1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Türk askerini severim...
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Türk askerini severim...

A+A-



Biliyorum... Bazılarına aykırı gelecek bugünkü yazım... Ama onların düşünceleri de bana aykırı gelir. Ve bu duygularımda asla yalnız olmadığımın güveni içindeyim. Yalnızlık durumunda olanlar, Türk askerini sevmediğini ve onun adadan gitmesi gerektiğini her fırsatta tekrarlayanlardır. Çünkü yapılan her anket ve her araştırma, halkın en sevdiği ve en güvendiği kurumun ordu olduğunu göstermekte... Biz gazetecilere bile, orduya güvendiği oranda güvenemiyor halk... Sözün özü; toplumsal irade ordudan yana...
  
Politikacının elinin değdiği kurumlar halkın gözü önünde yıprandı. O elin değmediği tek kurum olan ordu ise, saygınlık ve güvenirliliğini gelenekleri ve kuralları içinde korudu... Aykırı düşünenler, Türk askerini sevmemelerinin inandırıcı nedenini söyleyemezler. Ama benim ve benim gibi düşünenlerin, Türk askerini sevmek için yığınla nedeni var...
  
Kronikleşen bir çözümsüzlüğün girdaplarındayız. Adamızı baştanbaşa bir hastalık gibi sarmalına aldı çözümsüzlük. Bunun sorumlusu Türk tarafı olarak biz değiliz. Kıbrıs'ta çözüm için tanınan her şansı bizim halkımız hiç tereddütsüz kullanmadı mı?... Karşı taraf ise gündeme gelen tüm barışçı şansları elinin tersiyle itti. Çünkü onların kafasındaki çözüm formülü, önümüze sürülenlerle asla örtüşemedi. Onların kafasındaki şifasız bir ütopya. Irkçı hakimiyetlerini bastığımız toprağın her zerresine ve ruhumuza empoze etmek isterler.
  
Hastalıklı bir çözümsüzlük girdabı yarattılar o kafayla... Türk askeri adamızdan çekilirse, o girdap bizi yutar... Gök kubbe de başımıza yıkılır. Gök kubbeyi başımıza yıkacak olanlar kim? "Türk askeri çekip giderse biz aramızda anlaşırız" diyenler, 1974'ten önce, Türk askeri henüz adada değilken bizimle anlaşmaya yanaştılar mı? Türk askeri adaya gelmeden önce Türk'lerle Rum'lar bu adada barış içinde ve kardeşçe yaşayabildiler mi?... Asla!... 1965'te başlayan toplumlararası görüşmeler, havanda su dövmekten ibaretti...
  
Türk askeri Kıbrıs'ta, siyasal bir anlaşmanın engeli değildir. Anlaşmaya niyeti olanlar, Türk askeri adadayken de barışa imza atabilirler... Görüşme masasına oturacak olanlar siyasilerdir çünkü; askerler değil. Siyasi iradenin belirlediği sonuçlara asker uymak durumundadır. Ortada bir çözümsüzlük varsa, bunun nedeni askerin Kıbrıs'taki varlığında aranamaz. Siyasal irade yoksunluğunda aranmalı o neden...
  
Türk askeri, Kıbrıs'ta işgal duygusunu bertaraf etmek için azami çabayı göstermektedir. Barış Kuvvetleri kimliğiyle, bir iç savaş ortamında gelmişti adaya... Stratejik dengelerin sağlanmasından bu yana, Kıbrıs'ta sadece tatbikatlarda duyulabilir silah sesleri... O kadar! İlan edilmemiş bir ateşkes ortamında oluşturulan stratejik dengelerin bozulması halinde, Kıbrıs'ta neler olabilir?... Neler olmaz ki!.. Bunu anlayabilmek için, her zaman tetikte olan karşı tarafın söylemlerine, silahlanmalarına, Yunanistan'dan paralı asker ithal etmelerine, terhis olmuş askerlerden tam donanımlı milisler oluşturmalarına ve OSMOSİS siyasetlerine bakmalı...
  
İşgal gerçeğinin ne olduğunu hâlâ anlamamakta ısrar edenlerin, Irak'ta olup bitenleri de göz ardı etmemeleri gerekir. İşgal orada işte. Tüm dehşetiyle!.. Anglosakson emperyalizminin paramparça edip kan gölüne çevirdiği Irak'taki durumdur işgal... Oysa 37 yıldan beri Kıbrıs'ta bugünkü Irak'ı çağrıştırabilecek türden tek bir olay bile olmadı... Herkesin günlük yaşamını refah, mutluluk ve güven içinde sürdürdüğü Kıbrıs'ta asker, sivillere varlığını bile duyumsatmıyor... Askerle birlikte başlayan refah, demokrasi ve güven süreci; 1974 öncesi getto yaşamlarımızla asla kıyaslanamaz...
  
Türk askerinin sayısı 30 binden aşağı değil. Üreticilerimizin en önemli hedef kitlesidir bu dinamik topluluk... Ekonomimize katkısı, ekonomistlerce teslim edilmektedir. Bu üniformalı büyük kitle, örnek bir disiplin altında... Asker kaynaklı tek bir vukuat olmuyor. Bir de sivil toplumda her gün olup bitenlere bakınız. Sivil otorite, siviller arasındaki asayişi sağlamakta gittikçe zorlanıyor... Asayişsizlikten, mahkemeler de tıkandı, hapishaneler de!...
Yakın tarihin çeşitli dönemlerinde Kıbrıs'tan çeşitli ulusların askerleri geçti. Türk ordusunun disiplini bunların hiçbirinde görülmedi. İkinci Dünya Savaşı'nda, 5 yıl süreyle Kıbrıs'ta İngilizlerin yanı sıra diğer müttefik askerler de bulundu. O askerlerin disiplinsizliklerini, serkeşliklerini ve taşkınlıklarını eskiler hep anlatır. Müstemleke döneminde İngiliz askerlerinin ve 60'lı yıllarda BM askerlerinin çıkardıkları olaylar da belleklerde. Eğlence sektörlerinin baş müdavimleri ve altın doğuran tavuklarıydılar. Zilzurna üniformalı holiganların neler yaptıklarını hepimiz anımsarız. Peki 37 yıldır bir tek Türk askeri bu durumlarda görüldü mü? Görülmedi... Centilmenlik timsali asker sevilmez mi?
 
Türk askeri, insanlara olduğu kadar, çevreye de saygılı... Askerin konuşlandığı her yer bir çevre cenneti. Çöle yerleşseler, orayı vahaya dönüştürürler. Bu uygar çevre bilinci, askeri karargahların dışına da uzanır. Ağaçlandırılan nice bölgede, kundaklanan nice orman alanının kurtarılmasında askerin alın teri var. Orman yangınlarını söndürmeye çalışırken şehit düşen ve yaralanan askerler var. Onlar çevre ve doğa fedaisi... Çevre dostu asker sevilmez mi?
  
Yaralılarımızın ve hastalarımızın vazgeçilmez yaşam kaynağıdır kan bankalarımız. Oraları yaşatan da askerdir. Asker çocuklarımız düzenli biçimde kanlarını bağışlamasa, yaralılarımıza ve hastalarımıza verecek kanı bulamayız. Bulunması zor bir kan grubuna ihtiyaç duyulduğunda ilk başvurulan yer de asker ocağıdır. Sadece savaşta değil, barışta da savunduğu halktan kanını esirgemeyen bu özverili ve hümanist asker sevilmez mi?...

5 yıllık askerliğimde, bürokratlık günlerimde ve 17 yaşımdan beri sürdürdüğüm gazetecilikte sayısız Türk subayıyla tanıştım. Dostlarım arasında generalliğe yükselenler var. Türk subaylarının yetiştirilme tarzlarına, kültürlerine ve birikimlerine hayranım... Sivil dostlarımdan beni düş kırıklığına uğratan çok oldu. Ama mükemmel yetiştirilmiş üniformalı dostlarımın bir tekinden bile herhangi bir olumsuzluk gelmedi. Onlar, salonlarda centilmen, arazide usta savaşçı... Çağdaş şövalyeler... Asaletin temsilcisi asker sevilmez mi?

Türk askerini sevme nedenlerim saymakla bitmez. Uzayıp gider. Hamasetten değil, insancıl değerlerden kaynaklanan bir sevgi bu... Türk ordusu gerçekten hayranlık ve saygı duyulacak bir kurum... Benim düşüncelerimi ve duygularımı taşıyan binlerce kişinin de bu yazımın altına duraksamadan imza atacağından eminim.
  
Evet... Bizi getto yaşamının tüketen umutsuzluklarından kurtarıp ülke ve devlet yaşamına ulaştıran Türk askerini içtenlikle severim. Onun koruyucu kanatları altında özgürlüğümüzü, demokrasimizi, refahımızı ve mutluluğumuzu geliştirmeyi de, Tanrı'nın bize cömertçe sunduğu kutsal bir lütuf olarak görürüm.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.