1. YAZARLAR

  2. Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

  3. Türkiye basını “barış dilini” tartışıyor
Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy

Havadis Gazetesi-Poli
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye basını “barış dilini” tartışıyor

A+A-

---- Doğan Medya Grubu'nun Onursal Başkanı Aydın Doğan grubun medya organlarının yayın yönetmenlerine gönderdiği mektupta terör ve Kürt sorununda “barış dilinin” kullanılması çağrısı yaptı.
 

Medyadaki problemleri tartıştığımızda ilk aklımıza gelen sorun; medyanın sahiplik yapısı oluyor. Medya sahiplik yapısında karşımıza çıkan en önemli problem ise; herhangi bir medya aracına sahip olan söz konusu medya patronlarının bilginin kontrolünü elinde tutmasıdır. Daha açık ifade edecek olursak; patronaj sistemiyle idare edilen medya düzeninde patronun çıkarları ön planda tutuluyor. Akademik anlamda bu konuda yapılmış birçok araştırma mevcut. Böylece medyanın giderek halkın sorunlarından uzaklaştığını gözlemleyebiliyoruz. Türkiye'den örnek verecek olursak; Türkiye'de basının halktan uzaklaşarak "holding basını" haline gelmesi ve gökdelenlerde gazetecilik yapılmaya başlanması yakın geçmişte bildiklerimiz. Kıbrıs’a bakıldığında ise; buradaki sahiplik yapısı küçük bir ülke olması nedeniyle birçok ülkeye göre farklılıklar gösteriyor.

 

Medya bir araç mı?

Kıbrıs Türk basınına parti gazeteciliği geleneği hâkimken, ticari kaygılar ve patronun çıkarları için yayın yapan gazeteler de mevcut.  Ancak hangi eksende yayın yapılıyorsa yapılsın, her gazetenin bir yayımcı kadrosu bulunuyor. Bu kadro gazetede hangi haberlerin yayımlanacağına veya daha da önemlisi yayımlanmayacağına ilişkin kararlar verir. İşte eleştirilerin başlangıç noktası tam da burası oluyor. Medya patronlarının -ki genellikle bu kişiler gazetecilikten ve haberden anlayan kişiler olmaz- medyanın içeriğine müdahale etmeye başladığı ve medyayı kendi amaçlarına giden yolda bir araç olarak kullandığı noktada eleştiriler artıyor.

 

Müdahaleler görünür değildir

Dikkat edecek olursak temel eleştiri noktası; medyanın belirli çıkar grupları elinde olması ve medyanın baskı yaratma unsuru olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Söz konusu tartışmaya ve eleştirilere liberal bir göz ile yaklaştığınızda, medya alanına ciddi maddi yatırımlar yapan şahısların, isteklerinin karşılanmasını sorgulayamazsınız. Parayı verenin içeriğe müdahale ettiği bir ortamdan bahsediyorum. Genelde bu müdahaleler direkt olarak yapılmaz. Yani müdahaleler görünür değildir. Gazeteleri düşündüğünüzde, gazetenin üst yönetimi; genel yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü ve editörleri zaten yayın politikanın ne olduğunu çok iyi bilirler. Dolayısıyla gazete sahibinin sürekli olarak gazete üst yönetimine direktifler verdiğini göremezsiniz. Zaten sıradan bir gazete okuyucusu bu bağlantıları pek de önemsemez.

 

Yayın politikaları açıklamalı

Yukarıda çizdiğim genel bir çerçeveden sonra konuyu medya patronu müdahalesine ve yayın politikasının oluşumuna bağlamak arzusundayım. Bir basın kuruluşunun kimliğini, ideolojisini ve habere bakışını belirleyen en önemli özellik o organın yayın politikasında açıklanmıştır. Şeffaf yayımcılık ilkesini benimseyen medya kuruluşları, yayın politikalarını yayıma başladıkları ilk günden itibaren kamuoyuna deklare ederler. Tabii bazı medya organları tarafsızlıkları zedelenebilir görüşünü benimseyerek, bu tür bir deklarasyonu yapmaz ve yayın politikasını gizli yürütür. Bu konuda en güncel gelişme ise, Türkiye'de Aydın Doğan'ın sahip olduğu medyada yaşandı. “Yazılı basın yayın ilkeleri” ve “Görsel ve işitsel basın yayın ilkeleri” başlıkları altında iki önemli belge Doğan Yayın Grubu tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. Aslında Doğan Yayın Grubu’nun yayın ilkelerinin kamuoyu ile paylaşılması iki ayı buluyor. Ancak bu konu güncelliğini koruyor çünkü geçtiğimiz hafta sonu Doğan Medya Grubu'nun Onursal Başkanı Aydın Doğan tarafından grubun medya organlarının yayın yönetmenlerine bir mektup gönderildi.

 

Barış dilini korunmalı

Söz konusu mektup medyanın akademisyenler tarafından çok fazla eleştirilen kanayan yarasına parmak basılıyor. Aydın Doğan’da sahip olduğu medya grubunun yayın ilkelerinin güncellenmesiyle başlayan değişim, mektuba da yansıyor. Doğan mektubunda; terör ve Kürt sorununu işaret ederek yayın yönetmenlerinden bu konuda daha sorumlu bir yayıncılık görevi yürütmelerini isteyerek, mektubuna şöyle devam etti: “...bu süreç boyunca, barış dilini korumaya, süreci, olumsuz etkileyebilecek çatışmacı yaklaşımlardan kaçınmaya özen göstermeliyiz.” Aydın Doğan mektubunun sonunda ise konu ile ilgili gösterdiği hassasiyeti belirten şu ifadeleri kullandı: “Söylemimizi, sözcüklerimizi seçerken, yaratacağı algıyı göz önüne alarak hareket etmeliyiz.”

 

Doğan “barış gazeteciliğine” dikkat çekti

Aydın Doğan yayın yönetmenlerine gönderdiği mektupta, açıkça akademik alanda “barış gazeteciliği” olarak bildiğimiz kavrama dikkat çekti. Sorunlara karşı çatışma çözümleme tekniklerini kullanan ve gazetecilerin yaptıkları haberler ile ilgili daha fazla sorumluluk almalarını tavsiye eden bu kavram Doğan’ın mektubunda isim vermeden vurguladığı bir gerçekti. Terör konusunda ve Kürt sorunu hakkında yapılan haberlerde yıllardır bir takım yanlışlıklar yapılıyor. Doğan Medya Grubu’nun yayımladığı yeni yazılı basın yayın ilkelerinin 20. maddesi bu konuda yapılan haberlerde nasıl bir tutum izleneceğini ve nasıl bir haber dili kullanılacağına dikkat çekiyor. 20. madde şöyle: “Terör haberleri verilirken, halkın haber alma hakkı ile terörün propagandasını yapmama ilkesi birlikte gözetilir. Barış gazeteciliği ve insani kaygılar esas alınır. a) Terör eylemlerinin kanlı sonuçları sansasyonel biçimde büyütülmez. Etnik ayrımcılığa yol açmayacak bir dil kullanılır. b) Bütün olaylarda olduğu gibi terör nedeniyle yaşamını yitirenlerin isimleri de aileleri öğrenmeden önce kesinlikle yayımlanamaz. Cenaze haberleri insanî acıları artırmayacak ve yeni duygusal travmalar yaratmayacak soğukkanlılık içinde verilir.”

 

Siyasi atmosfer uygun

Doğan Medya Grubu’nun yayın ilkelerini güncellemesiyle başlayan bu süreç kanaatimce Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi atmosfer ile de ilgilisi bulunuyor. Zira Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 27 Eylül 2012 tarihinde, Kanal 7 ile Ülke TV ortak yayınında konuk olduğu bir programda; “İmralı ile görüşmeler olabilir” şeklinde yaptığı açıklama sonrası siyaset ve medya yeni bir yola girmiş oldu. (Açıklamanın tam metni için: http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/09/27/basbakan-erdogandan-carpici-aciklamalar) Yaklaşık bir ay sonra Doğan Medya Grubu’nun yayın ilkelerini güncellemesi bir rastlantı olabilir. Ancak eğer bir ülkede siyasi atmosfer “barıştan” yana bir tutum içerisinde olma ise, medyanın tek başına mevcut sorunlara barış odaklı habercilik ile yaklaşması kolay değildir. En azından siyasi atmosfer uygun olduğu zaman çözüme giden yolun daha kısa olacağını söyleyebiliriz. Bunun örneğini Kıbrıs Türk medyasında Annan Planı döneminde gördük. Gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerek ise Türkiye’deki siyasi atmosfer plana yönelik “evet” ve “barışçıl” bir tutum içinde olduğundan, medyanın önemli bir kısmı da bu yönde yayımlar yaptı.

 

Barış dili tartışılmalı

Aydın Doğan’ın yayın yönetmenlerine “barış dili” kullanmaları yönünde yaptığı çağrının üzerinden henüz bir hafta geçti. Böylesi büyük bir medya grubunun bir anda alışmış olduğu haber dilini ve bakış açısını değiştirmesi kolay görünmüyor. Doğan Medya Grubu’na bağlı Posta gazetesi Abdullah Öcalan’ı 6 Ocak 2013 tarihli ön sayfadan yayınlanan bir haberinde şöyle tanımlıyor: “…İmralı Adası’nda yatan PKK’nın elebaşı Öcalan…” Eğer barış gazeteciliği yapmak isteniyorsa, işe önce sıfatlardan başlamak gerekiyor. Karşı tarafı ötekileştiren, dışlayan, aşağılayan, insan olmayan bir varlıkmış gibi gösteren ifadelerden kaçınılmalı. Zira sonrasında bu kişilere veya temsil ettikleri kesimlere karşı yapılacak her türlü şiddet haklıymış gibi algılanır. Barış dili konusu Türkiye basınında tartışılması gereken ciddi bir konudur. Hürriyet gazetesi yazarlarından Ertuğrul Özkök 8 Ocak 2013 tarihli yazısında, Kürt sorununa yaptığı katkıyı “Türkiye sizden ibaret değildir” isimli makalesiyle açıkladı ve barış dili kullandığı için karşılaştığı sorunları aktardı (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22313150.asp).

 

İlkelerin uygulanması gerekiyor

Doğan Medya Grubu’nda yayın ilkeleri konusunda yaşanan bu değiş diğer medya kurumlarına da örnek olması gerekiyor. Tabii yine aynı medya gurubuna bağlı Hürriyet gazetesinin logo yanındaki sloganını da eleştirmeden geçemeyeceğim. “Türkiye Türklerindir” şeklindeki bu ifade de barış gazeteciliğine uygun değildir. Hürriyet gazetesi patronlarının gönderdiği mektubu da göz önünde tutarak, özü itibarı ile etnik bir ayrımcılık yapan bu ifadeyi değiştirerek işe başlamalılar. Aksi takdirde yeni yayın ilkeleri sadece yazılı olduğu kâğıtta kalır. Yayın ilkeleri yazmak kolaydır, önemli olan bunları uygulayabilecek cesarete ve iradeye sahip olmaktır. Doğan Medya Grubu’nun yayın ilkelerinin birçoğu zaten Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde yer alıyor. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Değişen medya düzenine göre güncellenen yayın ilkelerinde gösterilen cesaret, umarım uygulamada da gösterilir.

radikal1.jpgradikal2.jpg

 

BARIŞ DİLİ ÇAĞRISI: Aydın Doğan yayın yönetmenlerine gönderdiği mektupta, açıkça akademik alanda “barış gazeteciliği” olarak bildiğimiz kavrama dikkat çekti.

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy’un yazısı, Havadis Gazetesi’nin haftalık haber ve magazin dergisi olan “Poli”de 13 Ocak 2013 tarihinde yayınlanmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.