1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Vahdet - i vücud
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Vahdet - i vücud

A+A-

Vahdet-i Vücud konusu, İslam topraklarında asırlardır tartışılan ve tarafların kimi zaman birbirlerini cehaletle, sapkınlıkla (zındık, mülhid gibi) ve dinden çıkmakla suçladıkları çok tartışmalı konulardan biri olmuştur.

Aralarında İbn Teymiye, Mustafa Sabri Efendi, önemli fakih ve şeyhülislamların da bulunduğu bu grup vahdet-i vücudu kıyasıya eleştirmişlerdir.

Her ne kadar bu nazariyenin kaynağı veya sözcüleri sufilerse de, 14. yüzyıl sufilerinden Alauddevle Simnani, kelamcı Sadettin Taftazani, 17. Yüzyıl sûfilerinden İmam-ı Rabbani gibi sufiler de Vahdet-i Vücud’u eleştirmişlerdir.

Bazı selefi yazarlar Vahdet-i Vücud anlayışını, onun Hindu felsefesiyle etkileşime giren Arapların mamulü olduğunu ileri sürerek eleştirmektedirler.

bir İslam mezhebi olan Selefiyye Mezhebi, akıl ve nakil (Kur’an ve Sünnet) konusunda mutlak nakle inanır; aklı, sahih nakle tabi görür. İman esasları ile ilgili konularda Kur’an ve Sünnet’teki açıklamalar ile yetinip bunları aynen kabul eder.

Bir sufi olan İmam-ı Rabbani Ahmed El Farukî El Sirhindi, (d. 1563 – ö. 1624) ki, Nakşibendi tarikatının Müceddidiye kolundandır.

Vahdet-i Vücud’un, sufinin mistik yolculuğunda (seyr-i süluk) karşılaştığı ve Hak’kın varlığında kendi varlığını yok olmuş görerek, sadece tek bir varlık olduğunu zannettiği bir halden ibaret olduğunu söylemiştir.

Ancak, bu halin daha üstün makamlarda aşıldığını, dolayısıyla da sufinin yaşadığı en üstün makam olarak görülmemesi gerektiğini söyleyerek eleştirmiştir.

Sufiler ise bu tenkitleri hem bazı ayet ve hadisleri kullanarak, hem de Vahdet-i Vücud’un Panteizm (her şey Tanrı’dır) gibi bazı felsefi ekollerden farklarını ortaya koyarak cevaplandırmaya çalışmışlardır.

Vahdet-i Vücud ile ilgili müstakil bir eser sahibi olan İsmail Fenni Ertuğrul (1855-1946), Vahdet-i Vücud’da,  Tanrı’nın evrenin bütünü, toplamı olmadığı, sadece evrenin ayrı bir vücuda (varlığa) sahip olmayıp, Hak’kın vücuduyla ayakta durduğu (kaimliği), evrenin varlık (vücud) itibariyle Hak’kın aynı ise de eşyanın zat, hususiyet ve belirtileri (taayyünleri) itibariyle Hak’kın eşyadan ayrı olduğunu söyler.

Tanrı’nın dışındaki her şey yani eşya, varlığını Hak’kın varlığına borçludur ve bir an bile ona muhtaç olmaktan azade değildir. Ancak Hak’kın varlığı aleme ihtiyaç duymamaktadır.

İsmail Fenni Ertuğrul bununla ilgili olarak Muhyiddin İbn Arabi’nin Fütuhat-ı Mekkiyye’nin 371. babındaki şu ifadesini de aktarır:

“Allah, Allah’tır, alemin mevcut olması veya olmaması eşittir” (Ertuğrul: s.83-84).

İsmail Fenni Ertuğrul, Vahdet-i Vücud anlayışı, Allah’a ulaşmanın kolay ve kestirme yoludur der.

Kişinin kendisinde müstakil bir varlık görmeyişinden ötürü riya, gurur ve kibirden uzak kalabilmesi, tüm yaratılmışlara Hak’kın tecelli aynaları olarak bakıldığında onlara daha iyilikseverce yaklaşılacağı, hakiki tevhid anlayışı ile gizli şirkten uzak kalınacağını iddia eder.

Şimdi sapkın kimdir?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.