1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Vasiliyadis’in okulu
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Vasiliyadis’in okulu

A+A-

Dün internette bir haber dönüyordu! Gözden kaçırılmaması gereken bu haber şöyle:

“Rumca yayımlanan Apoyevmatini Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis, ayrıldığı üniversiteye öğrenim affıyla 73 yaşında geri döndü.

Kavga ve şiddetten uzak üniversite hayali kuran Vasiliadis, 1958'de Sultanahmet'teki 'Yüksek Ticaret Okulu'na kayıt olmuş. Ancak henüz 1. sınıftayken kimliği sebebiyle hakaret ve şiddet görmüş. Vasiliadis, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "O dönem Yunanistan'dan okumak için İstanbul'a gelen çok sayıda Yunanlı genç vardı.

Sınıfta onlardan birine hocamızın anlattıklarını çeviriyordum. Bu sırada arka sıralardan bir genç ayağa kalkıp 'Burası keferistan değil gavurca konuşma' dedi. Küfürler etmesi üzerine çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Olay okul idaresine yansıdığında 'Burada ortam karışık, yaşadıklarınla ilgili elimizden bir şey gelmez.' tepkisiyle karşılaştım. Bu nedenle çok sevdiğim okulumdan ayrılmak zorunda kaldım."

Vasiliadis, 54 yıl sonra 73 yaşında YÖK'ten çıkan af ile Yüksek Ticaret Okulu'nun karşılığı olan Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi'ne öğrenci olarak döndü. Bunca yıldan sonra dahi sevincini gizlemeyen Vasiliadis, "Okulu bitirip bitirmemek mühim değil, elimden alınan bir hakkım vardı, mesele onu geri almaktı." diyor. Üniversiteden ayrılırken görüştüğü okul müdürüne karşı da vicdan azabı duyduğunu belirterek şöyle devam ediyor:

"Yüksek Ticaret'in müdürü çok beyefendi biriydi. Biz dalaşınca gençle beni, müdürün yanına götürdüler. Müdür, diğerini dışarı çıkarıp, bana odasında 'Evladım haklısın.' dedi. Ben ise, 'Haklıysam hakkımı teslim edin' dedim. 'Evladım, ama yaşadığımız durumları biliyorsun, nasıl mani olayım duruma?' dedi. O zaman 58 yılı, ortalık zehir zemberek... Ben de buna sinirlenip, o sinirle müdüre sert sözler edip aynı gün okuldan ayrıldım. Ancak o kadar beyefendi bir insana böyle bir çıkış yaptığım için sonradan mahcup ve pişman oldum. "

Bilindiği gibi ulusçuluk Balkanlar’a Avrupa’daki gibi üretim sürecinin bir sonucu olarak değil, aydınların zihninde taşınarak geldi. Bundan dolayı da mantıkla çok da sınırlı olmayan bir duygusallıkla hüküm sürdü. Balkan Tipi Ulusçuluk tarifi, bundan dolayı var. Kâzım Karabekir anılarında, Osmanlı subaylarının, savaştıkları Balkan Komitacılar’ından etkilendiklerini anlatır.

Bütün ötekilere bir tepki olarak ön alan Türk Ulusçuluğu’nun prototipi de duygusallıkta, karşıtlarından hiç geri kalmaz! Bu bakımdan bir dünya başkenti olan İstanbul’un homojen bir etnik yapı ile yaşayamayacağını hiç dikkate almaz! Rumlar, Ermeniler, Yahudiler şehirden giderse, homojen bir Türk nüfusa kavuşacağını sanırdı. Adı geçenlerin çoğu gitti…

Ama İstanbul, safi Türk bir şehir olamadı… Bugün de Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Rum, Musevi, Kafkasyalı, Rus, Afrikalı, Asyalı, Balkanlı bir nüfusla yaşıyor… Çünkü başka türlü olamazdı, olmadı…

Ülkede PMP’ ilişkisini yaşayan gerçek bir burjuvazi geliştikçe de ulusçuluk, dünyada olduğu gibi duygusal reaksiyonlara değil, egemen sınıfın çıkarına göre şekilleniyor!

Geçen hafta Londra’ya uçtuğum uçağı, iki kaptan yönetiyordu: Kaptan Olcay ve Kaptan Stavrinidis…

Gerçi biraz sert indiler ama bir Türk ile bir Rum’un işbirliğinde o kadarcık kusur da olmazsa, kadı kızı davacı olur…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.