1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Türkiye'den gelen suyu halka hibe diye yutturmuşlar!
Türkiye'den gelen suyu halka hibe diye yutturmuşlar!

Türkiye'den gelen suyu halka hibe diye yutturmuşlar!

Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Su Komisyonu Başkanı Göze, Türkiye'den gelen suyun kaçtan alınıp vatandaşa kaça satılacağı tartışmalatının yaşandığı ortamda KKTC ile TC arasında imzalanan Su Protokolü"yle ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu

A+A-

Eniz Orakcıoğlu

Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Su Komisyonu Başkanı Bektaş Göze, suyun önemli  ve hayatın vazgeçilmez unsuru olduğuna dikkat çekerek, “Adaların ortak kaderi var ve küçük alanlar olmaları bakımından büyük akarsuları olmayan, yalnız mevsimlik akarsuları olan yerlerdir. Bu nedenle de su sıkıntısı yalnız yağışa bağlı olarak gelişmektedir ve yalnız yağışa bağlı olarak gelişen su zaman zaman sıkıntılar yaratmaktadır. Bu sıkıntıları aşmak içinde insanlar belli politikalar izlerler. Örneğin sularını korumak için programlar, su yataklarını geliştirmek için çalışmalar, rezervleri artırmak ve suları tamamlamak için su taşırlar. Bu çerçevede de adalarda su çalışması her zaman yer alır” şeklinde konuştu.

“1958 yılından bu yana su taşınması gündeme gelmektedir”

Türkiye’den gelen su konusunda değinen Göze, “Kıbrıs için Türkiye’den su getirme olayı 1960 öncesinden başlamıştır. 1958’lerde İngiliz sömürge döneminde bir Alman şirketine yaptırılan bir çalışmada, Türkiye’den su taşınması önerisini ortaya atar ve o gün hazırlanan sonra da adı "Beyaz Kitap" olarak anılan raporda Türkiye’den su getirilmesi yer alır. Bunun ardında İngiliz adayı terk edeceği için bu öneri ciddiye alınmamıştır. 1960’da kurulan Cumhuriyet bütün alanlarda yaptığı gibi su politikalarını da ele alır ve bu su politikalarının ele alınma döneminde Türkiye’den su getirme projesi yeniden tartışılmaya başlar. Fakat o günlerde teknoloji, maliyetlerin yüksekliği ve başka sebeplerle de reddedilir. Buna rağmen 1967lerde Kıbrıs fiilen bölünmüş haldeyken yine su Güney Kıbrıs’ta gündeme gelir ve bir takım çalışmaları yeniden yapılır. Fakat o çalışmalarda bir sonuç vermez. 1974’den sonra Federe Devletinin Enerji Bakanı yeniden suyu gündeme getirir ve bir ön fizibilite çalışması yaptırır. Bunun akabinde de çalışmada boru ile su taşıma veya tankerle su taşıma gibi alternatifler düşünülür, ama yine rağbet görmez. 1990’lı yıllarda ise balonla su taşıma gündeme gelir, bu konuda da tartışmalardan sonra balon uygulanır ama balon patlar ve sonuç olarak da 2010 yılından itibaren su yeniden gündeme gelir ve Kıbrıs’a su taşınır” dedi

“Kaliteli, ödenebilir suyu sağlamak devletin görevidir”

Göze; sözlerine şu şekilde devam etti; “2010’da konuşulmaya başlanıp da 2016’da Kıbrıs’a gelen su 8 aydan beri baraja akmaktadır. Ama bu seferde su sorunları ile beraber gelmiştir. Su insanlık hakkıdır ve her insanın içilebilir, kaliteli suya erişebilme hakkı vardır. İnsanlara, herkesin ödeyebileceği fiyatta, 24 saat kesintisiz ve dünya standartlarına uygun iyi, kaliteli bir su temin etmek durumundayız. Devlet olma ve yönetme iddiası taşıyorsak, en basit anlamda insan haklarında söz ediyorsak bunu sağlamak devletin görevidir.”

“Planlama yapılmak zorunda”

75 milyon metre küp suyun ülkemize geldiğini hatırlatan Göze, “Bu suyun yarısını içme suyuna ayırdığımızda geri kalan diğer yarısını da tarıma verdiğimizde bu bugün var olan açığı gelen su ile kapatmak demektir. ama açığı kapatırken 10 yıl sonra artan nüfus veyahut gelişecek tarım popülasyonunun daha fazla suya ihtiyaç duyacağı aşikar değilimdir ?. Bu nedenle as olan bu su ile bu suyu çare yaparak önemli bir biçimde planlamaya giderek kısa süreli su kaynaklarımızı geliştirmek, kaynaklarımızı bozulmadan önceki hallerine doğru yeni bir yapılandırmaya yönlendirmek durumundayız. Kısacası böyle bir otoriteyi de yaratmak zorundayız. Biz Kıbrıs Türk Mimarlar ve Mühendisler Odaları birliği 1970’li yıllardan başlayan öneriler paketlerimizi her zaman ortaya koymakla birlikte, özellikle son 1 yılda bu konuda departmanların yapılanması, devlet mekanizması içindeki yapılandırmanın nasıl olması gerektiği ve bu politikaları saplamak, doğru olarak yürütmek için neler yapılması gerektiği konusunda çok net öneriler verdik. Yasa tasarıları hazırladık, öneriler geliştirdik, gelen her hükümetle birlikte çalıştık, yeni politikalar mutlaka saptanmalı ve bunlar hayata geçirilmelidir. Başka şansımız yoktur, çünkü yalnız bu yıl 75 milyon metre küp suyun 37 buçuk milyon metre küpünü içme kullanmaya vereceğiz diyoruz. Bu anlamda nüfus artışına göre hesaplamalar yapıp suyun bizi ne kadar götüreceğini konuşmalıyız. Biz bu suyu alıktan sonra hesaplama yapmazsak ve  5 yıl sonra tuzlu suyu yine halka vermeye başlayacaksak bugünden vazgeçelim. Bu gerginliklerin, tartışmalarında hiçbir manası yoktur” dedi.

“50 yıl sonra alarm”

Önümüzdeki 50 yıl içerisinde yapılan meteorolojik tahminlerin su konusunda  bir takım ipuçları verdiğini vurgulayan Göze, “Zaten hızla gelişen bu olay Doğu Akdeniz ve ülkemizde yapılan analizler sonucunda son 20 yılda yüzde 40 civarın da düşen yağış miktarının azaldığını görmekteyiz. 2050 ve 2060’lardan sonra Türkiye için bile Ankara’nın Güneyinde kalan kesiminde ve Akdeniz sahillerinde ciddi anlamda bir çölleşme öngörülmektedir. Bu Türkiye için bir alarmdır ama bizim için 2’inci ve önemli bir alarmdır. Biz bugün gelen su ile rahatladığımızı var saysak da, aslında bir 50 yıl sonra ana kaynağında bile bu suyun olmayacağını düşünmek durumundayız. Bu nedenle de su konusunu bu şekilde de değerlendirmek durumundayız” diye konuştu

“Politikacılar olayları sadece siyasi yönden ele alıyor”

Politikacıların olayı sadece siyasi açıdan ele aldıklarını belirten Göze, “bu yüzdende maalesef çok zor koşullara geldik. Bu anlamda su kaynaklar hızla yaralar aldı ve hızla kansere dönüşen bozulmalara sahne oldu. Bunun karşılığında her zaman aspirin aradık. En basit 2010’da Türkiye’den su gelecek dendiği gün, artık su konusunda ne çalışmaya, ne de herhangi bir konuda adım atılması gereği kalmadığı sonucuna vardık. Örneğin; gelen suyun dağıtımını organize edecek Su Dairemiz içinde çalışan teknik elemanlar açısından o kadar fakir bir duruma düşürüldü ve hiçbir çalışma yapılamaz hala getirildi. Kısacası Su Dairesinin içi boşaltıldı, emekli olanın yerine teknik adam alınmadı, bilimsel çalışma yapmayı bir yana itilip  yalnız günlük hizmetlerle uğraşıldı. Bu konuda kaynakların geliştirilmesi, ya da su konusunda yapılacak herhangi başka bir çalışmaya hiç ciddi gözle bakılmadı ve daireye  bu çalışmayı yaptırma olanağı da sağlanmadı” şeklinde konuştu.

“Belediyeler politik amaçlar doğrultusunda teşvik edildi”

Su konusunda belediyelerin pozisyonlarına  de değinen Göze, “Belediyeler yalnız politik amaçlar doğrultusunda teşvik edildi, su konusunda hizmet götürmesi anlamında teşvik edilmediler. Günün sonunda her şey Türkiye’den gelecek suya bağlandı. Güzelyurt akuiferinde hızla yürüyen deniz suyu neredeyse sıfırın üzerine çıkacak duruma geldi. Küçük küçük akuiferlerimiz bile hiçbir şekilde koruma amaçlı ele alınmadı. Osmanlı hazinesi bile daha ciddi yönetildi. Bizde ise sanki elimizde bir yığın altın var ve gelene 3 kese, gşdene 3 kese ver gitsin şeklinde hareket edildi” dedi.

“1 yılda 4 bakan değişi”

Göze, sözlerine şu şekilde devam etti; “Son 1 yıldır biz Mühendis ve Mimar odaları olarak bu projenin içerisinde çalışıyoruz ve son bir yılda sudan sorumlu 4  bakan değişti. Bu nedenle biz dedik ki su konusunda, politika ve günlük siyasetten uzak çalışacak  bir örgütlenme içine girme zorunluluğumuz vardır. Her değişen bakanın su müdürünü ya da bu bölümdeki diğer yetkilileri değiştirmesi ve yeni birilerini yetkilendirmesi çalışmaların yürümesini değil, tamamen ortadan kalkmasını getirir. Bunun yanında ciddi çalışacak teknik departmanlara ihtiyaç vardır ve bu departmanlar alabildiğine politikacıların müdahalesinden uzak özerk departmanlar olmalı. Bu özerk yapının içinde de mutlaka  yerel yönetimler olmalıdır.”

“Şeffaf bir şekilde yönetilmelidir”

Yönetimde en önemli unsurun şeffaflık olduğunu belirten Göze, “Bu çalışmalar şeffaf bir şekilde yönetilmelidir. Hiçbir şey gizlenerek ve bir yana atarak bunu yürütemezsiniz. Bu yüzden yerel yönetimlerin bu konuda kararlar alması, bunu tartışması ve fiyatına kadar konuşulması gerekir. Kısacası sancılar çekilse de yerel yönetimler bunu çalışacaktır. Yani bugün yaşanan bu sorun ve sıkıntılar doğaldır. Eğer sorumluluk içinde karar alınacaksa bunu tartışarak karar vermeliyiz” şeklinde konuştu.

“Yatırımlar belirlenen fiyatla Türkiye’ye ödenecek”

Her insanın ödeyebileceği bir fiyatta suya erişebilmesinin birinci koşul olduğuna dikkat çeken Göze, “ Su aynı zamanda çok değerli ve stratejik bir üründür ki su bilimciler 50 yıl içinde su savaşlarından bahsetmektedir. Stratejik maddenin kullanıldığı ölçüde kullanan tarafından da ödenmelidir, bu yüzden de suyun bir fiyatı olacaktır. Türkiye’den gelen suyu ele aldığımızda bu su Kıbrıs Türkü'ne hibe değildir. Politikacılar bunu insanımıza hibe diye satmaya çalışsalar da,  imzaladıkları sözleşmelerde bu projenin her kuruşunun Kıbrıs Türkleri tarafından ödeneceği ifade edilmektedir.  Son imzalanan anlaşmanın bir maddesinde ‘Bu fiyat proje için yapılan yatırımların Türkiye’ye ödenecek ve ton başına gelecek suyun bedelidir. Kıbrıs’ta yapılan yatırımların bedelinin tümünün ödeneceği, sistemin bakım ve onarımını karşılayacağı ve dağıtım sisteminin ve bu yönde yapılacak olan bütün yatırımların tümünün de bu fiyat içindedir’ ifadesi vardır. Bu da devletin bu parayı tahsil edip Türkiye Hazinesine ödeme yapacaktır demektir. bu parayı tahsil eden devletin aynı zamanda eksik ve ihtiyaç duyulan yatırımları bu paranın içinden tahsil edeceği ve bunları yapacağını ifade etmektedir. Yerel yönetimlerimiz yüzde 50’lere varan kayıp kaçaktan söz ediyorlarsa, bu kayıp kaçağın ortadan kaldırılması için bu yönde bir takvimleme yapmak durumundadırlar ve anlaşma maddesi bu konudaki yatırımların da bu fiyatın içinde olduğu belirtmektedir. Kısacası suyun 3 ya da 2,30 TL olmuş kavgası ile değil bu yönleri ile değerlendirip karar almak durumundayız” dedi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum