işlemediğini biliyoruz. Yapımcılar istediği yarışmacıya istediği 

oranda oy takviyesi yapabiliyor. Böylece, adada kalması istenen yarışmacılar bir şekilde adada 

tutulabiliyor.

 

Nefret söylemleri artıyor

Bundan önceki Survivor yarışmalarını da takip eden birisi olarak, şunu ifade etmeliyim ki 

nefret söylemlerinin en fazla yaşandığı program bu sezon olmuştur. Daha önceki sezonlarda 

da yarışmacılar kendi arasında kavga etmiş olabilir, ancak bir birlerine hakaret ve aşağılama 

içeren ifadeler bu sezondaki kadar fazla olmamıştı. Özellikle konsey tartışmalarında, toplumun 

farklı kesimlerinden bir araya getirilmiş insanların bir yarışmada olduğu unutularak ve açlığın da 

getirdiği bir ruh haliyle yorumlar yaptığını gördük. Bu tartışmaları nefret söylemi kategorisine 

koyuyorum çünkü bir yarışmacı diğerinin kültürüne, kullandığı şiveye, kıyafetine, takılarına ve 

vücut diline kadar eleştiri getirebiliyor. Yani tartışmalar olayın ne olduğundan çok, farklı bir 

zeminde sürdürülüyor. 

 

Sorunlar önlenebilir mi?

Arkadaşlarını aşağılayarak, hakaretler ederek ve gururunu kırarak bir söylem tarzı benimsedikten 

sonra, “ne yapayım kardeşim, benim geldiğim yerde böyle, ben buyum” demek sizi nefret 

söyleminden kurtarmayacaktır. Elbette bu kadar farklı insanın aynı adada olması beraberinde 

bazı sorunları da getirmektedir. Önemli olan bu sorunlara verdiğimiz tepkilerdir. Ancak 

verilen fiziksel ve dilsel tepkilerin çoğunda kabadayılık, şiddet, çatışma, kin ve nefret ön plana 

çıkmaktaydı. Sadece fiziksel şiddetin cezalandırıldığı bir formatta ise bunların yaşanması ve 

önlenememesi doğaldır. Zaten önlemek içinde ayrı bir çaba gösterilmiyor, aksine reytingin 

artacağını düşünmek kulağa daha hoş geliyor. 

 

Şov devam etmeli!

Sonuç olarak yarışmada yer alan kişiler şovun bir parçası gibi hareket ettiler. Hal böyle olunca 

da kabadayılık ve nefret söylemleri programın izlenirliğini artırdığı için yayımcılardan fazla 

müdahale gelmedi. Veya geldiyse bile göstermelik olarak geldi. Ekranlardan herkesin aynı 

şekilde etkilenmediğini biliyoruz. Ama olumsuz örnek teşkil eden davranışların da televizyonlar 

tarafından meşrulaştırıldığı ve daha büyük kitlelere ulaştırıldığı da bir gerçek. Nefret 

söylemlerini ve davranışlarını televizyonlardan öğrenen kişiler sokakta aynı şekilde davranmaya 

başlarsa durum ne olacak?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.