Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Unutmamalı…

A+A-

Ne kadar masumuz değil mi?

Gettolara kapalıydık.

Mağdur yaşıyorduk.

Suyumuz yoktu, yolumuz yoktu, elektrik bile neredeyse yoktu.

Benzin, lambasuyu, erzak, sebze, meyve.

Ne ihtiyaç varsa, bize ancak kendi kapattığımız o loş sokaklardan geçmek zorundaydı.

Birileri gelip, “buradan kimse geçmeyecek” deseydi, ölürdük.

Böyle mağdurduk işte…

Okullarda, sokaklarda, caddelerde bunu böyle gördük.

Onlar Avrupalı,  Hristiyan, batılılar…

Bizler Müslümandık.

İstemezlerdi bizim kalkınmamızı.

Hakemleri bile düdüklerini hep aleyhimize çaldılar yıllar boyu.

Mağdurduk.

Ezildik, dışlandık, süründük köşelere, sığınaklara.

Kendimize güven gelmiyordu.

Karanlık odalarda güneşi görmeden yaşar gibiydik.

Ateşe, ışığa, şefkatle uzanan ele muhtaçtık.

Mağdurduk.

Zaten Rumlar ve haliyle Hristiyanlar bu Türkleri hiç sevmiyorlardı.

Türkler mağdur Rumlar hep güçlüydü.

Çözüme bile bizim ihtiyacımız vardı.

Zaman geçti.

Kuş, kanadından vurulup düşünce çırpınışına tanık oldum.

Kuşun yerdeki çırpınışına tanık olunca, anladım.

Kuş, kanadını yitirince uçma özgürlüğünü yitirir.

Özgürlüğü insanın, daha büyük yırtıcıların insafına kalmıştır.

“Çat” dedi mi kuş yerde.

Bütün üstünlüğü uçmak üstüne kurulmuş kuş biter.

Biz Rumları güçlü bilirdik.

Oysa dağların patladığı gün gördüm onları…

Kanatlarından vurulmuştular.

Onlar mağdur olurlar mıydı?

Meğer tarihte örnekleri vardı bunun…

Sonradan gördüm.

Bugün 8 Eylül.

Ve İstanbul’da başlayan o lanet olayların yıldönümünden bir sonra.

6-7 Eylül 1955 günü.

Dükkânında, işinde, gücünde insanlara birden baskın düzenledi masum bildiğim Türkler.

Her daim ezildiğini düşündüklerim o gün sesini çıkartmadan yaşamaya çalışan, güçlü bildiklerime kan kusturdular.

Ve ertesinde, “20 kilo eşyanızı alın, yarına kadar ülkeyi terk edin” dediler.

Ezilenleri anlamak için ezilmek gerekmez oysa.

Ezik hissetmediğimiz günlerde bunu görecektik.

Babam Baf limanındaki Pelikan Lokantasını çalıştırırken ki sene 1956 gibiydi.

Yanında çalıştırdığı Rum Antalya’dan göç eden Türkiye’deki Rumlardan birisiydi.

İyi meze biliyordu.

İyi balık sunuyordu.

O Rum’un kendi evinden, eşyasını dahi alamadan göç ettirilerek mağdur olduğunu hiç düşünmemiştim.

Bugün sekiz eylül.

 

O lanet İstanbul’daki olayların yıldönümünden sonraki gün.

Biz kendimizi hep mağdur görürdük…

Karşıdakileri de hep zalim…

Keşke yakın tarihimize bakmasını becerebilseydik.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.