1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. "Uçakla gelen altı tabut"
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

"Uçakla gelen altı tabut"

A+A-

Sami Özuslu’nun yayınladığı, öğrenciliğimizde kaybettiğimiz arkadaşlarımızla ilgili “Uçakla Gelen Altı Tabut” isimli kitabın tanıtım gecesinde, geçen akşam Güzelyurt’ta idik… İnsanları, paylaştıkları birleştirir… O dönem biz, yirmili yaşlarının başlarında delikanlılar, arkadaşlarımızı tabut içinde memlekete göndermenin acısını paylaşmadık sadece… Bir düşünceye sahip olmanın kıvancını da paylaştık… Ölüme karşı bile olsa, düşüncemiz için direnmenin onurunu da… Sabah evden çıkarken, akşama dönüp dönemeyeceğimizi bilememenin tedirginliğini, bir tek kuruşunuzu bile arkadaşlarınızla paylaşmanın verdiği güvenlik hissini… Hep beraber ağlayıp, hep beraber gülebilmenin yarattığı dayanışma duygusunu da paylaştık…

Eğer bugün halâ sokakta “ Birlik mücadele dayanışma” diye slogan atılıyorsa, o günlerin anısıdır yaşatılan…

Bugün bu yazıyı yazarken, ne nostalji yapmaktır niyetim, ne “biz neler yapmış bir kuşağın mensuplarıyız” diye övünmek ne de “kıymetimizi bilin” diye hava basmak…

Hayır! Zaman değişir… “Tarih bir durumdan duruma geçişler bütünüdür” der İbn-i Haldun… Her değişik durumlar bütünü de kendi zamanını oluşturur… Ama öyle değerler vardır ki bütün “zaman”larda geçerlidirler… Çok iddialı da olmayayım ama onlar olmazsa zaten “zaman” da insanın dışında olurdu… Bu konuya da girecek değilim… Söyleyeceğim, başka bir şey:

Birgün İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde ÖDP MK üyesi bir arkadaşla sokakta kahve içip, sohbet ediyorduk… Hükümette olduğumuz ve hakim-i mutlak olduğumuzun zannedildiği günler… Dostuma dert yanmakta iken, söz bu kayıp arkadaşlarımıza geldi… Onlara karşı duyduğum borcu anlatıyorum dostuma… Ve diyorum ki: “Şimdi buluduğum bu yerden geriye bakınca, kendime soruyorum: O dönemde 5 bin insan yitirildi… Altı tanesi Kıbrıslı olmak üzere, onlarca dostumu yitirdim. TÖB-DER İstanbul Başkanı Talip Öztürk, Barış Yıldırım ve benzeri o kadar insan kurban gitti… Şimdi soruyorum, o insanlar katledildi de toplum ne kazandı? Devlet ne kazandı? Sağ ne kazandı, sol ne kazandı?” Ben tam bunları söylerken, arkamızdan biri yaklaştı, dostumun omuzunu sıkıp, “Ne haber lan? Yazı erken getirdiniz ha!” dedi… Dönüp baktık ki Ertuğrul Kürkçü! Fırladık… Kızıldere Katliamından rastlantı ile kurtulan, DEV GENÇ’in efsanevi başkanı… Adam gelir de böyle bir lâf konuşulurken mi gelir? “Abi, otur” dedik ama acelesi vardı, “başka bir zamana” dedi, yürüdü… Arkasından bakarken, dostuma “Deniz Gezmiş de ölmeseydi, ne olmak ihtimali vardı ki?” dedim… “ Olsa olsa, işte Kürkçü gibi sokakta yürüyüp gidecekti… Hadi, yakın dostu Celal Güven gibi o da Erzurum Belediye Başkanı olurdu… Çok çok, milletvekili olurdu…” Nitekim, Kürkçü bugün milletvekili… Ne oldu? Ne yıkıldı? Ne kuruldu?

Neden öldürüldü o çocuklar? O zamanlar bilmezdik, sonradan öğrendik! Anadolu’da yaşayan değerlerle, biz sosyalist devrim mi yapacaktık, birkaç bin üniversite öğrencisi? Biz bilmezdik ama bizi öldürtenlerin bilmemesi mümkün değildi bunu… O zamandan o gençlerin ileride kendilerinin de meclise girme yolunun açık olduğunu bilmeleri, acaba gene aynı sonucu mu doğururdu?

O ne gaddarlık, o ne acımasızlık, o ne kendi halkına düşmanlıktı? Bugün oldu… Bu yaşa geldim anlayabilmiş değilim…

O altı çocuk yaşasalardı, Kıbrıs Adası Helenleşirdi herhalde… Ya da Türkiye’yi Ruslar işgal ederlerdi, yok mu ya!

Anlamadım… Anlayamayacağım…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.