1. YAZARLAR

  2. Mehmet Aslan

  3. Uludere ve Zana
Mehmet Aslan

Mehmet Aslan

Hemo Dino
Yazarın Tüm Yazıları >

Uludere ve Zana

A+A-

Uludere'de masum insanların kaçakçılık yaparken katledilmesinin üzerinden iki hafta geçmesine rağmen, hükümet yetkililerinin hala vatandaşları suçlu çıkarma çabası ve olayı gizleme derdinde olması bu ülkenin nereye gittiğiyle ilgili insana hiç iç açıcı fikirler vermiyor.

İçişleri Bakanlığı'nın (içişleri bakanının İdris Naim Şahin olduğu göz önünde bulundurulursa, ki kendisi Hitlerin ünlü propaganda danışmanı sıfatı kazanmasından ve terör tanımına şair, yazar, gazeteci, aydın, sanatçı, şiir, resim, roman, türkü, şarkı gibi değerleri koymasından ne sonuç çıkacağını az buçuk tahmin edebiliyoruz)  Uludere katliamıyla ilişkin inceleme başlatmasının ardından, bölgeye gönderilen müfettişlerin, köylülere sorduğu sorular insanı şaşkına çeviriyor.

Köyülere ve saldırıda yaralı kurtulan Davut Encü ye yöneltilen soruların, incelemenın maksatıyla ilgili bir takım şüpheleri beraberinde getirmesi ve soruların muhatabının Ankara ve genelkurmay olması gerektiği, soruların içeriğinden anlaşılıyor.

Sorulardan ilk sorulanı şu; ‘Heronları ne zaman gördünüz?

Hükümet, Heronların ne zaman orada olduğunu bilmiyor mu? Elbette biliyordur. O halde bu sorunun anlamı ve daha doğrusu maksatı nedir? Köylülerin vereceği cevaba göre mi politika üretilecek? Yada şöyle sorayım; burada amaç köylülerin ne bilip bilmediği mi araştırılmaya çalısıyor? Bunun için inceleme başlatmak gereksiz değil mi? Oraya giden her hangi birine sorup da bunu ögrenebilirsiniz? Yada sevgili korucularınız size bununla ilgili detaylı bilgi verebilirdi siz de devletliğizi(Türkiye de devlet anlayışı genelde halka karşı olmak halktan devletı sakınmak şeklinde anlaşılır) gösterip bu konuyla ilgili sesini  çıkaranı da tekrardan bombalardınız yada hazır KCK bahaneniz var bu konuyuda KCK içine alır meşrulaştırıp yıllarca hapislerde süründürebilirdiniz.

Eğer Heronların orada olduğunu bilinmiyorsa, ki uzak bir ihtimaldir, yine köylülere ve saldırıda sağ kurtulan Davut Encü'ye sorulacak bir soru değil bu. Bu sorunun en dogru muhatabı Ankara ve Genelkurmaydır. Ankara'da bu soruyu sorup bir iki dakika içinde cevabını alabilirsiniz. Gidip Uludere'de inceleme yapmaya, inceleme komisyonu kurmanıza gerek dahi kalmazdı. Bunun yanında adına komisyon diyorsununuz ama evlatlarını katledip acılara boğduğunuz insanları sorular sormak için ‘kaymakamlık’ ve ‘valiliğe’ çağırtmanız devlet otoritesini göstermenin başka bir versiyonudur. Bu ucuz devlet politikasını, inceleme komisyonu diye bir kılıfla gizlemenizin pek bir anlamı kalmamıştır. Bunun yanında tutukladığınız insanları ve hala tutuklamak için aradığınız insanları da saymıyorum.

Sonuç itibarıyla devlet (devlet, hükümet ayrımı yapmıyorum çünkü aynı şey artık)Uludere katliamının hesabını verecek gibi görünmüyor. Bu katliamın adı Uludere değil de başka bir yer olsaydı (mesela batı illerinde bir yer) şimdi Türkiye'de yer yerinden oynardı. Hükümet gürlemiş, her şey sere serpe ortaya dökülmüş olurdu ve medya sabah-akşam bu olayın üstüne giderdi ve bunun hesabı şimdiye on defa sorulmuştu. Ne yazık ki katliamın adı Uludere ve yer Kürtlerin yaşadığı bir yer, katledilenler Kürtler. İçişleri bakanlığının yapacağı inceleme en iyimser yaklaşımla bir iki görevlinin, görevine son vermek olacaktır…

Uludere ile ilişkin komisyonun soruları ve kendisinin saçmalığı ile ilgili olumsuz fikirlerimiz devam ederken, ülkenin demokrasi adına bir adım öteye gitmesini beklemek her halde hayalperestlik olur.

AKP'den başta beklenen umutların, ki ben hiç umutlu değildim, bugün bir bir yıkılması hiç de şaşılacak bir şey değil. Nitekim reform ve şeffaflaşma adına atılan her adımın ülkede kendi hegemonyasını sağlamlaştırma,özde kendisine karşı bulduğu her kurumu (kurumdan kasıt kurumdakileri tavsiyedir) tavsiye etmek olduğu bugün daha net anlaşılıyor. Bugün, Türkiye'nin daha modern olduğunu demokrasi adına daha ileri gittiğini iddia eden varsa oturup 90'lı yıllardaki Türkiye'yi incelesinler bakalım kaç fark bulacaklar. Yine 90 lı yıllarda bir halkın temsilcileri olarak seçilmişlere (DEP milletvekillerine) karşı yapılan anti-demokratik tutumlar bize tarihin tekkerürden ibaret olduğunu tekrardan hatırlattı.

Bugün bağımsız vekillerin tutuklanmamış olması 90'lı yıllara kıyasla, Türkiye'ni 90'lı yıllardan daha demokratik olduğunu göstermez çünkü değişen dünya ve konjektürler bunu neredeyse Türkiye için imkansız hale getiriyor bunun yanında seçilmiş bir vekil olan Zana'nın evinin aranması hem de kapısı kırılarak (Cemil Çicek kırılmadı, çilingirler açıldı diyor ama ben farkını anlayamadım ve bu biraz komik kaçtı) aranması ile 90'lı yıllardaki zihniyetin devam ettiğinin en büyük göstergesi değil mi?

Nitekim Zana gibi demokrasinin ve bir halkın simge ismine bunun yapılmış olmasının devletin hangi politikasindan ötürü geldiğini sorarım size? Ve bu isim sadece Türkiye'de değil neredeyse tüm dünyada saygı duyulan bir isim ve secilmiş biri.

Ankara'nın göbeğinde sabahın erken bir saatinde ‘vekilliğine saygı duyulmadan’ kapısı kırılıp, evindeki bir takım eşyalarına el konulması Türkiye Cumhuriyeti'nin 90'lı yıllardaki baskıcı, yasaklayıcı politikasını tekrardan yaşatması, Türkiye'nin sadece Zana'ya değil Zana ve diğer seçilmişlerinin üstünden tüm Kürt halkına saygısızlık yaptığını gösterir. Sanırım saygısızlıgın yanında Kürtlere uygulanan baskı ve dayatmalardan bahsetmeye dahi gerek yok.

Devletin, dolayısıyla AKP'nin oturup tekrardan düşünmesi lazım zira ülkeyi sürükledikleri ucurumda sadece Kürtler can vermeyecekler çünkü bu ülkede sadece Kürtler yaşamıyor bugün sistem, Kürtlere karşı olsa da yarın onların da demokrasiye, hukuka ihtiyaçları olacaktır..



 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum