1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Vasfi'nin kurbanları...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Vasfi'nin kurbanları...

A+A-

Birkaç gündür, ulu makamlarda dolaşıyoruz! Biraz da yere mi inelim? Vallahi öyle… Ahireti bırakıp, birazcık da dünya ile ilgilenelim!

Benim çocukluğumda, Lefke’de ilginç bir ikili yaşardı:

Ayşe ile Havva…

Ayşe’nin, buruş buruş bir suratı vardı... Güneşte bırakılıp da tüm suyu çektirilmiş, zerdali kurusu gibi! İnce uzun bir yüz, tam ortasında ona uygun sivri bir burun, onun altında da açıldı mı “cırıl cırıl” sesler çıkaran, ipince dudaklarla çevrili bir ağız... Cildi, esmerin, koyusu...

Oysa Havva, bıngıl bıngıldı... Etli bir surat, mavi gözler, kalın dudaklar ki açılıp da iki lâkırdı ettiğini gören pek olmamıştır, hep kapalı! Burun desen, boksör burnu gibi, etli ve yamuk... Ve bunlar, kız kardeştiler!

Şimdilerde Ali Uskuri’nin mağazasının bulunduğu alanda, baraka gibi bir şeyler uydurup, onun içinde yaşarlardı. Ayşe’nin kocası ile birlikte:

Vasfi!

Bir buçuk metre boyu var yok, suratına baktığınız zaman zenci mi yoksa Japon mu olduğuna karar veremeyeceğiniz bir yer cücesi idi ki; tabir yerinde ise bir dudağı yeri, bir dudağı göğü yalar, sırıttıkça gözleri büsbütün görünmez olup, birkaç tüyden ibaret bıyıklarının altından, hellim kadar dişleri, günışığına uğrayıverirdi.

Bazen kafasına bir fes geçirir, kimi zaman beline bir “Tarabulus Kuşağı” dolar, ağzı kulaklarında Köroğlu’nun “ Aşçıhane”sinde tabak yıkayarak, maişetini çıkarır, mamur olduğu saatlerde, “Mükdar Hüseyin Efendi” nin ayak işlerine bakar, eve sepet götürür; evden sipariş getirir, üç beş kuruş da oradan denkleştirmenin çaresine bakardı.

Şarabı çok içtiği gecelerde, Vasfi’ye bir kıskançlık ariz olur; kokularından yanlarına yaklaşılmayan eşi ve baldızının erkeklerle birlikte olduklarını iddia ederek, her ikisini de sopalar ve “evden” atardı.

Böyle gecelerde, Ayşe, Havva’yı da yanına alır, avazı ayyuka çıkmış bir vaziyette yola düşer, Vasfi’yi “dostlarının” kışkırttığını ilân ederek, gelir, bizim evin karşısındaki kışlık belediye sinemasının önündeki sahanlığa, eşek yükü ile taşınamayacak pılı pırtısını yığardı. Bunlar kemali ciddiyetle serilir, Ayşe sabaha kadar Havva’ya Vasfi’nin ne çok sevgilisi bulunduğunu, bu sevgililerin Vasfi’yi ellerinden almak için ne dolaplar çevirdiklerini, kendisinin bu oyunlara gelmemek üzere ne büyük bir mücadele içinde olduğunu anlatır, bütün mahalle onun cırtlak sesinden ayağa kalktığı halde, Havva ağzını açıp bir kelâm etmez, en sonunda Ayşe zıvanadan çıkıp, kız kardeşine, bir sopa da o atardı. Sabaha karşı söylenmekten bitkin düşünce, millet uykuya dalardı ama ne fayda?!

Sabahın köründe, “Nahide Bayan”, olanca huysuzluğu ile sinemayı süpürmeye gelip de bunları gişenin önüne postu sermiş uyur görünce, süpürgenin sopası ile ikisini de dürtüp, kaldırmaya girişir. Bu eylem, Ayşe’ye çoktan beri kuşkulanıp da bir türlü kanıtlayamadığı Bayan ile Vasfi arasındaki “yasak aşkın” ayan beyan ispatı olarak görünür ve gözünü açmadan, ağzını açmasına neden olurdu... Açar ağzını, yumar gözünü... Artık Ayşe’yi ne Yoğurtçu Rasih Hacımulla zaptedebilir, ne Ferlison ne de “Kahveci Mustafa”! Yer yerinden oynardı...

Yıllar sonra fark ettim… Yahu meğer ne çok Vasfi varmış?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.