1. YAZARLAR

  2. Yurdagül Beyoğlu

  3. Türkiye’den Kıbrıs’ı tartışmak
Yurdagül Beyoğlu

Yurdagül Beyoğlu

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’den Kıbrıs’ı tartışmak

A+A-

İlahiyat ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği (TİYEMDER) Genel Başkanı Selahattin Yazıcı'nın KKTC’de İlahiyat Fakültesi ve İmam Hatip Lisesi açılması için çalışma yaptıklarını söylemesi üzerine başlayan tartışmalar sürüyor.

Tartışmada en çok üzerinde durulan nokta “rapor.”

Kıbrıslı, dini inançlarının sorgulanmasından rahatsız.

Kıbrıs Türk Halkının bu rahatsızlığına bende katılmaktayım. Zira 400 yılı aşkın bir süredir adada Rumlarla, son 200 yılda Rum-İngiliz karışık yaşayan Kıbrıs Türkü dinini, dilini ve milliyetini korumayı başarmışsa kimse korkmasın, bu saatten sonra bir şey olmaz.

Kıbrıs Türkü’nü dini açıdan eksik bulanlara da yine yukarıdaki paragrafı öneriyorum. Bir toplum onca baskı ve baskın yönetim karşısında hala “Müslüman’ım” diyorsa ve “Allah isterse (İnşallah)”yi diline pelesenk etmişse o topluma dil uzatmak haksızlıktır.

Dini konuda eksiklikler varsa -ki vardır, ama bunun suçlusu Kıbrıs Türk halkı değildir-, bunlar dini öcü gibi göstermeden, gönüllülük esasıyla verilebilir.

Yani diyeceğim o dur ki, bir yer, bir toplum adına yorum yapabilmek için o toplumu, toplumun yaşam şeklini, kültürünü, hassasiyetlerini bilmek gerekiyor. Kıbrıs Türkü’nün biat etme kabiliyeti olmadığından burada hala Kıbrıs Türkü var.

Ve bu Kıbrıs Türkü piyasa İslam’ının üzerinde bir İslam taşıyor yüreğinde. Eksik olan ibadetse de O da kulla Allah arasında. Din birilerinin buyurduğu gibi, iki seçenekli bir metafor değil.

Nüfusu az olan azınlık mı sayılıyor?

Müzakerelerin en netameli konularından biri de yönetim ve güç paylaşımı.

Nüfus ise bu denklemin parametresi.

Hristofyas’a göre 11 Aralık 1960 sayımında adada 442 bin 138 Rum ve 104 bin 321 Türk bulunmaktaydı ve bu toplumların adanın genel nüfusuna oranı da Rumlarınki yüzde 77.1 ve Türklerinki ise yüzde 18.2 idi!

Hristofyas’ın yalancısıyız. Zaten onlarda bu denklemde ısrarcı. Zira her daim alıcısı olan bir mal bu. Bir şey değil Hristofyas’ın dediği olsun da bizimde bildiklerimiz var elbet.

Ve bir bilgi daha;

Millî Arşiv kaynaklarında Kibriyanos adlı bir Rum’un 1778’de Kıbrıs nüfusundan bahsederken; adada 47 bin Türk, 37 bin Rum olmak üzere 84.000 olduğunu belirtmekte. Yani, “Rum-Yunan-İngiliz” kıskacında ezilen Kıbrıs Türk toplumu, başlangıçta nüfus çoğunluğuna hâkimken gerçekleşen göç olayları ile azınlığa düşmüş.

Ve, 1878 İngiliz işgalinden sonra bu nüfus oranı, hızlı bir şekilde Türkler aleyhine değişmiş. 1923 Lozan Antlaşması ile Ada’nın İngiltere’ye ilhakı, 1878’den beri Kıbrıs Türkü üzerinde uygulanan sömürgeci tutumu ve şiddeti daha da artırmış, göçü hızlandırmış. İngiliz yönetimine rağmen iktisadî yönden baskın gelen Rum hakimiyeti karşısında tutunamayan bir kısım Kıbrıs Türkü -zaten ipotek olan- mallarını satarak Türkiye’ye göç etmiş.

Dolayısıyla meydan Rumlara kalmış. 1920-1922 Türk-Yunan Savaşı’ndan sonra, Türkiye’den gelen Rum göçmenleri Rumlar lehine nüfusun kabarmasına sebep olmuşlar.

***

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve ekibi gerçektende Kıbrıs sorununun halli için olağanüstü bir çaba sergilemekte. Masaya yapıcı öneriler konuyor, tirübünlere oynanmıyor. Rum tarafı ise hayli sıkıntılı. Güneydeki hükümet BM Yetkilisinin hareketlerinden ve Türkiye’nin yükselişinden rahatsız. Rahatsızlığı en iyi ifade eden kelimeler ise şunlar:
   “ Derhal dörtlü veya beşli konferans çağrılmasını ısrarla öneriyorlar. Bu öneriyle öncelikle istedikleri; sahte devletin yükseltilmesidir. Paralel bir tehlike daha var. Öteki tarafın tavrı değişmezse, ya yeni bir hakemliğe veya top yükün çıkmaza sürükleneceğiz ki bu da sorunun halli için diğer tercihlerin önerilmesine olanak tanıyacak. Türkiye’nin uluslararası alandaki rolü yükseliyor. Bu yükseliş Türkiye liderliğinde kibir ve kincilik yaratıyor. Türkiye; Adalet ve Kalkınma Partisi’nin varlığıyla Türkiye’de; Arap ve diğer İslam ülkelerine örnek bir yönetim modeli önererek yeni bir ‘ideolojik yayılmacılık’ politikası uyguluyor. Uluslar arası unsur; özellikle de BM ve AB teorik açıklama ve teyitlere kanmamalıdır. Türkiye, Kıbrıs’taki faaliyetleriyle değerlendirilmelidir. İşte tam da bu nedenle; haksız şekilde kendi tarafımızı suçlamak yerine birlik olarak Türkiye’nin metotlamalarını teşhir etmek üzerinde odaklanmamız gerektiği görüşündeyiz.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.