1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Tepelenen hukuk - duyulan korku ve ihaleler olayı
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Tepelenen hukuk - duyulan korku ve ihaleler olayı

A+A-

1974’den sonra  “hukuğun üstünlüğü” uğruna çok inciler döktürdüydük.  İngiliz’den intikal eden bir iki olumlu unsurdan birisinin de  insanların “kanunlar”  karşısında  eşit muameleye tabi tutulmaları olduğunu söylüyorduk.   İmtiyazsızlıkla sınıfsızlığın  ancak hukuk üstünlüğü ile sağlanabileceğini savunuyor ve bu savunmamıza da  “işte İngiliz öyle uygulardı”  hükmünü koyuyorduk.  Bu nedenle bize çatanlar,  “İngiliz hayranı”  olduğumuzu yazıp söyleyenler hiç eksik olmazdı! 

Oysa anlatmak istediğimiz  peşi peşine yasaların çıkartılmasından çok, onları  ciddiyetle uygulamanın önemli olduğuydu.   İngiliz sömürge döneminin tüm handikaplarına karşın  bilirdik ki   “Demokles’in kılıcı gibi başımızın üzerinde her zaman kanunlar vardır.”

Ve bilirdik ki  “kanunlara uymayanların  başları giderdi!” 

TOPLUMDAKİ KIRILMA: İşte bu Hukuğun tepelenmesi ile başladıydı.  Herkeslerin bildiğini çok kısaca  tekrar ederek  örnekleyelim.                                Toplumdaki ilk kırılma 1974’den hemen sonra “ganimet”  dedikleri  yağmalamalarla   başladıydı. Çünkü Devletin mayasına resmen  “hırsızlığın”  yasallığı konduydu!   O kadar ki  Devlete intikal eden malları çalanlar,   gasp edenler becerikli ve açıkgöz olarak nitelendirildilerdi. Kısaca kaçıp Güney’e giden 150 bin Rum’un serveti,   Kuzeydeki Türk’ün ahlâkını da bozduydu kanunlarının uygulanmasını da!

İKİNCİ KIRILMA NOKTASI:  Hayret bir şey ama Çok Partili Demokratik Düzene  geçmekle başladı.   Dairedeki memur odacısından müdürüne,  müsteşarından işçisine kadar politize oldu!    Seçimlere katılan memurlar seçimleri kaybetmerine karşın emekliye ayrılmak yerine  yine  görevlerine döndüler!  Ve tabi    Devlete değil, mensup oldukları  partilerine hizmet ettiler!  “Muhalefet”    oluşlarını hak olarak kullanarak    “görevlerini”   kötüye kullandılar! Dairelerde müdürü ile kavga etmeyen memur kalmadı!  Ve kimselerin de kılına dokunulamadı!

Elan ve bin beteri ile   bu “teamül”   devam ediyor.   Üstelik elde edilen sendikal hakların zırt pırt uygulanan grev ve eylemleri ile! 

 HALK DEVLETİNDEN SOĞUTULDU:  İşte bu nedenle! Memlekette ilk kokuşmuşluk Devlet görevlileri kademelerinde başladı!   Muhalefete mensup  Kamu Görevlileri  kasıtlı olarak halkı Devletinden  soğutmak için hizmetleri rölantiye alıp baştan savdı!   İktidar yanlıları da her kademeye rüşveti istismarı getirerek taş üzerine taş koymadan    Devlet hizmetlerinin canına okudu!

Artı,  gün geldi  Devlette çalışanlar dışarıda özel işlerini  de kurdular!  O zaman da Devlet görevleri  “tali” duruma geçerken dışarıdaki işleri  “asli”  oluverdi!  

SONUÇ:  Beterince olaylar kambur üstüne kambur koydular ki    çoktandır bu memlekette rüşvet de vardır dolandırıcılık da!   Devleti sömürmek de vardır canına okumak da!

Dolayısıyle son zamanlarda bu tip haberleri  işittiğimizde  şaşmıyoruz.  Böylesi bir Hukuk anlayışı ile uygulanmasında ancak böyle Devlet olur diyoruz!

*****

ANLAYAMADIĞIMIZ KORKU

Geçtiğimiz hafta bir gazeteci refikimiz Güney’de de    “bölünmüşlüğün” gitgide benimsendiğini yazıyor ve ekliyordu:  “Yeni nesil Rum gençlerinin artık ne Kuzey Kıbrıs ne de  Girne  falan hiç umurlarında değildir.   Kısaca  o bir zamanların  “ya taksim ya ölüm”  dediğimiz sloganı neredeyse Güney’de de kabul görmekte ve ada  resmen  taksim  edilmeye doğru gitmektedir.”                                                           Yazar refikimiz bu konudaki düşüncesini ise şöyle koyuyordu yazısının sonuna:  “Eğer bu Taksim  gerçekleşirse bir gün her iki taraf da   çok pişman olacaktır!”

Belki tam tamına keskin sınırları,  katı statüleri ve özellikle düşmanlıkları sürdürüp götürecek siyasi tutumlardaki bir  “taksime” biz de  karşıyız  ama  “iki ayrı bölgede iki ayrı Devlet olgusuna”  hayır… 

“Ne farkları mı vardır?”  Tek başına Taksim defakto durumumuzun devamı olur!  “Devlet” mertebesinde sağlanan siyasi eşitlikle iki ayrı bölge ise bize tanınmışlığın satüsünü kazandırır.         (Kapıyı yine de açık bırakıyor ve ekliyoruz: İki Devletin ileride self determinasyon haklarını kullanarak  “konfederal sistemi” yaratmaları da mümkündür,  sosyo ekonomik işbirliğini geliştirmeleri de.)

KALDI Kİ:  Kimse  bize  Rumlarla Türklerin iç içe yaşadıkları dönemlerde birbirlerinden korkmadıklarını,  birbirlerine güven duyduklarını ve birbirlerini sevdiklerini söylemesinler…   (Şimdi durup yine geçmişte olanları hatırlatacak değiliz.) 

Nitekim Kuzey’i yurt yapalı beridir artık Rum’dan korkmuyoruz. Ha isterseniz artık Rumların da   bizden korkmadıklarını söyleyebilirsiniz.                                          Bu bölünmüşlük eğer adada asırlarca  süren  “korkuları”  yenmiş, can mal güvenliği sağlamışsa  “taksim”  lafından neden korkalım?  Keşke adadaki bugünkü  “taksim”  Kuzey’deki  Devlet’e  tanınmışlığının siyasi statüsünü  kazandırmayı da  başarsa.  

*****

TMT VE MÜCAHİTLER BİRLİĞİNİN ŞİKÂYETİ

Geçtiğimiz günlerde Devlet sektörlerinin yabancılara ihale yoluyla devredilmelerine,  katiyetle karşı olduklarını açıkladılardı.

 İhaleye Türkiye’lilerden başkaları katılmadığıan göre söz konusu TC’li firmalardı.  TMT’ciler   belki  memleketin ekonomik koşulları ile yeni yeni palazlanan özel sektörümüzü kayırıp desteklemek yönünden haklıydılar..

Ancak bu duyarlılığı  “devletten aldıkları ihalelerle yatırımlarında çoğu zaman ciddiyetten yoksun tutumları ile olay yaratan ve güvenirliklerini yitiren  Kıbrıslı Türk işadamlarımız için de gösterselerdi.  Mesela Mağusa’yı örnekleselerdi!  

Ki bir yılı aşkın süredir bu kentin yollarını kanalizasyon ve su şebekesi yapımları nedeniyle hallaç pamuğu gibi atıyorlar.  Kazıyor,  deliyor,  altını üstüne getiriyor ve  yayaların bile yürüyemeyeceği kadar arızaları ile  üzerlerini aylarca  kapatmadan,  asvaltlarını dökmeden  öylece bırakıyorlar.  Yani Mağusalı’ya tam bir  rezillikle harabiyet yaşatıyorlar! 

DİYECEĞİMİZ ŞU: Kınayacaksanız,  hassasiyet gösterecekseniz,   KKTC’nin   yüce çıkarlarını koruyacaksınız bunları da göreceksiniz,  bunlar için de konuşup tepki koyacaksınız!                                          Yoksa günün modasıdır diyerek  her dıştan gelene yüklenilmesine zaten alıştık ki reytingi bedavadır!    Bizim diyeceğimiz şu:  İhale alacak yerli firmalar eğer Mağusa’daki kanalizasyon benzeri iş yapacaklarsa,  iyisi mi bu ihalelerle yatırımlar bin defa dıştan gelenlere verilsin!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.