1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Treni nasıl kaçırdık!..
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Treni nasıl kaçırdık!..

A+A-

İstanbul Taksim’deki nöbette, haftalar boyu önce birkaç yüz kişiydiler… Masum ve sessiz bir eylemdeydiler,  mütevazı çadırları ve barışçıl pankartlarıyla… Onlar, safkan çevreciler ve İstanbul sevdalısıydılar… Amaçları, Taksim Gezi Parkı’nı, yeşili yok edip betonlaştırma tasarılarına dikkati çekmek, belediyenin bu bağlamdaki çalışmalarını durdurmaktı. Birkaç yüz kişinin bunu başarabilmesi olanaksızdı. Zaten sürekli polis ablukasında ve gözetimindeydiler… Nitekim bazı köşe yazarları, o aydın insanların orada yalnız bırakılmalarını kınayan yazılar yayımlıyor ve duyarlı insanları bu hareketi büyültmeye teşvik ediyorlardı. Ama olmuyordu… Pasif eylemcilerin sayısı birkaç yüzü bir türlü aşamıyordu.
   İşte ne olduysa mayıs ayının son gününün çok erken saatlerinde oldu. Polis, günlerdir yakından izlediği ama dokunmadığı eylemcilere karşı aniden orantısız bir güçle saldırıya geçti. Biber gazları topluluğun üzerine yağmur gibi yağdırıldı… Devasa polis araçlarıyla çadırların üzerinden geçildi… Coplar inip kalkmaya başladı… Çevreci ve barışçı pankartlar parçalandı… Eylemciler yerlerde sürüklendi, tutuklandı…
   Bu aşamada sosyal medyanın ve birkaç bağımsız, yürekli haber kanalının gücü kendini gösterdi… Taksim’de yaşanmaya başlananlar, etkili bir kampanyayla kamuoyunun gözleri içine sokuldu… O kadar gündür Taksim’den ve Taksim üzerinden yapılan çağrılara duyarsız kalan halk yığınları, dipten kopup gelen bir fırtına gibiydi artık…  Kalabalıklar, metropolün dört bir yanından olay yerine akmaya ve orada toplanmaya başladı. Dipten gelen fırtınanın boyutu her an büyüyordu… Birkaç yüz kişilik eylemci grubunun sayısı on binlere, yüz binlere ve derken Türkiye’ye yayılarak milyonlara ulaştı. Eylemler öfkeli protestolara dönüştü. Patlayan birikimler, baş döndürücü bir hızla rejim karşıtı bir kimliğe bürünmeye başladı.
    *        *       *
   Önceleri bu durumu küçümseyen ve olayın yaratıcılarını “çapulcular” olarak niteleyen yetkililer, yavaş yavaş yelkenleri suya indirmeye başladılar. Çünkü protestocu kalabalıklar giderek büyüyor, makamlarını sallıyordu. Mağrur ve ödünsüz konuşmaların yerini ılımlı, uzlaşmacı ve yatıştırıcı söylemler almaya başladı. Eylem ve protesto konusu olan konularda geri adım atılacağının sinyalleri veriliyordu artık…Taksim Gezi Parkı hareketi amacına ulaşmış ve hatta hedef alınan rejime uyarıcı etkisiyle ince ayar getirmişti…       
    Türkiye’de tüm bunlar kısa bir süre içinde gerçekleşirken, ben bir yandan da, halkın iradesinin nelere kadir olduğunu düşündüm… Ve Kıbrıslı Türkler olarak Taksim Gezi Parkı direnişinden almamız gereken derse takıldı aklım özellikle. Türkiye'deki direnişin giderek büyümesi üzerine Gezi Parkı'na inşaat yapılamayacağına dair yargı kararı üretildi, “dediğim dedik” o esnemez yöneticiler, geri adım atmak zorunda kaldı.
    Bizim almamız gereken ders işte bu bağlamdadır: Annan Planı'nın gündemde olduğu günlerde on binlerce insanımız kalıcı barış ve çözüm için devamlı sokaklardaydı. Referandumdan sonra ise zamanın yöneticileri “hadi artık herkes evine, bu işin takibini bize bırakın” diyerek o muazzam kalabalıkları dağıtmışlardı. Oysa halkımız sokaklardaki o tarihi direnişi tüm dünyaya karşı inatla sürdürmüş olsaydı, bundan mutlaka kalıcı barış adına bir çözüm üretilebilecekti. Treni biz işte o yüzden kaçırdık!..
    *        *        *
   Provokatörlere şans tanıyacak şiddeti asla onaylamam. Barışçı ama kararlı kitlesel gösterilerle her zaman olumlu sonuç alınabileceğine inananlardanım. Ve bu inançla John Lennon’un şu unutulmaz sözlerinin altına bir kez daha imzamı atarım:
   “Şiddet kullanmak zorunda kalmaya gelirse iş; sistemin oyununu oynuyorsunuz demektir. Kurulu düzen seni tahrik edecektir: Sakalını çekecek, yüzünü dürtüp seni kavga etmeye zorlayacak. Çünkü seni şiddete bir yöneltince, nasıl başa çıkacaklarını bilirler.
   Başa çıkmayı bilmedikleri tek şey, pasif direniş ve mizahtır.”
   Dikkatinizi çekmedi mi? Provokatörlerin kışkırtmalarını bir yana bırakacak olursak, Türkiye’deki son eylemlerde aynen John Lennon’un kuramına bağlı kalındı. Helal olsun barışçı ama kararlı aktivistlere!.. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.