1. YAZARLAR

  2. Levent Özadam

  3. Türkiye basınının da şamar oğlanı olduk
Levent Özadam

Levent Özadam

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye basınının da şamar oğlanı olduk

A+A-

Meslek hayatım boyunca en nefret ettiğim şey bir basın kuruluşu ya da bir meslektaş aleyhinde yazı yazmak olmuştur.

Mümkün olduğu kadar bu ilkeye özen gösteririm, ayrıca memlekette başka bir sorun kalmamış gibi bunları bir yana bırakıp meslektaşlarına saldıranlara da kızarım.

Ama artık çevremizde öyle tezgahlar dönüyor ki, yazmamak, yorum yapmamak ya da kızmamak elde değil!

Çünkü artık bu işler iyice çığırından çıktı ve çok değişik bir boyut kazandı.

Gazetenin logosunun hemen altında yazıyor;

“Türkiye’nin en iyi gazetesi” diye!

Allah versin, Türkiye’nin en iyi değil, en mükemmel gazetesi olsunlar.

Ama iyi gazete olurken de, buna layık olsunlar ve popolarının üstünde oturarak yapmasınlar bu mesleği.

Geçen hafta severek okuduğumuz ve beğendiğimiz Hürriyet’in kelli felli yazarlarından Yılmaz Özdil Kıbrıs Türkünü üç kuruşa satılan bir halk olarak Anadolu insanına lanse etmişti.

Şimdi de Türkiye’nin en iyi gazetesi olduğunu iddia eden bir gazete KKTC’de olmayan şeyleri oluyor gibi göstermeye çalışmış.

Türkiye’de büyük(!) gazetelerde geleneksel hale gelmiş bir habercilik anlayışı vardır.

Yapılan haber toplantılarında gazeteye girmeye layık görülmeyen haberler bile, yine aynı gazetelerin internet sitelerinde ballandıra ballandıra manşete çekilir!

Yine aynısını yapmışlar;

Sözde Türkiye’nin en iyi gazetesinin dünkü internet ortamında bir haber ‘flaş haber’ logosuyla okuyucuya servis edildi.

Bu habere göre PKK terör örgütü KKTC’de Beşparmak dağlarında kamp kurmuş ve eğitimleri burada veriyormuş.

Haberi yapan da Sabah Gazetesi’nin Ankara haber müdürü.

Daha da vahimi, aynı haberi Türkiye’nin en ciddi ve seviyeli gazetelerinden birisi olarak bildiğimiz Milliyet gazetesi de oradan kopya edip internet sayfasında manşete çekmiş.

Şimdi birisi kalkıp da bu haberler masumca yapılmış yanlışlıklar derse beni inandıramaz.

Gerçek amaçları nedir bilemeyiz ama bu işlerde artık bilinçli bir şekilde kasıt olduğuna inanıyoruz.

Sanki Türkiye basını el birliği ile Rum’un yıkamadığı KKTC’yi yıkmak için işbirliği yapıyor.

Nasıl Denktaş sevgisini anlatırken Kıbrıslı Türkleri satılmış diye lanse eden bir Yılmaz Özdil, büyük bir mesleki hataya düşmüşse bu iki gazetenin internet sitelerinde yayınlanan uyduruk haberler de Kıbrıs türküne karşı tezgahlanan bir oyunun parçasıdır.

Bizim aklımıza gelen şey ülkemiz ekonomisinde büyük payı olan üniversitelere karşı bir karalama kampanyasının başlatıldığıdır.

Bunların arkasında hangi zihniyet ve kimler var bilemiyoruz ama, bu haberleri okuyan Türkiye’deki hiçbir veli, bundan böyle çocuğunu KKTC’deki üniversitelere göndermez ve bunda da haklı nedenleri vardır.

Türkiye’deki bazı medya çalışanı dostlarımızla yaptığımız dünkü görüşmelerde de bu çizgide duyumlar aldık ve bunu güvenilir kaynaklardan duyunca yüreğimizin sızladığını hissettik.

Şimdi bir kez daha top hükümetin kucağındadır.

Her fırsatta Anavatan şükrancılığı yapıp, dalkavuk kılığındaki bu hükümet, birazcık ülkesine hizmet etmeyi aklına getirirse bu olayı devletler arası bir sorun haline getirir ve bunun hesabını sorar.

Yine hükümetle birlikte ülkede bulunan bütün üniversiteler ciddi bir şekilde örgütlenir ve bu karalama kampanyasına karşı birlikte mücadele ederler.

Ayrıca şu anda hedef adam haline gelen Büyükelçi Akça’ya da büyük sorumluluklar düşüyor.

Kıbrıs Türk toplumunun daha iyi bir geleceği olsun diye bir takım öngörülerde  bulanan sayın Akça da bu konuda devreye girmeli ve PKK’nın bu ülke üniversitelerinde, hele de Beşparmaklar gibi tamamen askerin kontrolünde barınamayacağını Türkiye medyası ile kamuoyuna anladıkları dilden anlatmalıdır.

Kıbrıs Türkünün daha fazla şamar oğlanı olmaya tahammülü kalmamıştır.

foto1.jpg

foto2.20120126232936.jpg

 

MESAJ KUTUSU

Sayın İrsen KÜÇÜK, Türkiye medyasında çıkan ve başta üniversite sektörüne büyük zarar verecek olan haberlere karşı artık Ankara hükümeti nezdinde girişimler yapmanız bekleniyor. Sessiz kaldıkça tepemize çıktılar ve diş göstermenin zamanı geldi de geçiyor bile…

Sayın Ahmet KAŞİF, oğlunuzun şirketi halı saha ihalesini zamanında bitiremediği gibi bir de sahada kullanılacak kumu ucuza getirtmek için bir takım yanlışlar yapıyormuş. Umarız bu yanlışlara yardımcı olup da kendinizi riske atmazsınız. İmam cemaat benzetmesini unutmamak lazım değil mi?

Sayın Ersan SANER, biraz geç de olsa Osman Kutup olayını temizlediğinizi memnuniyetle öğrendik. İyi de yapmışsınız, eğer bakan olmasaydınız hiç umurumuzda olmayacaktı ama önemli bir makamda olunca işler değişiyor.

Sayın Aslan BIÇAKLI, hayırdır istifaların ardı arkası kesilmiyor. Ne yaptınız da yönetimi bu kadar kızdırdınız. Bu arada DP MYK üyeliği de önümüzdeki günlerde başınızı epey ağrıtacağa benziyor bilesiniz.

Sayın Serdar DENKTAŞ, Merhum Cumhurbaşkanının mozolesinin Osmaniye Belediyesi tarafından yapılacağını öğrendik. Olaya biraz soğuk baktığınız söyleniyor ama Anıtkabir’de kullanılan taşın kullanılacak olması hiç de fena bir fikir değil. Karar vermekte acele etmeyin deriz.

Sayın Suat GÜNSEL, Türkiye medyası üniversiteler işini fena kafaya taktı ve hedefteki ilk okul ise sizinki olduğu iddia ediliyor. Bu konuda bütün üniversiteler bir olup bir şeyler yapmazsanız ileride çok geç olabilir.

Sayın Ali Çetin AMCAOĞLU, ülkedeki göletleri tek tek gezip incelemeniz iyi de bunu kat kravat bir kıyafette yapmanız biraz göze batıyor. Şu meşhur çizmeleri giyseniz de daha iyi bir doğaçlama olsa daha iyi olmaz mı? Belediye başkanlığındaki günleri ne çabuk unuttunuz?

Sayın Ali ÇIRALI, elektrik kesintileri fabrikanızdaki bazı makinelerin arızalanmasına neden olmuş. Talat Kürşat gibi siz de konuyu mahkemeye taşımayı düşünmüyor musunuz? Bu sırada sigarayı bırakma kararı almışsınız, inanalım mı acaba?

Sayın Koral BOZKURT, yeni Ferrari’nin hayırlı ve uğurlu olsun. Hemen bir kurban kesip kan akıtsanız fena olmayacak. Gözü olanın gözü çıksın ama dedikodu yapanlar çok ve göze gelebilirsiniz.

Sayın Ahmet BENLİ, Türkiye Büyükelçisi sizi övdükçe koltuklarınız kabarmış. Bu hızla giderse bir dahaki yerel seçimlerde de bu sefer mecburiyetten yine aday olmak durumunda kalabilirsiniz. Tebrik eder başarılarınızın devamını dileriz.

Sayın Nazım ÇAVUŞOĞLU, yıllardır adadan çıkış yapamayan Sibel Güler adlı vatandaşın sorununu çözmüşsünüz ve size bir teşekkür mesajı göndermiş. Allah ne muradınız varsa versin diye dua ediyor.

Sayın Yüksel ÇELEBİ, PKK Beşparmaklarda kamp kurduğuna göre artık Pazar günleri keklik değil terörist avına çıkmak gerekiyor değil mi? Bakalım bu Türkiye basını başımıza ne çoraplar görecek?

Sayın Sümer AYGIN, en büyük hayaliniz olan Amfi Tiyatroyu bitirmek yine size nasip oldu ama bu büyük yatırımı bir türlü koruma altına alamadınız. Bir tane bekçi bile burada görev yapamıyorsa, size diyecek hiçbir şeyimiz olamaz.

Sayın Reha ARAR, herkes ödül almaya bir yerlere giderken, size ödülünüzü vermek için yakında adaya geliyorlarmış. Acaba diyoruz bu kadar yatırımı bu ülkeye boşuna mı yaptırdınız?

Sayın Mine GÜRSES, İstanbul’da talihsiz bir kaza sonrası belediyenin çukuruna düşüp yara bere içinde kaldığınızı üzülerek öğrendik. Bu sıralar acıların çocuğu dizisi bile oynayabilirsiniz. Küçük Emrah ile bir görüşmekte yarar var.

Sayın Hürrem TULGA, dün gün boyunca çeşitli esnaf kesiminden mesaj ve telefonlar aldık. Pazartesi günkü eylemde ‘biz yokuz’ diyorlar. Önünüzde sadece üç gün kaldı kalabalık konusunda epey zorlanacağa benziyorsunuz. Kolay gelsin.

Sayın Mustafa Kemal TÜMKAN, tam da emekliliğe alışıyordunuz gördünüz mü PKK Beşparmaklara kamp kurmuş da sizin bile haberiniz olmamış. Hadi bakalım çıkarın çizmeleri görev sizi bekliyor. Biz de sanırdık dağlar taşlar sizden sorulur.

Sayın Cemile YALÇINDAĞ, diyet epey yaramışa benziyor. Görenler genç kıza döndüğünüzü ifade ediyorlar. Bunu söyleyenlere de bir şeyler ısmarlamak lazım değil mi?

Sayın Ayşe Dilek ORHAN, mesleğinizde son yıllarda büyük bir aşama kaydettiniz ve basın danışmanlığı konusunda maşallah açık ara önde gidiyorsunuz. Başarılarınızın devamını dileriz. Allah nazardan sakınsın artık.

Sayın Sefa KARAHASAN, hadi Türkiye basını daha KKTC’yi tanımıyor. Peki buradaki temsilcileri ne yapıyor acaba? Size bu süreçte büyük görevler düşüyor.    

 

Günün Fıkrası : Üst düzey yönetici

Adamın biri sabah saat 10'a doğru bir elinde, içinde inek pisliği olan bir tenekeyle kafeye gelmiş,

- "Bana bir çay.."
diye seslenmiş,
- "Şimdi geliyor efendim.."
demiş garson ve çayı getirmiş.. Çayı bir yudumda içmiş adam, almış eline pislik dolu tenekeyi başlamış kafenin her tarafına serpmeye ve çekmiş gitmiş.. Ertesi sabah yaklaşık yine aynı saatlerde tekrar elinde pislik dolu tenekeyle gelip yine
- "Bana bir çay..!"
demesiyle,
- "Hop..! Bir dakika bakalım.."
demiş onu görür görmez tanıyan garson.
- "Dünden beri senin pisliğini temizlemeye çalışıyoruz.. Neden öyle yaptın ki?.."
- "Merak edilecek bir şey yok.."
demiş adam.
- "Üst düzey yöneticilik için hazırlanıyorum.. Sistem aynı.. Gel, çayını iç, etrafa bok at, millet senin yaptığını temizlemeye çalışırken tüm gün ortadan kaybol..!"

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.