1. YAZARLAR

  2. İsmet Kotak

  3. Ülkemden Görüntüler
İsmet Kotak

İsmet Kotak

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ülkemden Görüntüler

A+A-

Halkın Sesi Gazetesi'nin rahmetli emektarı Ali Şakir, Kıbrıs söyleminin o güzellikleri ile “Oğlum bu işe bulaşmadan öğren;bu zor zanaattır!Haber kovcalamadan,onun bunun sövgüsüne peşinan katlanmadan yapılmaz bu meslek” derdi. Milli Lider  Dr.Fazıl Küçük’ün gazetesi “Halkın Sesi” o günlerde Lefkoşa’da Asmaaltı’nda küçücük bir “dükkanda” basılıyordu.Daracık o dükkânın üstüne tahtalıktan asma katı yapılmıştı.Oraya tahta merdivenle çıkar,boyunuz uzunsa eğilerek ilerler,bulduğunuz ilk hasır sandalyeye otururdunuz. Karşınızda Dr.Küçük’ün basın kolunun temsilcisi Ali Şakir otururdu.Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni,Yazıişleri Müdürü,köşe yazarı,yeri geldiğinde muhabiri,yeri geldiğinde ya da düzeltme yapacak Öğretmen gelmediğinde “düzeltmen”(Musahhih) ve elbette Dr.Küçük’ün günlük makalelerini kaleme alan kâtip idi.

Rahmetli gazeteci,dostum Sait Arif Terzioğlu ile birlikte kuruluşuna omuz verip katkı koyduğumuz bugünkü TAK ajansı yoktu.Her gazete haberini kovalar,kendi derler ve de yazardı. Arada ele geçen resim olursa taş basması klişelerle  güya o görüntüler halka iletilirdi.

Her gazete Lefkoşa dışındaki kent ve köylerden haberler vermeye özen gösterirdi.Bugünkü gibi trafik haberleri, Kıbrıs görüşmeleri, çıplak bar kadınları ile bara gelen normal kadın ve kızların ya da beylerin harman yapıldığı sayfalar kapatılmazdı.Günlük olarak her kentteki sosyal faaliyetler,limanlara gelen ve giden gemiler,ihracat ve ithalat,kalem kalem haber yapılırdı.Köy okullarındaki faaliyetlere  yer vermek konusunda özen gösterilirdi.

Faal Öğretmenler her gazetede övülür,faaliyetleri örnek gösterilirdi. Başta Polis olmak üzere her meslekten başarılı insanların haberleri yapılır,alkışlanırdı. Ve de ilerleyen zaman içinde, her gazete kendi fotografını çekecek ve yayınlayacak olanaklara da kavuşunca,şimdiki gibi trafik kazalarında etrafa uçuşan kol ve bacaklar,patlayan kafalar sayfalara giremezdi. EOKA’nın katlettiği Şehitlerimizin bayrağa sarılı tabutu ile yapılan tören yayınlanır ama kurşunlanan veya bomba ile parçalanan vücutlar gösterilmezdi.

Ancak yıpranan yollar,yıkılan okullar,yetersiz hastahaneler,fakir fukaraya hizmet edemeyen “Fakirhaneler”,yaralanan işçiler haberdi. Muhabirler zahmet edip giderler,saptarlar haber yaparlardı. Geçmişin derinliklerinde de basında tartışma, aşağılama, sövüşme vardı. Ağır eleştiri,yıkıcı yayın karşısında yargıya başvuruluyordu.

Bunları niçin yazdım? Bu meslek içi eleştiri kabul edilsin. Kimse milyonluk dava açmazdı. Avukat ve dava masraflarına ek olarak “Bir Kıbrıs Lirası” tazminat istenirdi.Hatta bazı davalarda “Bir kuruş” istendiği olurdu. Şimdilerde herkes milyonlarca liralık tazminat istemeyi hak görür. Hani şimdi yayın yoluyla hakaret karşısında, ya da aşağılamalar artınca ayağa kalkanlar var ya;onlara da yıllardan beri Kıbrıs Türk Basın Konseyi’nin çağrılarını anımsatırım. Hatta WAPC-Dünya Basın Konseyleri Birliği’nin ilkelerine göz atmalarını salık veririm.

Basın bilgisayar destekli teknolojik ilerlemeye kavuştu ama gazete,radyo ve televizyonlarda alkış tutacak rahatlıkta değiliz.Bugün değinmek istedim.
                    
GÖRÜNTÜLER

Bu kadar sözden sonra ayağı yere basan  gazetecilikle bazı görüntüleri aktarmakta da yarar var diyorum.

TURİZM

Ağzını açan Turizmin lokomotif sektör olduğunu söyler. Yazılarda, yayınlarda  başköşeye oturtulur.Sonra da olayı yaşar ve hayret edersiniz.Sahilin en güzel yerine kurulmuş,bol bol kredi alarak tesis inşa etmiş. Manzara şahane,sahil cennet,etrafa uygun inşaatı alkışlarsınız.Ama ,işte o ama dedirten yok mu? Beceriksizlik sırıtır.
Masalarda yabancılar.Neskafe isteyenler,kapkara sulu bir bardak karşısında “Süt yok mu?” deyince aldıkları yanıt  dudak uçurtuyor:”Sütümüz yok!”...İşintince dağlar üstüme geldi;nerede ise deniz kabaracak... Deniz  nerede ise lokantaya vuruyor.Balık isteyenlere ,ithâl buzlu balık servis ediliyor.Üstü  hafif kızartılmış içi buz tutmuş...
“Her yerde böyle değil” dediğinizi işitiyorum.Ancak devletten onca kredi aldıktan sonra beklenen bu mu? Sahil boyunca gidiyorsunuz;kutu,şişe,çöp,kırık çanak-çömlek ve sonuçta her türlü atık...Yerin adını mı yazayım? Çıkınız bir tarafa bakınız. Farkı yok sahillerin!
                    
OLUKLU ASFALT

Değirmenlik yolundan Beşparmaklara tırmanırsanız,önce karşınızda dinamitlenen dağların ağlayan yüzüne çarparsınız.Kötü mirascı ancak bu kadar davranabilir.Taş ve çakıl  yüklü kamyonlar,limandan çıkıp Girne’den Uluslararası yük taşıyan TIR’lar,o yolu ezerek oluklu asfalta çevirdiler.Lâstiklerin girdiği oluk her geçen gün derinleşti.Değirmenlik’ten dağa tırmanan  salon arabalar o oluklu yola girince direksiyon hakimiyeti sıfır olur.İki tekerleği açılan kamyon boşluklarına sokamadığınız için her an devrilebilir,uçuruma uçabilirsiniz.Ertesi gün gazeteler ve televizyonlar “Sürat yaptığınızı ve uçuruma uçtuğunuzu “aktarırlar halka... Trafik uzmanları da ahkâm keserler ama kalkıp gidip Değirmenlik-Beşparmak yolunun rezaletini görmezler. Bakanlıklar tamir etmezler. Taş Ocakcılarından  para al tamir et...Yolu yiyen onlar değil mi? Kaç kişinin ölmesi gerek?
                        
PATATES DEĞİL KUM

Sömürge döneminde bile bu halka bu reva görülmedi.Dünden daha kaliteli patates üretiyoruz.Gerçek.Ama o kırmızı topraklı patates yok mu?İşte o bu devletin ve görevlilerinin ayıbı. Toprak demek hastalık demektir.Ülkeden ülkeye ihracatta bunu yapsanız sizi deli yerine ekoyarlar;malınızı denize bile dökmeyip geri gönderirler.

Oysa bu devlet sorumluları,bu belediyeler kumlu-topraklı rezil patatesin halka kiloyla satılmasına göz yumuyorlar.Bir kilo patatesin yarısı toprak,yani eve taşınan mikrop... Bu rezaleti kim önleyecek?Süper marketlerin sahipleri bile bunu  bu şekilde satmaktan utanmıyorlar mı? Halkın sağlığını düşünen olmayacak mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.