1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Türkçe’nin üvey babaları
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkçe’nin üvey babaları

A+A-

Bütün diller, tarih içinde değişerek, gelişerek ilerlerler. Günümüzde, ne Türkçe, 12.yy’da konuşulan Türkçe’dir; ne İngilizce Caucher’in Canterbury Masalları’nı yazdığı dildir, ne de modern Yunanca, Bizans’da konuşulan Kaderevuza’dır.

Türkçe konuşan, Türkçe okuyan ve Türkçe yazmaya çalışan bir insanım.

Bu dil, aslında  Yusuf Hashacib’in iddia ettiği gibi zengin bir kültür dili değildi, hiçbir zaman. Orta Asya, İran ve Anadolu bozkırlarında kona göçe sürülerini otlatarak yaşayan bir halkın, zengin bir kültür dili geliştirmesi de zaten beklenemezdi. Farsça, Arapça ve Rumca Osmanlı’nın kullandığı dili geliştirip, bir kültür dili haline getirdi. Ancak, bu defa da  dil, halkın kavrama yeteneğinin dışında yaşamaya başladı. Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dil Kurumu’nu bunun için kurdu. Bilimsel terimler, bunun için Türkçeleştirildi. Mustafa Kemal’den sonra, gardrop Atatürkçüleri, onun yaptığı her şeyi nasıl ters yüz ettilerse, Türk dilinin de ırzına geçtiler ve geçmeye devam ediyorlar!

On beş yıl kadar önce, bu “kurum”, Türkçe imlâdan, a’ların üstündeki şapkayı kaldırdı! Yapılan tartışmalarda da denildi ki “Türkler, Türkçe’yi bilir. Nerede kar, nerde kâr denileceğini bilmek için, işaret koymaya gerek yoktur!”

Sonuçta, Türkler’in hem de okullarda Türkçe dersi veren Türkler’in Türkçe bilmediği ortaya çıktı! Öğretmenler bu değişikliği çocuklara, “Türkçe’de ince kalın ses yoktur, her ‘a’; ‘a’ diye okunur. Türkçe okunduğu gibi konuşulur” diye izah ettiler! Ve sonuca bakın:

Çor çocuk, “lacivert”, “kar” “kaaaıt”, “dükkan”,  “Talat,” “lavuk” diye,  kulağı tırmalayan, dilin tabiatına aykırı olduğundan söylenemeyen kelimelerden oluşan “lâvukça” bir dil konuşmaya başladı....

Yetmedi…

Vara yoğa “aaaaadetaa” diyen ve “Hani şapka kalktıydı? İnceltmeye kalktı da uzatmaya kalkmadı mı?” sorusunu bile akla getiremeyen müptezeller ortaya çıktı. Fonda bir görüntü: Antalya sokakları dere olmuş. Dış ses olarak, spiker olacağın sesi de mikrofonda:

-          Saayın izleyiciler, bugün Antalya’yı aaaaaadetaaaaaaaaa; sel  bastı!

Ulan işte basmış; gözümüzle görüyoruz. Ne “adetaaaaaaaaaa”sı?

Bu meslek erbabı, sonunda işi çığırından çıkarıp, Arapça kelimelerin de ırzına geçerek konuşmaya başladı. Örneğin Arapça’da “cumhur”, halk demektir. İki kapalı kısa heceden oluşur. “Cumhuriyyet” ise halkın egemen olduğu düzen anlamındadır. Kelimenin kökü, “cumhur”! İki tane iki ucu kapalı hece! Lise’de aruz da mı okumadınız? Kim öğretti ise öğretti; bizim spikerler, bu kelimeyi “ cumhuuuuuuuuuuuuriyet” diye okuyorlar! Arap duysa, gülecek...

Öz be öz Türkçe kelimeyi de Arapça’ya tahvil edip; “baaaaaaaaşkan” demeleri de cabası...

Bir de şuna hasta oluyorum. “En beğendiklerimden bitanesi!”

Anlı şanlı ulusal gazetelerin, cahil akıldaneleri: Köşe Yazarları! Geri mikalacak?Onlar da “de”leri ne yapacaklarını bilemiyorlar. “Sende mi Brütüs” yazıyorlar örneğin; insanın “Yaa, cebinde” diyesi geliyor. Ama öte yanda “ İstanbul’un için de...” yazan da var. Adamlarda akıl fikir çok! Bir tek imlâ bilmiyorlar.

Toplumlar, kültürü yok edilince, biter! Bizimkini, kimse yok etmiyor! Cehalet anasını ağlatıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.