1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Ulusötesi düşünebilmek
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ulusötesi düşünebilmek

A+A-

Geçen gün gazetede yayınlanan, “Üzgünüm” başlıklı yazıma gönderilen bir blog’da, “üzülmekle olmaz, öneri geliştirmek lâzım” deniliyordu. Öneri, kafayı değiştirmektir, elbette… Kendi hesabıma önerimi yıllardan beri yapıyorum. Aşağıdaki yazı, “CTP de Değişmelidir” isimli, çok da “okunmayan” kitabımdan, bir özettir… Kıbrıs Sorunu’nu çözmeyi de bu çerçevede ele almak gerekir.

“Ulusal sınırlar ve ulus devlet ve bizatihi “ulus”un kendisi de 18.yy sonunda dünya ekonomisine egemen olan kapitalist üretim ilişkilerinin, bir sonucudur. O zaman yönetenlerin çıkarları, iç gümrüklerden kurtulmak; rekabetten korunmak ve politik egemenlikte aristokrasiyi saf dışı etmek üzere, doğal sınırlar içinde ayni dili konuşan toprakları birleştirmeyi ve dışa karşı korunmuş ortak bir Pazar yaratmayı gerektirdiğinden, Fransa’dan başlayarak, imparatorlukları dağıtarak, dünyayı kendi etki alanlarından oluşan ULUS DEVLETLER’e bölebilmek için, ULUS diye bir kategori öne sürdüler.

Günümüzde, üretimin egemen alanlarında spesifik üretim yapabilmek için, bilgi/emek/ sermaye yoğun şirketleri şart haline getirmesi sonucunda, dünya ekonomisinin stratejik üretim alanlarındaki şirketler artık çok büyük sermayeye gereksinim duymasından dolayı, “ULUSÜSTÜ” hale gelmesiyle de, artık ulusal sınırlar, onlar için 18.yy sonlarının fiefleri gibi üretimin kaynağı ile tüketici arasındaki gereksiz engeller haline geldiği için, şimdi de onun politik kategorizasyonunu yapıyorlar. Beri yandan, aslına bakarsınız 1970li yıllardan beri tartışılmakta olan “ULUSÜSTÜ”  değerler, ilginç bir gelişim göstermektedirler. Yaşamın üretim biçiminde ulusal pazarı aştığı yerlerde, globalizm bir ileri toplumsal evre olarak önümüze geliyor. Modernizmi ve ulusçuluk/ulus devleti yaşamın bir gerekliliği olarak değil de orta sınıf aydınların bir fantazisi olarak yaşamaya çalışmış yerlerde ise o ayni orta sınıf aydınlar, değişen dünyayı algılayamadıklarından, halklar da bir üst aşamaya henüz hazır olmadıklarından dolayı, ayni kavram kan dökülmesine bile neden olabiliyor!

 Artık gelişen üretim araçları, bilginin teknolojiye uygulanması, üretimin stratejik alanlarında, emek/sermaye/bilgi yoğun yatırımların; ulusal sermayelerle yapılamaması ve bunun da stratejik yatırım alanlarında sermayeyi uluslararası hale getirmesi sonucunu doğurdu...

Bundan dolayı artık ulusal sınırlar, sermaye için ayak bağı haline geldi... Sermaye, emek, bilgi ve emtianın serbest dolaşımı ihtiyacı, globalizmi yarattı...

Bu ekonomik altyapı, kendi yeni devlet ve egemenlik anlayışlarını da birlikte getirdi... Artık ne sermaye, ne devlet, ne emek, ne üretim ne de egemenlik, ulusal olamayacaktır! Bunların hepsinin ulusal olmasını 1780’lerde sağlayan üretim süreci, şimdi de hepsinin ulusötesi olmasını dayatıyor...

Sömürü kalkıyor mu? Hayır!

Ama belli alanlarda, örneğin robot teknolojisinin uygulandığı alanlarda, artık “artı-değer” üretilmiyor... Aydın emeği demek olan Bileşik Emek kullanılıyor ve aydınlar da üretimin sonuçlarından pay alırlarken, ev, yazlık ev, araba, çocuklarının iyi okullarda okuması, refahtan yeterince pay almak, yaz tatili v.s. gibi “zincirlerinden başka kaybedecek şeyler de” alıyorlar... Borsada oynayacak paraları oluyor ve bu anlamda üretim araçlarının mülkiyetinden pay almak suretiyle, Marx’ın “üretim araçlarının toplumsallaşması” dediği noktaya doğru, yaklaşıyorlar... ”

Orta sınıflardan aydınların zihnine teslim olarak, kaçırılmış trenler peşinde koşarak, sorun çözülemez…

Ulusötesi düşünemeden, “ulusal” bir sorunu çözmek mümkün değildir.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.