1. YAZARLAR

  2. Aysu Basri Akter

  3. Uluslararası Kriz Grubu: Kıbrıs Sorunu Çıkmazda!
Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Uluslararası Kriz Grubu: Kıbrıs Sorunu Çıkmazda!

A+A-


Uluslararası Kriz Grubu, dünyanın önde gelen saygın düşüce kuruluşlarından. Avrupa’da ve Amerika başta olmak üzere, çağdaş dünyada, düşünce kuruluşları, saptamalarıyla, devletlerin siyasetlerine etkin şekilde yön veriyor, artık.

Uluslararası Kriz Grubu da bunlardan biri.

Alan araştırmaları ve üst düzey analist raporlarıyla, 5 kıtada 130 çalışanıyla faaliyet yürütüyor.

Kıbrıs konusuyla da bugüne kadar çok yakından ilgilendi. Özellikle yayımlanan çeşitli raporlarda, sürecin hele bir lider değişikliği ile çözümsüzlüğe doğru gideceği öngörüsü de defalara paylaşıldı.

Belki bunu öngörmek için kahin olmaya gerek yoktu. Ama eğer kriz grubunun tavsiyeleri dikkate alınsaydı, belki bugün durum çok daha farklı olabilirdi.

Uluslararası Kriz Grubu, Kıbrıs ile ilgili sunduğu son birifingte, artık Kıbrıs sorununun çözümsüzlük aşamasına girdiği tespitini yapıyor.

Ve bu düğümü çözmek için de 6 aşamalı bir öneriler paketi sunuyor.

Adada 2008’den beri sürmekte olan müzakerelerde ilerleme sağlanamamasının en önemli sebebinin de Türkiye ile Kıbrıs Rum tarafı arasındaki güvensizlik olduğu ifade ediliyor.

Bu tespitin gerçekliği hele son dönemlerde AKP hükümetinin buyurgan tavrıyla kendini göstermesiyle daha da su yüzüne çıktı. Rum Yönetimi Lideri Hristofias’ın “Kıbrıs Türk Liderliği’ni Ankara yönetiyor. Türkiye evine gitsin” çıkışı tam da buna bir örnek.

Oysa kısa süre önce, ilk kez bir Türkiye Başbakan’ı Kıbrıslı Rum sivil toplum örgütü temsilcileri ve gazetecilerle bir araya gelmiş, onlara çözüm konusundaki samimiyetini anlatmıştı.

Bizzat o toplantıda bulunma şansı elde eden biri olarak, Erdoğan’ın gazeteciler üzerinde bıraktığı izlenimi ve Atatürk ile eşdeğer tutulmasını şaşkınlıkla izlemiştim. Nitekim Erdoğan’ın medya temsilcileri üzerinde bıraktığı izlenim, Kıbrıs Rum basınına da doğrudan yansımış, günlerce gazetelerin ilk sayfa haberleri arasında geniş yer bulmuştu.

Şimdi bu son çıkışla bu imajın da kırıldığını ve eski kemikleşmiş düşüncelerin ağır bastığını söylemek daha kolay.

Bu toplantıda yer alan sivil toplum örgütlerinden, Uluslararası Kriz Grubu da Türkiye ile Güney Kıbrıs arasındaki güvensizliğin aşılması gerekliliğini ortaya koyuyor. Ve şimdi müzakerelerde ciddi bir çıkmaza sürüklenilirken, önümüzde boşa geçecek bir yıl daha olduğunu vurguluyor.

İşte bu çıkmazdan kurtulmak için köklü ve tek taraflı adımlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor, Kriz Grubu.

Buna göre;

Türkiye, 2005’te imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolünü uygulama yükümlülüğünü yerine getirerek limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum deniz ve hava trafiğine açmalı ve ayrıca Kıbrıs Rum uçaklarının hava sahasından transit geçişine izin vermeli.

Kıbrıslı Rumlar, Gazimağusa Limanı'ndan (Kıbrıslı Türkler de dahil) Kıbrıslıların Kıbrıs Türk yönetimi ve AB gözetimi altında AB ile ticaret yapmalarına izin vermeli; Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin başlıklarını bloke etme tutumlarına son vermeli; ve Türkiye ile Ek Protokol’ün uygulanmasından sonra ticarete başlamaları durumunda Kıbrıslı Türklerin de faydalanabilmesi için Yeşil Hattı Türk mallarının geçişine açmalılar.

Türkiye ve Kıbrıslı Türkler, Türk ordusunun kontrolündeki hayalet sahil kenti Maraş’taki gayrimenkulleri, yeniden yapılandırmayı denetleyecek geçici BM rejimi altında, Kıbrıslı Rum sahiplerine iade etmeliler.

Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs Türk tarafındaki Ercan Havaalanından AB gözetimi altında charter uçuşlarına izin vermeliler.

Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve iki Kıbrıs toplumu, adadaki asker sayısını saptayabilmek için bir mekanizma geliştirmeli. Benzer biçimde Kıbrıs Türk liderliği, Kıbrıslı Rumlarla ortak olarak Kıbrıs çapında bir nüfus sayımı yaparak adanın nüfusunu ve yaşayan kişilerin hukuki statülerini belirlemeli.

Kıbrıslı Rumlar, siyasi çözümü beklerken Kıbrıs Türk idari birimleri ile fiili işbirliğini başlatmalı. Türk yetkililer, Kıbrıs Rum muadilleriyle bir araya gelmeli ve Kıbrıslı Türkler destekleyici rol oynamalı.

AB Dönem Başkanlığı’nın da desteğiyle Avrupa Komisyonu, geçici adımlar sayesinde uzlaşmayı sağlamak amacıyla Lefkoşa ile Ankara arasında dürüst arabulucu rolünü sürdürmeli. BM görüşmelerinin sürdüğü ve hiçbir tarafın apaçık engelleyici bir tavır sergilemediği bir dönemde AB üye ülkelerinin liderleri, taraflı açıklamalar yapmaktan kaçınmalı.

Bu ara adımların yaşanan çıkmazı aşacak iyi bir fırsat olduğu ifade ediliyor, “Çözüme Altı Adım Başlığı” ile verilen brifingte.

Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye/Kıbrıs Proje Direktörü Hugh Pope’a göre, “ geleceği bölünmüş, belirsiz ve militarize olan, yeni ekonomik güçlüklerle yüz yüze  bulunan bir adada, ne Kıbrıslı Rumlar, ne de Kıbrıslı Türkler potansiyellerini gerçekleştirebilirler.

Uluslararası Kriz Grubu, çözümsüzlüğün bütün taraflar için ortaya çıkaracağı vahim sonuçlara da işaret ediyor.

Bunlar arasında en çarpıcı olanı, Kıbrıslı Türkler açısından Türkiye’nin arka bahçesi konumu!

“Statüko devam ederse Kıbrıslı Rumlar, AB destekli BM barış planını 2004’te reddetmelerinin bölünmüşlüğü daha da derinleştirdiğinin;

Kıbrıslı Türkler, Nisan 2010 seçimlerinde katı milliyetçi bir cumhurbaşkanını iş başına getirmelerinin topraklarını Türkiye’nin arka bahçesine dönüştürdüğünün;

Ankara, Kıbrıslı Rumlarla uzlaşamamasının, AB’ye katılımını donduracağının, reform gündemine, refahına ve bölgesel cazibesine zarar vereceğinin;

Yunanistan ise, yüksek savunma harcamalarına ve Ege Denizi’ndeki sınırlar dolayısıyla, Türkiye ile bitmek bilmeyen gerilimlere mahkum olduğunun farkına varacaklardır.

Son olarak AB, en önemli Müslüman ortağıyla sağlıklı ilişkiler sürdürememesinden dolayı yumuşak gücünün azaldığını ve Kıbrıs’ın birlik üyesi bir ülkede dahi siyasi ve askeri bölünmeye son vermeyi başaramamanın utandırıcı bir sembolü olmaya devam edeceğini anlayacaktır.

Yaşanan son krizler de ortaya koyuyor ki, artık geleceği gören ama aynı zamanda geleceği de kuran siyasetlere ihtiyaç var.

Rüzgarda savrulmak, meydanlarda toplanmaktan öte, sağlam siyasetlere ihtiyaç var.

Öncelikle siyaset temelini çözüm üzerine kuran başta CTP ve TDP gibi siyasi partiler, Maraş tabusu başta olmak üzere tabulardan acilen sıyrılıp, sürecin canlanması için siyaset üretebilirler.

Üretmelidirler!

Yoksa tek taraflı olarak AB yapmadı demek, Rumlar istemiyor diye söylenmek ve sadece referandumun “evet” i üzerinde tünemek kimseye fayda sağlamaz.

İlerici olduğunu söyleyen her parti inisiyatif üstlenerek artık adım atmalıdır!   
 

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.