1. HABERLER

  2. KIBRIS

  3. Vechi'nin iyi korunamadığı ortaya çıktı!
Vechi'nin iyi korunamadığı ortaya çıktı!

Vechi'nin iyi korunamadığı ortaya çıktı!

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Bakanlar Kurulu kararı uyarınca oluşturulan soruşturma komitesinin üstlendiği “Mehmet Veçhi Olayıyla” ilgili soruşturma tamamlandı.

A+A-

Bakanlar Kurulu kararıyla oluşturulan “Mehmet Veçhi Olayıyla” ilgili soruşturma komitesi, polis örgütünün, “Mehmet Vechi’yi koruma görevini yerine getirmeyerek ve onu onur kırıcı muameleye tabi tutarak hem KKTC Anayasası'nın 14. ve 15. maddelerini, hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS)2.ve 3. maddelerini insan hakları bağlamında ihlal ettiği” sonucuna vardı.

Emekli Yargıç Çetin Veziroğlu ile Emekli Başmüfettiş Osman Bayramoğlu tarafından Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’na sunulan soruşturma raporunda, “Ne yazık ki ceza yasasında ve/veya mevzuatımızda bu işlemlerin bir karşılığı yoktur, bir cezai kovuşturma yapılamayacağı kanaatindeyiz. Öte yandan haksız fiil bağlamında bir hukuk ve/veya tazminat davasının düşünülebileceği kanaatindeyiz” denildi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre, Bakanlar Kurulu kararı uyarınca oluşturulan soruşturma komitesinin üstlendiği “Mehmet Veçhi Olayıyla” ilgili soruşturma tamamlandı.

Soruşturmanın sonuçlarını içeren rapora göre, “Polis örgütü, Mehmet Vechi’yi koruma görevini yerine getirmeyerek ve onu onur kırıcı muameleye tabi tutarak, hem KKTC Anayasası'nın 14. ve 15.maddelerini hem de AİHS'nin 2.ve 3.maddelerini, insan hakları bağlamında ihlal etti.”

Raporda, “Ne var ki, her insan hakları ihlalinin iç hukukta ceza anlamında bir karşılığı olmayabilir. Olgusal olarak vardığımız bulgular ışığında Ceza Yasası’nda ve/veya KKTC mevzuatında disiplin kovuşturması bir yana, polis örgütünün ve/veya Mehmet Vechi’nin korunması görevini üstlenen polislerin cezai sorumluluğu olup olmadığını özenli bir biçimde inceleyip değerlendirdik. Ne yazık ki, Ceza Yasası’nda ve/veya mevzuatımızda bu işlemlerin bir karşılığı yoktur. Yasasız suç ve ceza olmaz diye bilinen, (ki bu bir Anayasal kuraldır ayni zamanda) ilke ışığında bir cezai kovuşturma yapılamayacağı kanaatindeyiz” denildi, haksız fiil bağlamında bir hukuk ve/veya tazminat davasının düşünülebileceği ifade edildi.

ÖNERİLER

Raporda, öneriler de sunuldu. Buna göre, Ceza Yasası’nda insan haklarının çiğnenmesi hallerinde, özellikle AİHS'nin öngördüğü insan haklarının ihlali hallerinde, sorumlulara cezai yaptırım öngören düzenlemelerin mutlaka yapılması gerektiği belirtildi.

Ceza Usul Yasası’nda, sair şeyler yanında gönüllü ifade müessesesinin değiştirilmesine şiddetle gereksinim olduğu vurgulanan rapordaki öneriler şöyle:

“Tutuklu bir zanlının itiraf içeren bir gönüllü ifade vermek istediği hallerde, kurulacak bir sorgu yargıçlığı huzurunda, avukatının da hazır olduğu bir ortamda ifadesi alınmalıdır.

Minnesota Protokolü, İstanbul Protokolü başta olmak üzere, uluslar arası standartlar iç hukukun bir parçası haline getirilmelidir.

Polis Örgütü, kamu düzeninin korunmasında vazgeçilmez başlıca organdır. Büyük zorluklar içinde görev ifa eden bu örgütün nicel ve nitel olarak güçlendirilmesi, teknolojik yönden donatılması yanında insan hak ve özgürlükleri, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü nosyonlarını içselleştirmek üzere ciddi bir eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir.

Polis nezaretinde ölümlerde ve yaralanmalarda soruşturmaların nasıl, hangi yöntemlerle, soruşturmacıların hangi yetkilerle donatılacağına ilişkin kapsamlı, yol gösterici kurallar konulmalıdır.”

OLAYIN ANALİZİ

Raporda, olayın analizi de yer aldı. Mehmet Vechi’nin üçüncü kattan düşmesiyle ilgili analizin ve görgü tanıkları ile yapılan görüşmelerin anlatıldığı raporda, “Mehmet Vechi’nin 08.30’da tansiyonu ölçülmüştür. O esnada zemin katta odasındadır. Saat 09.00 raddelerinde üçüncü kata çıkarılmıştır. Yukarıya çıkma, tuvalete gitme ve geriye dönüş ve saat 09.20 raddelerinde düşme gerçekleştiği dikkate alındığında, bu süre içinde polisin Mehmet Vechi’yi öldürüp aşağı attığı makul ve mantıklı değildir” denildi.

Raporda, otopside kesin ölüm nedeni belirlenirken, “zehirlenme, boğma, boğulma, kalp krizi” gibi potansiyel ölüm nedenlerinin de ekarte edildiği belirtilirken, ölüm nedeninin bunlardan hiçbirisinin olmadığı, dolayısıyla Mehmet Vechi’nin “öldükten sonra üçüncü kattan atıldığı” iddiasının tamamıyla dayanaksız olduğu vurgulandı.

Raporda, “Mehmet Vechi’nin kesin ölüm nedeni, yüksekten düşme ile oluşan kunt kafa travması sonucu oluşan çok parçalı kafa kemikleri kırığı ve beyin kanamasıdır” denildi.

İŞTE O SORUŞTURMA RAPORU'NUN TAMAMI:

18/06/2014 tarihinde İskele'ye bağlı Kuruova köyünde öldürülen Mehmet Bayraktar'ın tahkikatı amacıyla tutuklanan Mehmet Vechi'nin Lefkoşa Polis Müdürlüğünde tutuklu bulunduğu bir esnada ölümü nedeniyle BK'nun Y (K-l) 1427-2014 sayılı ve 23/07/2014 tarihli kararı uyarınca üstlendiğimiz soruşturma görevini tamamlamış bulunuyoruz. Soruşturmanın ayrıntıları ile sonuçlarını içeren raporumuz aşağıdaki gibidir:

OLAY

Mehmet Bayraktar isimli kişi 18/06/2014 tarihinde Kuruova köyünde öldürülmüştür. Mehmet Bayraktar müfettiş konumunda bir polis görevlisi idi.  Polis örgütü bu cinayeti aydınlatmak üzere tahkikata başlamıştır. Bu tahkikat çerçevesinde polis bir takım kişileri tutuklamıştır. 19/06/2012 tarihinde ise Mehmet Vechi zanlı olarak tutuklandı. 20/06/2014 tarihinde mahkeme huzuruna çıkarılıp 3 günlük bir tutuklama emri temin edildi. Mahkeme emri uyarınca 3 günlük tutukluluk süresinin Gazi Mağusa Devlet Hastanesinde polis gözetim ve denetimi altında geçirmesi uygun görüldü. Nitekim 3 günlük tutukluluk süresi anılan hastanede geçirildi.

Zanlı Mehmet Vechi, 23/06/2014 tarihinde yeniden mahkeme huzuruna çıkarıldı. Mahkeme, Mehmet Vechi'nin 3 gün daha tutuklu kalmasına emir vermesi yanında, tutukluluğun Gazi Mağusa Devlet Hastanesinde doktor kontrolünde icra edilmesini karara bağladı. Bu tutukluluk süresi de Mağusa Devlet Hastanesinde icra edildi.

Bu sürenin sonunda 26/06/2014 tarihinde zanlı bir kez daha Gazi Mağusa Kaza Mahkemesine getirildi. Tutukluluk süresi bu kez 4 gün süreyle uzatıldı. Zanlı Mehmet Vechi'nin 4 gün süreyle Gazi Mağusa Devlet Hastanesinde polis denetiminde bulundurulmasına ayrıca emir verildi. Gerçek şu ki, bu 4 günlük sürede de zanlı, Gazi Mağusa Devlet Hastanesinde tutuldu.

Nihayet zanlı, 4 günün hitamında tutukluluk süresinin uzatılması istemiyle Gazi Mağusa Kaza Mahkemesinin huzuruna getirildi. Mahkeme bu sefer tutukluluk süresini 8 gün süreyle uzattı. Mahkeme zanlının tutukluluk süresini sağlık durumunu dikkate alarak bir hücrede ya da bodrum katında değil, havadar bir yerde geçirmesine ayrıca emir verdi.

Zanlı, temin edilen 8 günlük tutukluluk emri akabinde Lefkoşa Polis

Müdürlüğüne sevkedildi ve anılan yerde zemin katta olan bir odaya yerleştirildi.

Lefkoşa Polis Müdürlüğünde anılan odada tutukluluğunun 4.gününde Polis Müdürlüğünün 3.katına çıkarıldı. Tuvalet ihtiyacını giderip, Cürümleri Önleme şubesine götürülürken, incelememizin konusunu oluşturan 3.katın merdiven boşluğundan bodrum katı zeminine atlaması/atılması sonucu zanlının trajik ölümü gerçekleşti.

SORUŞTURMANIN AMACI

Genel olarak bu tür soruşturmalar, olaya methalder olan tüm tarafların, kısaca ölenin yakınlarının, tutuklayan yetkililerin, polis örgütünün ve bir bütün olarak toplumun çıkarlarını korumaya yardımcı olur.

Soruşturmanın özel amacı ise şudur:

1-   Ölümün koşullarının aydınlatılması. Bunun için ölümü çevreleyen
olguların saptanması gerekir. Ölüm nedeni, tarzı, lokasyonu ve zamanı
yanında ölüm olayı ile ilgili olan tüm kişilerin methalder oluşlarının boyutu
belirlenmelidir.

Doğal ölüm, kazaen ölüm, intihar ve adam öldürme arasında ayrım gözetilmelidir. Ayrıca ölüm sonucunu getirebilen herhangi bir uygulama belirlenmelidir.

2-   Ölenin yakınlarının maruz kaldıkları travmayı azaltmak ve olası ise etkin
bir hukuki çarenin kapısını aralamak.

Ölümün koşullarının ne olduğunun aydınlığa kavuşturulması, yakınlarının çektiği acı ve ızdırabın bir nebze dindirilmesine katkıda bulunur. Bunun ötesinde, eğer meselede devletin sorumluluğu tespit edilirse yakınlarının uygun bir tazminata ve/veya kamusal bir özüre hakları doğar.

Ölümden sorumlu görülenlerin kovuşturulması ve cezalandırılması: Eğer ölümün hukukdışı nedenlerle gerçekleştirildiği görülürse methalder olan zanlıların yetkili mahkeme huzuruna çıkarılıp eğer mevzuat cevaz verirse müstahak oldukları cezaya çarptırılmasına/çarptırılmalarına kapı açılır.

Tutukluluk süresi içinde ölümlerin yeniden vukubulmasını önlemek: Böyle bir soruşturmanın bir örnek ve/veya uygulama oluşturması sonucu, tutuklulukta olası ölüm/ölümlerin önlenmesi adına yetkililerin gerekli önleyici tedbirleri benimsemelerine yol açılır.

SORUŞTURMA SEKLİ

Bireyler tutuklanma sonucu özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları zaman, onların geleceklerinin veya yazgılarının sorumluluğu, her tutuklunun yaşam ve vücut bütünlüğünü garanti etmek zorunda olan tutuklayan yetkililerin omuzlarındadır.

Mehmet Vechi'nin trajik ölümü ile ilgili soruşturmamızı, yansız hiyerarşik veya kurumsal bağlantı olmaksızın, pratik ve tam bağımsız olarak herhangi bir tarafa, kişi ya da kişilere sempati ya da antipati duymadan, duygusallıktan uzak, herhangi bir beklentiye karşı hoş görünmek kaygısından uzak, etkin, şeffaf, kamunun hukuk devletine güvenini korumak adına bir muvazaa ihtimali ya da yasadışı eylemleri tolere etme algısını yaratmamaya en üst düzeyde özen göstererek tamamlamış bulunuyoruz. Soruşturmamızı başta KKTC Anayasası tüm mevzuatımız, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları, Uluslar arası İnsancıl hukuk, Uluslar arası İnsan Hakları hukuku, Minnesota Protokolü, diğer ülkelerde bu tür ölümlerdeki pratik uygulamaları, başvurdukları soruşturma yöntem ve kurallarını gözeterek ve örnek alarak yürüttük.

Hiç arzu edilmese de gelişmiş ve demokratik ülkeler dahil pek çok ülkede de gözaltında ve/veya nezarethanede ve/veya hapishanede tutuklu yada mahkumların ölüm olaylarıyla karşılaşıldığı bir gerçektir. Bu nedenle bu tür ölümlerde nasıl ve hangi yöntemlerle soruşturma yürütüleceğine, ne gibi yol gösterici kuralların uygulanacağına, hangi temel standartlara önem verileceğine yönelik hatırısayılır hukuksal ve yöntemsel birikim oluştuğunu belirtmeden geçemeyeceğiz. Bu birikim başlıca Uluslar arası insan hakları hukuku ile Uluslar arası insancıl hukukta yer alırken bir kısmı da uluslar arası sözleşmeler ve uluslar arası mahkeme kararlarından kaynaklanmaktadır. Açıkçası, ülkemiz bu bağlamda çok çorak görünümdedir. Bu nedenle, evrensel düzeyde bir soruşturma heves ve görev duygusu ile bu uluslar arası kaynaklara ulaşmak için çok yoğun bir çaba harcanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2.maddesi, polis nezareti altında olağandışı ölümlerde devlet yetkililerine bu ölümleri soruşturmaları açısından zımnen, yöntemsel bir sorumluluk (procedural Obligation) yüklemektedir. Bu yöntemsel görev daha sonra temas edeceğimiz üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2.maddesinin yaşam hakkını koruma olumlu (pozitif) görevinden kaynaklanmaktadır. Bu görev, sadece devlet eliyle yasadışı ölümlere münhasır olmayıp devletin şu veya bu biçimde methaldar olduğu her türlü sıra dışı ölümlerde geçerli olan bir ilkedir. Bu tür ölümler karşısında "hesap verilebilirliği" güvence altına alan etkin bir soruşturma sistemi pratik olarak yaşam hakkını korumada çok önemli görülmektedir. Özellikle devlet yada devlet kurumlarından birisinin müdahil olduğu durumlarda böylesi soruşturmaların yaşamsal önemde olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında işaret edilmektedir. (Gör: McCann v. UK (1996) 21 EHRR 97; Ergi v. Turkey (2001) 32 EHRR 18; Yasa v. Turkey (1999) 28 EHRR 408) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi etkin ve sonuç alıcı bir soruşturmayı, hukukun üstünlüğünün korunması, bu tür olayların önlenmesi açısından eğer suçlu varsa, suçlu bulunanlara bağımsız mahkemelerde ceza sorumluluğunun yüklenmesini sağlayan etkin uygulamaları en güçlü ve caydırıcı güvenceler olduğunun göz önünde tutulması gerektiğini anımsatmaktadır.

Ulaştığımız bu kaynaklar ışığında evrensel ölçülerde bir soruşturmada olmazsa olmaz 6 koşul öngörülmektedir. Bunlar:

1-    Bağımsızlık: Soruşturma bağımsız olmalıdır. Soruşturmayı yürütecek olan kişilerin hiyerarşik ve kurumsal bir bağlantıları olmamalıdır.


2-    Şeffaflık: Soruşturmada elde edilen bulgular kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

3-    İvedilik: Soruşturmalar, makul olmayan gecikmelere meydan vermeden ivedilikle yürütülmelidir.

4-    Etkinlik: Soruşturma bütünlüklü, geniş Çaplı ve sonuç alıcı olmalıdır.

5-    Devlet İnsiyatifi: Devlet yetkilileri ölenin yakınlarının girişimini beklemeden kendiliğinden soruşturma başlatmalıdır.

6-    Yakınların Angajmanı: Ölenin yakın akrabaları mümkün olduğu oranda soruşturma sürecine dahil edilmelidirler.

Bu parametreler ve/veya bu çerçeve içinde tam bir bağımsızlık içinde herhangi bir kuruma, organa hiyerarşik bir bağlantı içinde olmadan sürdürdük. Raporumuzun akışı içinde görüleceği üzere konuyla ilgili her kişiye, her türlü bilgi, belge ve bulguya ulaşmak üzere geniş çaplı, tam ve sonuç alıcı bir araştırma içine girdik.

Soruşturmamızda, makul olmayan gecikmelere fırsat vermemek için çok yoğun bir çaba gösterdik. Soruşturmamızın bir an önce tamamlanması çabamıza ne yazık ki polis örgütü ayak uydurmadığı gibi, bazı bilgi ve belgelere ulaşmamıza zorluk çıkardı ve/veya geciktirdi. Mehmet Vechi'nin yakınları ile de sürekli temas halinde olmayı da görev bildik.

Polis nezaretinde vuku bulan, özellikle beklenilmeyen ve kuşkulu ölümlerde yapılacak soruşturma başlıca 3 temel üzerine dayanır.

1-    Bütün ilgili fiziksel ve belgesel kanıtlar toplanmalı ve değerlendirilmelidir.

2-    İlgili tüm tanıklar belirlenmeli ve ifadeleri alınmalıdır.

3-    Sağlam, tam ve doğru bir otopsi yapılmalıdır.

Kanıtların toplanması ve analizi için daha ileri ayrıntılar bakımından Minesota Protokolü diye bilinen (A model protocol for a legal investigation of extra legal, arbitrary and summary execution) yol gösterici kurallar göz önünde bulundurulmalıdır.

Bu soruşturmamızı bu eksende yürütürken ayrıca Uluslar arası Kızılhaç Komitesinin (İnternational Committee of the Red Cross) polis nezaretinde ölümlerin incelenmesi için yol gösterici krallarını da (Guideliries for İnvestigation death in Custody) göz önünde bulundurdu.

OLAYIN OLUŞUMU

Mehmet Vechi 70 yaşında, ağırlıklı olarak çiftçilikle uğraşan birisi idi. Geçmiş uzunca dönem sağlık sorunları olan bir kimseydi. Bir nevi aile doktoru konumunda olan Doktor Erdal Özcenk'in ifadesine göre Mehmet Vechi 25 yıldan beri hastasıydı. Takriben 3 - 4 yıl önce prostat kanserine yakalandı, tedavi edildi. Kemoterapi ve radyoterapi yapıldı. Takriben 1 yıl önce göğüs ağrıları şikayeti üzerine Doktor Erdal Özcenk, Kardiyolog Hakan Debeş ile konsültasyon sonrası kendisine anjiyo yapıldı. Damarların tıkalı olduğu görüldü. Anjiyo sonucu tıkalı damarlar açılamadığından stent takılamadı. Zorunlu olarak By-Pass ameliyatı yapıldı. O ameliyat, ölümünden 6 - 7 ay önce gerçekleşti. Bir buçuk ay kadar hastanede kaldı.

Yine Erdal Özcenk'in ifadesine göre Mehmet Vechi de bir de ritim bozukluğu ile yaşlanmaya bağlı kalp kapakçıklarında kireçlenme vardı. Bu rahatsızlıklarına bağlı olarak Mehmet Vechi öteden beri ve ölümüne değin muhtelif ilaçlar kullanmaktaydı. Kullandığı ilaçların dökümü şöyledir:

1-   Ator20 (Kolesterol için)

2-   Atoril 10 (Kolesterol için)

3-   Kapril 25 (Tansiyon için)

4-   Actifed (Sinüsler için)

5-   Omega 3 (Vitamin)

6-   Coraspin 100 (Kan sulandırıcı aspirin)

7-   Coumadin (Kan sulandırıcı)

8-   Lasix (İdrar sökücü)

9-   Beloc 25 (Çarpıntı, yüksek kan basıncı önleyici) (Gör: Ek 50 fotoğraf no: 50 - 53)

Mehmet Vechi'nin ölümüyle sonuçlanan sürecin başlangıcı, kızı Aylinle evli olan damadı Mehmet Bayraktar'ın 18/06/2014 tarihinde bir cinayete kurban gitmesi üzerine zanlı olarak 19/06/2014 tarihinde tutuklanması ile başladı. Raporumuzun olay başlığı altında belirtildiği gibi, Mehmet Vechi 20/06/2014; 23/06/2014 ve 26/06/2014 tarihlerinde Gazi Mağusa Kaza Mahkemesi huzuruna çıkarıldı. 19/06/2014 tarihinden 30/06/2014 tarihine değin tutukluluğunu Mağusa Devlet Hastanesinde geçirdi. Tutukluluğun hastanede geçirilmesi Mahkemenin verdiği emir gereği olmuştur. Bu süreçle ilgili not etmemiz gereken bir husus varsa o da, 23/06/2014 tarihinde saat: 10:56 da verilen tutukluluk emri sonrası Mehmet Vechi tutukluluğun Gazi Mağusa Devlet Hastanesinde doktor kontrolünde icra edilmesi yönündeki mahkeme emri hilafına doğrudan doğruya İskele Polis Müdürlüğüne götürülüp, aynı gün akşam takriben 19:00'a kadar hastaneye götürülmediği gerçeğidir. Bu gerçek, müfettiş Aslan Coşkun'un 30/06/2014 tarihli tutukluluk duruşmasından ve meclis tutanaklarından rahatlıkla çıkarım yapılmıştır. (Gör: Ek 47 ve 48)

30/06/2014 tarihli tutukluluk duruşmasında Mehmet Vechi'nin avukatı Tağmaç Bilgehan, İskele Polis Müdürlüğünde tutulduğu süre içinde, onun sorgulandığını, sorgulama esnasında kendisine "pis katil" dendiğini, ana avrat sövüldüğünü, "oğlunu yakacağız, işten attıracağız" dendiğini, nihayet torunlarıyla tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu iddiaların neden 26/06/2014 tarihli tutukluluk emri talebi safhasında yapılmadığı ve

30/06/2014 tarihinin beklendiği bir soru işareti yaratmış olsa da, meseleyle ilgisini gördüğümüz bu iddiaları delilleri bütün olarak analiz ederek bulguya varma safhasında değerlendireceğiz. 30/06/2014 tarihli Gazi Mağusa Kaza Mahkemesindeki tutukluluk duruşması sonucu Mehmet Vechi'nin 8 gün süreyle bir kez daha tutuklu kalması emri verildi. Ancak, mahkeme emrini etüt ettiğimizde, tutukluluğun hastanede kalmasını gerektirecek bir neden olmadığı değerlendirmesi yapılarak hücrede olmamak kaydıyla poliste geçirilmesini öngördüğü görülüyor.

Bu emrin verilmesinin ardından Mehmet Vechi, İskele Polis Müdürlüğü yerine, Lefkoşa Polis Müdürlüğüne sevk edildi. Böyle bir şevkin yapılmasına yasal olarak bir engel bulunmamakla birlikte, tutukluluğun kişinin ikametgahına en yakın polis merkezinde yapılması uygun olurdu, kanaatindeyiz. 30/06/2014 tarihinden Mehmet Vechi'nin öldüğü tarih olan 04/07/2014 tarihine değin, Mehmet Vechi Lefkoşa Polis Müdürlüğünde özel olarak hazırlanan zemin kattaki bir odada tutuldu. Anılan oda, oldukça ferah, klimalı, içinde bir yatak ve masa olan bir oda idi. (Gör: Ek 50 Fotoğraf 36 - 39) Tutukluyu münavebe ile bir polis beklemekteydi. İlaçlarını verme, tansiyonunu ölçme işlemlerini polis yapmaktaydı. Tansiyon ölçme sonuçları, kayıt altına alınıyordu. (Gör: Ek 50. Fotoğraf 40) Bu kayda göre Mehmet Vechi'nin tansiyonunun, 04/07/2014 tarihinde en son sabah saat 08:30'da ölçüldüğü görülmektedir. Tansiyonu normaldi. En son tansiyonu ölçen kişi P.M. Adem Özmenek'di. Çizelgeye kaydı yapan da aynı polis memuru idi.

Mehmet Vechi'nin tutukluluğundan itibaren İskele Polis Müdürlüğündeki tutuklu hareketleri belirlenmiş ve bilgisayara kaydedilmiştir. Esasen 19/06/2014'den 30/06/2014 tarihine kadar 4-5 saatlik İskele Polis Müdürlüğüne götürülmesi dışında, tutukluluk Gazi Mağusa Devlet Hastanesinde geçirildiği cihetle, ayrıntılı bir tutukluluk kaydının olmaması doğaldır. Ancak ilginç olan, Lefkoşa Polis Müdürlüğüne götürüldükten sonra, sadece giriş kaydının yapılması ve ölü olarak çıkış kaydının yapılması dışında hiçbir kayıt tutulmamıştır. Oysa, baştan sona tutuklunun başından geçenler, tutuklu odasından kaç defa çıkarıldığı, nereye götürüldüğü, götürüldüğü yerde ne kadar kaldığı, ne maksatla götürüldüğü, doktor kontrolünden geçirilip geçirilmediği, nerede nasıl davrandığı, ziyaretçileri oldu mu, ne zaman ne kadar süre ile onlarla temasta olduğu, sorguya alındı mı, nerede nasıl ne kadar sorguda kaldığı gibi tutuklu hareketlerinin ne kadar önemli olduğuna raporumuzun seyri içinde temas edeceğiz. Şuna da temas etmeden geçemeyeceğiz; tutuklu hareketleri ile ilgili ne kayıt varsa tarafımıza verilmesini ısrarla talep etmemizi rağmen bunları polis bize bir türlü vermemiştir. Sadece, bilgisayar ekranından görmemize izin verildi. Anlaşılmaz bir biçimde bir çıktı vermediler.

Mehmet Vechi'nin Lefkoşa Polis Müdürlüğünde tutuklu bulunduğu sürede 3 kez doktor kontrolüne götürüldüğünü Müfettiş Aslan Coşkun'un ifadesinden ve bizimle yaptığı yüz yüze konuşmadan ve elimize ulaşan doktor raporlarından öğreniyoruz. Bu tıbbi raporlardan birisi 02/07/2014 tarihinde yapılan psikiyatrik muayenesi ile ilgilidir. Bilincinin açık, yöneliminin tam, affekti ötinik, çağrışımları düzgün, psikomotor aktivitesi doğal olarak değerlendirilmiştir. Bellek kusuru tespit edilmemiştir. Alkol ve madde antoksikasyonu veya yoksunluk bulgusu tespit edilmemiştir. Muhakemesini ve gerçeği değerlendirme yetisini bozacak psikotik bulgu saptanmamıştır. Sonuç olarak Mehmet Vechi'de psikiyatrik bir hastalık tespit edilmemiş olup, cezai ehliyetinin var olduğu saptanmıştır. (Gör: Ek 38)

Mehmet Vechi yine aynı gün yani 02/07/2014 tarihinde Devlet hastanesinde genel bir muayeneye tabi tutulmuş ve saat 12:40'dan 18:30'a kadar müşahade altında tutulmuştur. (Gör: Ek 37)

Mehmet Vechi'ye, Lefkoşa Polis Müdürlüğüne götürüldüğü 30/06/2014 tarihinde de bir genel muayene yapıldığı anlaşılmaktadır. (Gör: Ek 36)

Mehmet Vechi 01/07/2014 tarihinde avukatı Tağmaç Bilgehan ile Lefkoşa Polis Müdürlüğünde tutuklu bulunduğu odasında 2 kez görüştü. Tağmaç Bilgehan, Mehmet Vechinin kendisine bu görüşmeleri sırasında ayrıntısını daha sonra vereceğimiz psikolojik ve fiziksel şiddete maruz "kaldığını söylediğini aktarmıştır. Tağmaç Bilgehan edindiği bu bilgiyi Mehmet Vechinin kızı Ayçin Vechi ve özellikle Dr. Erdal Özcenk ile paylaşmıştır.

Mehmet Vechinin, tutuklu olmanın doğal olarak getirdiği, sıkıntı ve gerginlik ötesinde bir korku ve gerginlik içinde olduğu Dr. Erdal Özcenkin eşi Arzu Özcenk'e Mağusa Devlet Hastanesinde tutulduğu esnada

27/06/2014 tarihinde  gece saat 23:00 raddelerinde söylediği "benimle

çok uğraşıyorlar, benim üstüme çok düştüler  beni yoklayın,

arattırın, beni öldürecekler sözlerinden anlaşılıyor. (Gör: Ek 8)

Mehmet Vechinin öldürüleceği endişesinin kaynağının ne olduğuna dair bir bilgi yoktur. Nerede ve ne zaman neyle karşılaştı, kim ne yaptı ya da ne dedi ki bu kaygıya kapıldı. Ya da bu sadece bir vehim mi idi? Bu soruların yanıtı belli değildir.

Bu işittikleri ışığında harekete geçen Mehmet Vechinin ailesi onu korumak adına bazı girişimlerde bulundular. Kızı Ayçin Vechi; KKTC Cumhuriyet Meclisi dilekçe komitesine başvururken, Dr. Erdal Özcenk ise, dilekçe komitesi başkanı Fazilet Özdenefe ile Meclis başkanı Sibel Siber'e konuyla ilgili hassasiyetlerini bildirdi. Daha önceleri ise Dr. Erdal Özcenkin Polis genel müdür vekili Pervin Gürler'in dikkatini çektiğini öğreniyoruz. 04/07/2014 tarihinde sabahleyin saat 09:00 raddelerinde Mehmet Bayraktar cinayetinin tahkikat sorumlusu olarak görevlendirilmiş bulunan müfettiş Aslan Coşkun, Müfettiş muavini Gökhan Uzun'a elde edilen emareleri kendisine göstermek üzere Mehmet Vechinin üçüncü katta bulunan Cürümleri Önleme Şubesine getirilmesi talimatını verdi. Gökhan Uzun gerekli organizeyi yaptı. Bunun üzerine P.M Ali Aslan, Mehmet Vechinin tutuklu bulunduğu odanın yanına gelerek P.M. Orkun Aytaş ile P.M. Adem Özmenek, onu alıp CÖŞ'e götürmelerini söyledi. Ali Aslan önde, Orkun Aytaş sol tarafında, Adem Özmenek sağ tarafında kollarına girmek suretiyle 3.kata çıktılar. Üçüncü kata geldiklerinde Mehmet Vechi, tuvalete gitmek istedi. 22.68 m uzunluğunda 1.72 m genişliğinde bir koridordan geçilmek suretiyle tuvalete götürüldü. Daha sonra CÖŞ'e gitmek üzere geriye dönüldüğünde, takriben CÖŞ'e 3-4 metre kala trajik olay gerçekleşti. CÖŞ'e giden koridor 3 metre genişliğindedir. Mehmet Vechinin düştüğü yerdeki korkuluk yada trabzanın yüksekliği 88 cm idi. Trabzan ile boşluk arası 17 cm genişliğindeydi. Mehmet Vechinin 3.kattan düştüğü zeminin yüksekliği 13.80, 88 cm trabzan yüksekliği de hesaba katıldığında 13.80 + 88 = 14.68 metredir.

Mehmet Vechi, saat 09:20 raddelerinde düşmüştür. Çünkü, Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi 112 servisine  2284511 numaralı telefondan ve 2286364 numaralı telefondan tam saat 09:21'de elim haber gelmiştir. 2283706 numaralı telefondan 09:26'da üçüncü bir arama daha yapılmıştır. Oysa o an ambulans Niyazi Beteri yönetiminde Lefkoşa Polis Müdürlüğüne ulaşmış bulunuyordu. Niyazi Beteri'nin yönetimindeki ambulans aracında Mürvet Gürbüz ve Kevser Nergis isimli hemşireler bulunuyordu ve araç hastaneden takriben 3 dakika içinde Lefkoşa Polis Müdürlüğüne ulaştı. Bu ekibin içinde bir adli tıp uzmanının olmayışı kanaatimizce büyük bir eksiklikti. Mehmet Vechinin sedyeye konup, ambulansa taşınması takriben 5 dakika sürdü. Ambulans 09:29'da hastaneye doğru yola koyuldu. Ambulans şoförü, polis eskortunda dönüş yolunda 09:29:33'de 112'yi arayarak hastane acil servisine durumun vehametini bildirerek hazırlık yapılmasını istemiştir. Olay yerinde Mehmet Vechiyi kontrol eden hemşireler, hırıltılı bir sesin geldiğine tanık olduklarını söylemişlerdi. Ne yazık ki Mehmet Vechi, ambulansa konulduğu anda ölmüş bulunuyordu. (Gör: Ek 21)Hastane acil servisine Mehmet Vechi, ölü olarak götürüldü. (Gör: Ek 22)

Mehmet Vechinin otopsisi aynı gün yani 04/07/2014 tarihinde saat 13:25 ile 15:15 arasında adli tabip İdris Deniz tarafından gerçekleştirildi.

SORUŞTURMANIN KONUSU

Mehmet Vechinin ölümü, arkada yanıtlanması gereken bir takım iddialar ve sorular bırakmıştır. Bu iddia ve soruları başlıca üç başlık altında toplayabiliriz:

Mehmet Vechi polis nezaretinde iken ölmüş ve/veya öldürülmüş, daha sonra da 3.kattan aşağıya polis tarafından atılmıştır.

Mehmet Vechi, polis tarafından 3.kattan atılmak suretiyle öldürülmüştür.

Mehmet Vechi, poliste tutuklu bulunduğu süre boyunca işkenceye ve/veya fiziki şiddete ve/veya kötü muameleye tabi tutulmuştur. Yanıtlanması gereken bu sorular bu soruşturmanın eksenini oluşturmaktadır.
HUKUSAL DURUM

Polis nezaretinde bireylerin başına gelen herhangi bir şey, öncelikle bir insan hakları sorununu gündeme getirmektedir. Daha sonra da, eğer hukukdışı bir bulguya rastlanırsa iç hukuk bakımında cezai ve/veya hukuki bir çarenin mümkün olup olmadığını gündeme taşımaktadır.

Yaşama hakkının korunması, devletlere, devlet kurumlarına, negatif (olumsuz) ve pozitif (olumlu) olmak üzere iki tür yükümlülük getirmektedir. AİHS'nin 2.maddesi şöyledir:

"1. Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez

2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz:

(a)  Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için;

(b)    Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak
tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;

(c)  Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için."

KKTC Anayasasının "Hayat ve vücut bütünlüğü hakkı" başlığı altındaki 15.maddesi ise şöyledir:

"(1)Herkes, hayat ve vücut bütünlüğü hakkına sahiptir.

(2) Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında yetkili bir mahkemece verilen bir hükmün yerine getirilmesi dışında kimsenin hayatına son verilemez.

Yasa böyle bir cezayı, ancak savaş halinde vatana ihanet, devletlerarası hukuka göre korsanlık ve tedhiş suçları için veya müebbet hapis cezası gerektiren bir suçtan mükerrer mahkumiyet halinde koyabilir.

(3) Yasa ile konduğu zaman ve gösterildiği şekilde:

Kişinin ve malvarlığının, başka türlü kaçınılması ve tamiri olanaksız aynı derecede bir zarara karşı savunulması; veya
Bir kişinin yakalanması veya yasaya uygun tutukluluktan kaçmasının önlenmesi; veya
Bir ayaklanmanın veya karşı koymanın bastırılması amacıyla girişim eylem sırasında kesin olarak gerekli olduğu kadar zor kullanmak suretiyle yaşama son verilmesi, (1). ve (2). fıkra kurallarına aykırı sayılmaz.
Görüldüğü gibi KKTC Anayasasının 15.maddesi ile AİHS'nin 2.maddesi örtüşmektedir. Bu bağlamda, tıpkı AİHS gibi KKTC Anayasası da hayat ve vücut bütünlüğü konusunda devlete, kurumlarına ve özellikle polis örgütüne olumlu ve olumsuz yükümlülükler getirmektedir. Devletlerin olumsuz yükümlülüklerinin başında, devlet adına görev yapan kamu personelinin, hizmetlerin yürütülmesi sırasında insanları öldürmemeleri, vücut bütünlüklerine zarar vermemeleri gelmektedir. Özellikle polis gibi suç kovuşturmasında görev yapan kamu personelinin iradi eylemleri sonucunda ölüme neden olmaları, devletlerin olumsuz yükümlülüklerinin çiğnenmesi anlamına gelebiliyor.

Gerek Anayasa gerekse Sözleşme, bazı uygulamalarda, zorunlu olarak açık kapılar bırakmışlardır. Bu istisnai durumlar, konumuzla ilgili olmadığı için ayrıntıya girmemiz gereksizdir.

AİHS'nin yaklaşımına göre, yaşama hakkını güvence altına alan ve öldürmenin hangi zorunlu koşullarda hukuka uygun bulunabileceğini belirleyen 2.madde, Sözleşme'nin, ayrıcalıklı uygulamalara olanak tanımayan en temel kurallarından birisidir. İşkenceyi yasaklayan 3„madde ile birlikte, demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Bu nedenle öldürmenin hukuken kabul edilebilir görülebileceği koşullar açıklıkla belirlenmelidir. İnsanları korumaya yönelik bir araç olarak AİHS'nin amacı, 2.maddenin getirdiği güvencelerin gerçek yaşamda sonuç getirici etkinlikte yorumlanıp uygulanmasını gerektirmektedir.

Bu koşullara uygun davranılmaması durumunda, devletler birkaç açıdan sorumlu tutulabilmektedirler. Kamu görevlilerinin istemli ve bilinçli olarak insanları öldürmeleri, ilgili devletlerin yaşama hakkını doğrudan çiğnedikleri anlamına gelmektedir. Bireylerin, devletin mutlak koruması altında bulundurulmaları gereken yerlerde öldürülmeleri, koruma görevinin yerine getirilmemesi açısından Sözleşme'nin 2.maddesinin çiğnenmesi olmaktadır. Yukarıda anılan her iki durumda bireylerin öldürülmeleri üzerine devletlerin etkili soruşturmalar başlatmamaları, sanıkları saptayıp yargılanmalarını sağlamamaları, ayrıca bu yönlerden de yaşama hakkının ihlali anlamında yorumlanmaktadır. KKTC hükümetinin bu soruşturmayı başlatmakla en azından devletin olumlu yükümlülüğünün bir ayağını yerine getirmiş olduğunu içtenlikle belirtmemiz gerekir.

Öte yandan yaşama hakkının korunması için gereken önlemlerin alınması, devletlerin olumlu (objektif) yükümlülüğünü oluşturmaktadır. (Gör: Osman v. United Kingdom AİHM 28/10/1998) Bu devletin önleme ve koruma görevidir. (Gör: Hrant Dink v. Turkey AİHM 14/09/2010) Devletlerin bireyleri koruma görevinin yani olumlu yükümlülüğünün kapsamı çok geniştir. Şu kadarını söyleyelim ki, adli soruşturmalar nedeniyle gözaltına alınan tutuklanan sanıkların ya da cezaları kesinleşen hükümlülerin karakollarda, cezaevlerinde tutulmaları devletlerin daha özenli, daha sıkı koruma önlemleri almalarını zorunlu kılmaktadır. Bu gibi yerlerde tutulan  bireylerin  ister üçüncü  kişilerden  isterse  bizatihi tutuklunun kendisinden gelen risklere karşı makul önlemler alınması gerekir. Başka bir deyişle, tutuklu kişinin kendi kendisine zarar verme ya da yaşamına son verme ihtimaline karşı da önlem alma, devletin olumlu yükümlülükleri arasındadır. (Gör: Rebai v. France AİHM 25/2/1997 ve Keenan v. United Kingdom AİHM 3/4/2001) Çünkü, AİHM tutuklu ya da hükümlü bireyleri, savunmasız ya da incinmeye açık (vulnerable) pozisyonda kişiler olarak kabul etmektedir. (Salman v. Turkey AİHM 27/06/2000) Gerçekten koruma gereksiniminin temeli derece derece, kişilerin seçeneksizliklerine ve kendilerini korumaktan yoksun bırakılmalarına dayanmaktadır. Suç sanıkları ve hükümlüler için, bu nedenlerle ilişkilendirildikleri suçların toplum ve bireyler, zaman zaman aile fertleri üzerinde bırakacağı olumsuz izlenimlerin neden olabilecekleri tepkiler de eklenmelidir.

Tutuklu ya da gözaltında bulunan kişinin ölmesi durumunda, bu işlemi uygulayan polis örgütünün kapsamlı bir açıklama getirmesi zorunluluğu doğmaktadır. Özellikle AİHM; böylesi ölümlerde, ölüm koşullarıyla ilgili kanıtlara, sadece methalder olan otorite, örneğin polis örgütü erişebilir olduğu nedeniyle ispat yükünü (burden of prof) devlete dolayısıyla ilgili kamu birimine (polise) yüklemiştir. Ölümün nasıl vuku bulduğunun izahı, mağdur yakınlarına değil, o kamu birimine düşmektedir. Üstelik bu ispat külfeti çok katı (stringent) bir külfettir. AİHM'nin deyişiyle bu açıklama, tatmin edici ve ikna edici (satisfactory and convincing) veya akla yakın (plausible) olmalıdır. (Gör: Salmon v. Turkey AİHM 27/6/2000) Polis örgütüne yönelik her türlü iddiaya tatminkar ve ikna edici kanıtlarla izahat verilmemesi ya da verilememesi karşısında, bu iddiaların doğruluğu yönünde karine oluşur. Başka bir ifadeyle bu iddiaların doğru olduğu varsayılır.

OLAYIN ANALİZİ

Mehmet Vechinin Lefkoşa Polsi Müdürlüğü binasının üçüncü katından düşmesi olgusunu analiz ederken bize yol gösterecek olan, sadece ve sadece kanıtların olabileceği gerçeğinin altını çizmek isteriz.

Olayın iki tane görgü tanığı vardır. Bunlar, Mehmet Vechiyi CÖŞ'e götürmekle görevli PM Adem Özmenek ile PM Orkun Aytaş'dır. Bunlara refakat eden PM Ali Aslan'ın ise üçüncü katta tuvalet dönüşü parmak izleri şubesine girdiğinden, düşme olayını görmediği anlaşılıyor. Düşme olayına tanıklık eden bir tek kişi daha vardır ki, o da polis müdürlüğü kafeteryasında çay kahve siparişlerinin dağıtımını yapan Azim Ilyasov isimli kişidir. Ancak bu şahıs o esnada üçüncü katta değil, ikinci katta idi. Düşme olayının nasıl olduğuna dair ne yazık ki bilgi verecek konumda değildir. Sadece Mehmet Vechi boşlukta düşerken ikinci katta başı hafif aşağıda yanlamasına düşerkenki haline tanıklık etmiştir.

Çünkü doğruya ulaşmamız ancak delillerle olur. Karineler ile adli ihbar kurumlarını  teğet  geçerek  deliller  üzerine  yoğunlaşacak  olursak, mantıksal olarak bizi doğruya götürecek her şey delil olabilir: Görgü tanıkları, yazılı belgeler, bir iz, bir kan lekesi, maddi objeler, yaralar, parmak izleri, fotoğraflar, olay yeri kroki ve planları, otopsi sonuçları ve raporları vs. Bunun sadece iki koşulu vardır:

Bir şeyin delil olarak kabul edilebilmesi için ihtilaflı konu ile ilgili (relevant) olması gerekir. Bunun anlamı, ihtilaflı konu ile deliller arasında bir bağ olup olmadığının, başka bir deyişle bir neden sonuç ilişkisinin var olup olmadığının belirlenmesidir. Kuşku yok ki, bu mantıksal ilgililik ötesinde hukuksal ilgililiktir.
Hukuksal olarak ilgili görülen delillerin hukuken de geçerli (admissible) olmaları gerekir. Bunu belirleyen de adalet anlayışı ve etik değerler ışığında kurallardır. Bu belirtilenler altında ulaştığımız delillerle, soruşturmamızı sürdürdük.
Elimize ulaşan deliller arasında olayla ilgisi olan kişilerin yazılı ifadeleri yanında düşme sonrası sıcağı sıcağına çekilen fotoğraflar vardır. Bu arada PÇ Yılmaz Öztürk'ün hazırladığı kroki ve planlar vardır. (Gör: Ek 29)

Hiç kuşku yok ki, en başta, yol gösterici ve sonuca götürücü delilin Mehmet Vechinin otopsisi sonucu elde edilen verilerdir. Soruşturmamızın seyri içinde, Mehmet Vechinin ölümü ekseninde oluşan soruların yanıtlarının otopside elde edilen verilerde yattığı kanaatine vardığımızdan dolayı, otopsi raporunu (Gör: Ek 15) tam bir sınamadan geçirme gereksinimini duyduk. Bu nedenle otopsi raporunun medikolegal değerlendirmesinin yapılması ve aşağıdaki sorulara yanıt verilmesi için Türkiyenin en yetkin adli tıp uzmanlarından olan Prof. Dr. Coşkun Yorulmaz'ın yardımını talep ettik. Sayın Coşkun Yorulmaz, Başbakanlığın girişimleriyle KKTC'ye gelip, yerinde incelemelerden, otopsi raporu ile diğer kanıtları tetkikten sonra şu sorularımıza yanıt verdi:

A- Ölümde   yüksekten   düşme   dışında   bir  etkenin   rolü   bulunup bulunmadığı,

B- Otopside saptanan travmatik bulguların yüksekten düşme ile uyumlu olup olmadığı,

C- Adli Tıp Uzmanı Dr. İdris Deniz tarafından gerçekleştirilen otopsinin, uluslar arası standartlara uygun olup olmadığı.

Sonuç itibariyle Adli Tıp Uzmanı İdris Deniz tarafından gerçekleştirilen otopsinin Minnesota Protokolü standartlarına (uluslar arası standartlara) uygun olarak yapılmış olduğu, olayın çözümünü güçleştirecek bir eksiklik görülmediği kesin olarak saptanmıştır. (Gör: Ek 52)

Bu gerçekler ışığında tüm elimizdeki kanıtlar bir bütün olarak otopsi sonucu elde edilen verilerle birlikte değerlendirildiğinde sorulan soruların yanıtları ortaya çıkmaktadır.

Soruşturmamızın konusunu oluşturan sorulardan birincisi olan, düşme öncesi öldüğü yada öldürüldüğü ve sonra yüksekten atıldığı iddiası elde mevcut deliller ve otopsi bulguları ışığında gerçekdışı bir iddia olduğu bulgusuna vardık. Bulgumuzun nedenlerini şöyle aktarabiliriz:

Mehmet Vechinin 08:30'da tansiyonu ölçülmüştür. O esnada zemin katta odasındadır. Saat 09:00 raddelerinde üçüncü kata çıkarılmıştır. Yukarıya çıkma, tuvalete gitme ve geriye dönüş ve saat 09:20 raddelerinde düşme gerçekleştiği dikkate alındığında, bu süre içinde polisin Mehmet Vechiyi öldürüp aşağı attığı makul ve mantıklı değildir.

Otopside kesin ölüm nedeni belirlenirken, zehirlenme, boğma, boğulma, kalp krizi gibi potansiyel ölüm nedenleri ekarte edilmiştir. Ölüm nedeni bunlardan hiçbirisi değildir. Dolayısıyla Mehmet Vechinin öldükten sonra üçüncü kattan atıldığı iddiası tamamıyla dayanaksızdır. Mehmet Vechinin kesin ölüm nedeni, yüksekten düşme ile oluşan kunt kafa travması sonucu oluşan çok parçalı kafa kemikleri kırığı ve beyin kanamasıdır.

Mehmet Vechinin otopsisinde yıllar önce geçirdiği hastalıklara ait bulgulara rastlanıldı. Akciğerleri, daha önce geçirdiği iltihabi hastalıklardan dolayı göğüs duvarlarına ve çevre organlarına yapışık haldeydi. Aynı zamanda Mehmet Vechinin kalp ameliyatı geçirdiğine de kuşku yoktur. Mevcut hastalıkları dikkate alındığında kanda alyuvar (eritrosit) sayısı normalden yüksekti. Çünkü hem dolaşım sistemleri sorunları, hem de akciğerlerde solunum sorunları mevcuttu. Akciğerler hasta olduğundan ve yeterince kanın oksijenlenmesi sağlanamadığından daha çok alyuvar yapılmaktaydı. Bu nedenle kanın akışkanlığının azalması gayet doğaldı. Bu nedenle Coumadin, aspirin gibi ilaçlar kullanılarak kanın pıhtılaşmasının önlenmesi gerekmekteydi. Mehmet Vechi'nin hangi ilaçları kullandığını raporumuzda belirtmiştik. Bunların içinde en önemlileri aspirin türü bir ilaç olan Coraspin 100 ile özellikle Coumadin olduğunu belirtmekte yarar vardır. Corraspin ama daha ziyade Coumadin, kanın pıhtılaşmasını önler. Bu nedenle bu ilacı kullananlarda, yaralanma halinde kanama daha çok olur ve daha uzun süre devam eder. Yine Coumadin kullananlarda hafif şiddette çarpma, vurma, sıkma ve sıkıştırma durumlarında bile ekimoz (morluk) oluşabilir.

Tıp biliminin verilerine göre ekimoz, kunt travma sonucu hasarlanan küçük damarlardan doku içerisine kanama ile oluşur. Halk arasında bere veya çürük adı verildiğini biliyoruz. Travma ile birlikte günler hatta saatler içinde etkilenen alanda, kırmızı kan hücreleri hemoglobin etkisi ile renk değişimleri oluşur. İlk etki ile beraber kanın doku içine sızması sonrası oluşan renk, koyu kırmızıdır ya da kırmızı-mordur. Zamanla bu sızıntı içindeki hemoglobinin kimyasal değişimleri ile hemoglobin içeriğindeki homosiderin, biliverdin ve bilirubin etkisi ile önce mor-kahverengi daha sonra yeşil-kahverengi ve yeşil-sarı renk değişimleri göstererek kaybolur. Tüm değişimler ve süreç, kanamanın miktarı, yaş, cinsiyet, sağlık durumu ile yaranın iyileşmesinde etkili diğer kişisel faktörlerden primer etkilenmektedir. Ekimoz şeklinde yaralar; kırmızı ise yeni, mavi mor menekşe renginde ise 3-6 günlük, fıstıki yeşil renkte ise 7-12 günlük, limon sarısı renginde ise 12-18 günlük olarak değerlendirilir. Genelde 15-20 günden sonra kaybolurlar.

Ekimoz, vital (canlı) bir bulgudur. Çünkü damar içerisindeki kanın herhangi bir travma ile dokular arasına sızması için damar frajilitesinin (kırılganlığının) ve belli bir tonusun olması gerekir. Ölümden sonra dolaşım sonlandığından, damar içerisindeki kanın ancak çok şiddetli travma ile doku arasına çok az bir miktar sızması mümkün olur. Fakat bunun pratik bir önemi yoktur. Çünkü ekimoz, ancak canlıda oluşan bir bulgudur.

Bu belirtilen tıbbi bilgiler ışığında meseleyi etüt etmek gerektiği açıktır. Çünkü soruların yanıtları burada yatmaktadır. Düğümü çözecek olan bu bilgilerdir.

Otopsi sırasında İdris Deniz'in saptadığı ekimoz, ekimozlu sıyrık ve kanamalar göz önünde bulundurulduğunda Mehmet Vechinin düştüğü sırada ölü olması mümkün değildir. Olayın hemen akabinde çekilen fotoğraflardan görüleceği üzere Mehmet Vechi, baş tarafından başlayarak beline kadar adeta kan deryası içinde idi. (Gör: Ek 49 Fotoğraflar)"

Bu fotoğraflarda görülen durumu hemşire Mürvet Gürbüz ve hemşire Kevser Nergis ile ambulans şoförü Niyazi Beteri teyit etmektedirler. (Gör: Ek 19, 20 ve 21)

Ölü bir kişiyi yüksekten atarak böyle bir kanama oluşturmak imkansızdır. Ayrıca otopsi sırasında Mehmet Vechi'nin kafa kemiklerinde kırık ve subraknoid kanama tespit edilmiştir. Ölü kişinin kafa kemiklerinde kırık oluşturabilinir ancak otopside tespit edildiği gibi subraknoid yaygın kanama oluşturmak mümkün değildir. Kısacası Mehmet Vechi'de otopsi sonucu saptanan ekimoz, ekimozlu sıyrıklar ve düştüğü yerdeki kanamanın yoğunluğu ve yaygınlığını dikkate aldığımızda Mehmet Vechinin öldüğü ve/veya polis tarafından öldürüldükten sonra üçüncü kattan atıldığı iddiası doğru değildir. Bu konuda kesin bulgumuz Mehmet Vechinin düşerken canlı olduğudur. Dolayısıyla öldükten sonra ve/veya öldürüldükten sonra polis tarafından atıldığı doğru değildir. Kanıtlar bunu göstermektedir.

İkinci yanıtlanması gereken soru, polisin o an Mehmet Vechiyi üçüncü kattan attığı iddiasıdır. Bu sorunun yanıtını da otopsi sonucu elde edilen bulgularda buluyoruz. Bir adli tıp uzmanının travma analizi bulguları yüksekten düşmeye bağlı yaralanmalarla, muhtemel zor kullanılmasına bağlı yaraların ayrımı için yaşamsal öneme sahiptir. (Gör: Ek 51) Ölümde etkisi olan birçok ağır yaralanma bulgusu için bu değerlendirme görece kolaydır. Yüksekten düşmeye bağlı ağır doku hasarları ve bunların mekanizmaları iyi bilindiğinden bu ayrım kolaylıkla yapılabilir. Ancak bazı travmatik bulguların oluşma zamanını ve orijinini saptamak mümkün olmayabilir. Ölende saptanan yüksekten düşmeye bağlı yaralanmaların tamamında aktif kanama, ekimoz gibi canlılık bulguları saptanmıştır. Bu bulgular Mehmet Vechinin düşmeden önce farklı bir nedenle ölmediğini gösterdiği, bu konuda herhangi bir kuşku bulunmadığını gösterdiği gibi, polis tarafından üçüncü kattan atılmadığını da göstermektedir. Çünkü Mehmet Vechide saptanan tüm yaralanmaların ancak yüksekten düşme gibi kunt travmalarla oluşmasının mümkün olduğu kesin olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda Mehmet Vechide saptanan lezyonların tümü yüksekten düşme ile uyumlu genel beden travması bulguları olduğu kesindir. Eğer, polis, Mehmet Vechiyi üçüncü kattan atmış olsaydı, yüksekten düşme ile uyumlu yaralanmalar yanında, bir zorlama, düşmemek üzere mücadele, en hafifinden bir direnme sonucu özellikle kullandığı ilaçlar da dikkate alındığında, Mehmet Vechinin boyun bölgesinde, koltuk altlarında, el kol ve ön kol orta kısımlar ile el bileklerinde, diz arkası ve ayak bileklerinde, tutan veya tutmaya çalışan polislerin el parmaklarının neden olacağı, yüksekten düşme ile uyumsuz olan lezyonlar, özellikle ekimozlar oluşması gerekirdi. Otopsi bulguları arasında bu yönde herhangi bir bulgu yoktur.

Şu hususun da mutlaka belirtilmesi gerekmektedir: Otopside, Mehmet Vechinin etkisiz hale gelmesi ve mücadele edememesi sonucunu doğuracak kanında herhangi bir uyutucu-uyuşturucu madde bulunmadığı saptanmıştır. Bu bulgu yüksekten düşme esnasında Mehmet Vechinin kendini savunamayacak durumda olmadığını göstermesi yanı sıra bir şekilde ölmediğini de göstermektedir. Öldürülmeye çalışılan bir kişiden elbette buna karşı bir direnç göstermesi, bir mücadele yapması beklenir.

Sonuç itibariyle Mehmet Vechinin polisler tarafından yüksekten atıldığı iddiasının hiçbir mesnedi yoktur. Böylece Mehmet Vechinin kendisini üçüncü kattan boşluğa bırakarak ölüme gittiği anlaşılıyor. Elimizdeki kanıtlar bizi bu bulguya ulaştırmıştır.

İddiaların bir diğeri, Mehmet Vechinin tutuklu bulunduğu süre içerisinde fiziksel ve psikolojik olarak baskı ve işkenceye tabi tutulduğu biçimindedir. KKTC Anayasası 14.maddesinde kişi dokunulmazlığı başlığı altında şöyle bir düzenleme yapılmıştır:

"Madde 14.

(1)  Herkes, barış, güven ve huzur içinde yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

(2)  Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz.

(3)  Kimse, insanlık onuruyla bağdaşmayan bir cezaya çarptırılamaz veya muameleye bağlı tutulamaz.

(4)  Kişinin  şeref ve  haysiyeti  dokunulmazdır.  Herkes  buna  saygı göstermek ve korumakla yükümlüdür."

Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de, benzer bir düzenleme getirmiştir. Sözleşmenin 3.maddesi tek bir tümceden oluşuyor:

"Hiç kimse işkenceyi, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ve işlemlere tabi tutulamaz."

Sözleşmenin böylesine yalın bir tanımla yetinmesi, hiçbir koşulda işkence olanağını gündeme getirebilecek ayrıksı uygulamalara açık kapı bırakılmaması içindir. Sözleşmenin içerdiği diğer haklarda ve genellikle maddelerin ikinci paragraflarında yer alan hangi kamusal nedenlerle hak ve özgürlüklerin daraltılıp kısıtlanabileceğine ilişkin özel düzenlemelere, 3.maddede yer verilmemiştir. Devletler, toplumları temelden sarsan en ağır suçların kanıt ve sanıklarını saptamak amaçlarıyla da olsa, işkence yapamazlar, yaptıramazlar. İşkence yasağı, mutlaktır.

3.madde, işkenceye en sık başvurulan alanlardan birisi olduğu için, ceza uygulamalarını doğrudan kapsayan bir yasak getirmiştir, "işlemler" deyimi ise, yine çok kullanıldığı bir alan olan suç kovuşturmasıyla birlikte, her türlü kamusal uygulamaları içermektedir. Devlete getirilen bu yasaklar, hiç kuşku yok ki, kişisel saldırganlıkları da kapsamaktadır.

3.madde kapsamında yasaklanan davranışlar üç başlık altında ele alınmaktadır. "Onur kırıcı" tanımı, en alt düzeyi belirtmektedir. "İnsanlık dışı davranış" daha ileri bir boyutu vermektedir. İnsanlık suçu olarak tanımlanan "işkence" ise, yasaklanan davranışların en ağırıdır.

Mehmet Vechinin ölümüyle sonuçlanan yüksekten düşme öncesi bir fiziksel şiddete uğrayıp uğramadığı sorusuna yine otopsi bulguları ile cesete ait tüm fotoğrafların incelenmesi açıklık getirmektedir. Mehmet Vechide, tıbbi tedavi amacı ile enjeksiyon sırasında oluşmuş "yara yaşı" daha geç iğne pikür izi dışında farklı "yara yaşına" sahip ekimoz saptanmamıştır. Saptanan tüm lezyonlar yüksekten düşme esnasında ya da bu sırada farklı noktalara çarpma ile uyumlu lezyonlardır. (Gör: Ek 51)

Mehmet Vechinin penis ve/veya genital bölgesine gazete ile vurulması iddiasının otopside dikkatle araştırıldığı görülmektedir. Penis ve skrotuma travma uygulaması ve sonuçları, vücudun o bölgesinde sadece makroskobik değerlendirme ile yetinilmemiş, uygun kesiler ile cilt altı da incelenmiştir. Yine titizlikle çekilen fotoğraflar da, sözkonusu bölgede en küçük kanama bulgusu olmadığı saptanmıştır. Mehmet Vechinin tıbbi nedenlerle kan sulandırıcı ilaçlar kullandığı dikkate alındığında en küçük (minör) travma uygulansa dahi, ekimoz ve kanama oluşması gerekirdi.

Minnesota Protokolüne uygun uluslar arası standartta yapılan bu otopside iddia edildiği gibi Mehmet Vechiye fiziksel şiddet uygulandığı iddiasını doğrulayacak herhangi bir delil yoktur.

İşkenceye ve/veya fiziksel şiddete maruz kalındığı iddiasında bulunulduğu hallerde, tutuklu aslında güçsüz ya da bağlı durumda olup, buna karşın polis dilediğini yapabilecek konumda olduğu nedeniyle, gözaltında veya tutukluluk-hükümlülük sırasında işkenceye ve/veya insanlık dışı muameleye tabi tutulduğu iddiası varsa, bunun yapıldığını kanıtlamak gerekmez, aksine yapılmadığını kanıtlamak gerekir. Bu yük polise ve/veya ilgili otoriteye düşer.

Yine de işkence veya insanlık dışı muamele mağdurunun bir "kanıt" başlangıcı göstermesi gerekir. Soyut olarak işkence veya insanlık dışı muamele yapıldığı iddiasında bulunulmuş  fakat buna ilişkin bir iz veya ipucu gösterilmemişse, şikayetin ciddi bulunması mümkün değildir. (Gör: Tomasi v. France 1992 AİHM kararı)

Mehmet Vechiye yönelik fiziki şiddet uygulamasına yönelik "kanıt başlangıcı" oluşturacak bir iz veya ipucu görülmediğinden, kendisine fiziki şiddet uygulanmadığı sonucuna vardık. Bulgumuz budur.

Öte yandan Mehmet Vechinin onur kırıcı işlemlere tabi tutulduğu iddialarına gelince, Mehmet Vechiye özellikle Lefkoşa Polis Müdürlüğüne götürüldükten sonra sürekli hakaret edildiği, aşağılandığı, kendisini ........................ söylendiği, araştırma yaptıkları ve kızlarının birçok dostları olduğunun, onların ................. olduklarının, getirip aynı muameleyi yapıp ..........................., bütün ailesini mahvedeceklerinin söylendiği iddia edilmiştir. (Gör: Ek 48 ve 5)

Bütün bu iddialar doğruysa, kanaatimiz odur ki, polisin amacı Mehmet Vechiden bir itiraf ve/veya bir ikrar teminine matuftu. Bilindiği gibi ikrar, suçlama ile savunma arasındaki uyuşmazlığı kaldıran bir delil türüdür. O bakımdan geçmişten günümüze her dönem bu tür bir delil elde" etmenin peşinden koşulmuştur.

Polisler, genel olarak tutuklu kişiden bir itiraf almak istek, arzu ve şevkinde olurlar. Başlangıçtan onu suçlu varsayarak bir an önce bir itiraf alarak başarıya ulaşmak isterler. Muhtemel bir beraat kararını üstü örtülü bir biçimde kararlılıklarının ve/veya polislik becerilerinin eksikliği olarak düşünürler. Çok hırslı bir sporcu gibi ne pahasına olursa olsun hedefe varmak isterler. Masumluk karinesini ters çevirip, "kişiler, masum oluncaya kadar suçludurlar" inancını taşırlar. (Gör: R. v. Menteş 14 CLR sayfa 243) Bu yaklaşım Yüksek Mahkeme kararlarında ifadesini bulmaktadır. Aslında insan doğasında var olan, bu çok tiksindirici dürtü ya da yaklaşım, itiraf almak için polisi zaman zaman işkence yapmaya, bazen insanlık dışı ve en azından onur kırıcı işlemleri yapmaya sürüklemektedir.

Mehmet Vechi olayı, somutunda onun onur kırıcı ve onur kırıcı kavramında içkin bulunan aşağılayıcı bir muameleye tabi tutulduğu kanaatindeyiz. Çünkü, böyle bir meselede, ölenin yakınlarının kanıt başlangıcı anlamında bir iz veya ipucu göstermeleri beklenemez.

Böylesi bir durumda polisin onur kırıcı ve/veya aşağılayıcı muameleye tabi tutmadığını ispatlama görevi vardır. Hukuki tabiriyle ispat külfeti polisin/yetkili otoritenin omuzlarındadır.

Polisin ispat külfetini omuzlarından atabilmesi olasıdır. O da tutuklu hareketlerinin tam ve eksiksiz kaydıyla mümkün olabilir. Oysa "Mehmet Vechinin Lefkoşa Polis Müdürlüğüne şevkinden sonra hiçbir tutuklu hareketinin kaydı yoktur. Sadece canlı olarak girdiği ve ölü olarak çıktığına ilişkin iki kayıt düşülmüştür. Polis yetkilileri bu kaydı bile bize vermekten kaçındılar.

Polis, bu iddiaları karşılamak üzere ne yazılı ne de görsel bir kayıt tutmadığı gibi, bunlara tatmin edici ve ikna edici bir izahat da vermemiştir. Üstüne üstlük polis, hiçbir hak ve yetkisi olmadığı halde, Mehmet Vechiden bir itiraf almak için, polis olan oğlu Ali Vechiden, babasının suçunu kabul etmesini sağlamasını talep etmesi, Mehmet Vechiye yönelik psikolojik baskının bir teyidinden başka bir şey değildir. (Gör Ek 7 ) Oysa ikrar, her şeyden önce insani bir olgudur. Ruhbilimsel ve karmaşık bir davranıştır. Kimi zaman suçun işlenmesinden sonra duyulan vicdan azabının, pişmanlığın, ürkekliğin, coşkunun, cezayı azaltma duygusunun ürünü olabilir. Ama en önemlisi ikrarın gönüllü yapılmasıdır. Başkalarının, oğlu dahi olsa, aracılığıyla ya da telkiniyle yanıltılarak elde edilecek bir ikrar asla gönüllü olarak addedilemez. Ne var ki bunların en ürpertici ve tiksindirici olanı işkence sonucu kötü ve onur kırıcı muameleye tabi tutarak elde edilen itiraflardır.

Sonuç itibarıyla, Mehmet Vechinin poliste, itirafını almak üzere onur kırıcı ve aşağılayıcı bir işleme tabi tutulduğu kanaatine vardık. Polis örgütü, bu işlemleri ile Anayasa'nın 14.maddesi ile AİHS'nin 3.maddesini ihlal etmiştir, çiğnemiştir.

Bu noktada en çok merak edilip sorulan soru, Mehmet Vechinin hangi koşullarda kendisini boşluğa bırakıp intihar ettiğidir. Mehmet Vechiyi yukarı çıkarıp CÖŞ odasına götürmekle görevlendirilen Adem Özmenek ve Orkun Aytaş isimli iki polisten gayrı görgü tanığı olup olmadığı yönünde çok yoğun  bir çaba harcadık.  Defalarca  Lefkoşa Polis

Müdürlüğüne gidip, onlarca polis görevlisiyle temas kurup bu konuda bir ipucu aradık. Pek tabi sadece polis görevlileriyle yetinmeyip, odacı, temizlikçi, kafeterya çalışanları, garsonlar, çay kahve dağıtıcıları ile de temas kurup sonuç almaya çalıştık. Son tahlilde anılan bu polis görevlileri dışında görgü tanığına ulaşma olanağı bulamadık.

Bu iki polis görevlisi olayın vuku bulduğu aynı gün müfettiş Erkan Yahat'a birer ifade verdiler. (Gör: Ek 40, 41) Polis müdürü Orkun Aytaş Mehmet Vechiyi sol kolundan sağ kolu ile, dirsek hizasından, polis memuru Adem Özmenek'in ise, sağ kolundan sol koluyla tutmakta olduğunu söylemektedir. Yine aynı ifadesinde Orkun Aytaş, tuvalet dönüşü tam merdiven basamaklarının yakınında Mehmet Vechinin karnına bir dirsek vurduğunu, kendisinin hop dediğini, sonra da merdiven basamaklarının yukarıya doğru en son basamağında kendi ifadesiyle balıklama merdiven boşluğuna bıraktığını, kendisinin ise arkasından koşup gömleğinden tutmaya çalıştığını, ancak kavrayamadığından tam tutamadığını, baktığı zaman aşağıya düştüğünü gördüğünü, ifade etmektedir. Polis memuru Adem Özmenek de Orkun Aytaş'ın ifadesine uyumlu bir ifade vermiştir. Adem Özmenek ifadesinde, Mehmet Vechinin olay anında kolunu hızla çekip kendisinden kurtulduğunu, Orkun'a diğer eliyle dirsek vurduğunu söylemektedir.

Bu ifadelerin usulüne uygun olarak alınmış ifadeler olduğu, kanaatinde değiliz. Her şeyden önce, ifadelerin hangi saatler arası alındığı kaydedilmemiştir. Doğru yöntem, sıcağı sıcağına her iki polisten aynı anda, farklı polis görevlileri tarafından ifadelerinin alınmasıdır. Böylece, ifadeleri uyumlaştırma olasılığı ortadan kalkardı. Bu iki ifadenin uyumlaştırıldığı izlenimi altındayız. Her iki polisten biz de ayrıca ifade almak, onları sorgulamak için çok yoğun girişimde bulunduk. Ne var ki, kesinlikle bize ifade vermekten ve kafamızda oluşan sorulara yanıt vermekten kaçındılar. Oysa, bu sorulara yanıt vermek hem polis örgütünün hem de özel olarak anılan polislerin "tatmin ve ikna edici" izahat verme görevlerinin bir parçası idi.

Düşme anıyla ilgili, olayın yerinin bir krokisi düzenlenmiştir. Bu kroki, gerçekleri tam yansıtmamaktadır ve izaha muhtaçtır.Mehmet Vechi, eğer dirsek vurmuşsa, öte taraftan da diğer polisten kurtulmuşsa, Mehmet Vechinin harekete geçtiği nokta neresidir, belli değildir. Harekete geçtiği nokta ile atladığı merdiven basamağı arasındaki mesafe ölçülmemiştir. Bütün bunlar izahatsız kalmıştır. Anılan polisler üç metre genişliğinde bir koridordan geçerken, onlardan beklenen en azından koridorun ortasından gitmeleridir. İddialarına göre birisi Mehmet Vechinin sağ tarafında, birisi de sol tarafında kollarından tutmakta iseler, Mehmet Vechinin dirsek vurduktan sonra o polisi dolanması ve merdiven basamaklarına yönelip, düştüğü merdiven küpeştesine ulaşması için 2 metreyi aşkın bir mesafe alması gerekirdi. İki güçlü polisin elinden bu şekilde kurtulması, belli bir mesafe alması, sonra da polislerin deyimiyle balıklama atlaması, kesinlikle inandırıcı değildir. Böylesi bir izahatı kabul etmeyi beklemek insan aklıyla alay etmektir. Hele hele Mehmet Vechinin 70 yaşını geçkin, yaşlı, akciğer ve kalp hastalıklarından muzdarip bir kişi olduğu, üstelik 3 kat  merdiven tırmandıktan sonra bunu yaptığı düşünüldüğünde bu izahatın inandırıcılığı tamamen ortadan kalkar. Esasen bu iki görgü tanığı, potansiyel sorumlu olduklarından, ifadelerine ihtiyatla yaklaşmak ve ağırlık vermemek gerektiğine kuşku yoktur.

Büyük bir ihtimalle 3.kata çıktıktan sonra ilgili polisler, Mehmet Vechiyi tamamiyle boşta bırakmışlar, yakından koruma ve nezaret görevlerini gevşetmişlerdir. Nitekim onlara refakat eden PM Ali Aslan da görevli olup olmadığı bir yana, onları terk edip, parmak izleri şubesine girdi. İşte böylesi bir ortamda Mehmet Vechi ancak fırsat bulup kendisini boşluğa bırakabilirdi. Olayın cereyan ediş tarzının böyle olduğu kanaatindeyiz ve bulgumuz bu yöndedir. Kuşku yok ki, polis örgütünün Mehmet Vechinin yaşama hakkını koruma görevini yerine getirememesinin sorumluları sadece anılan polis memuru Adem Özmenek ile polis memuru Orkun Aytaş değildir. Tutukluluğun doğasından kaynaklanan, kaçınılmaz bir üzüntü ve gerginlik içinde olan bir kişi, herhangi bir fiziki ya da psikolojik baskıya maruz kalmasa bile, dünyanın her yerinde “vulnerable” kabul edilir. Mehmet Vechiyi damadını öldürme zanlısı olarak tutarken, çok daha fazla “vulnerable” olabileceğini hesaba katarak, 3.kata her tarafı boşluk olan merdivenlerden çıkarmaya gerek duyulmadan, alt katta gerekli işlemler yapılabilirdi. Öte yandan polis örgütü, risk değerlendirmesi (risk assessment) yaparak, merdiven boşluklarını açık bırakmamalıydı. Çünkü bu, öngörülebilir bir açık risk idi. Nitekim Mehmet Vechi olayından sonra süratle boşluklar parmaklıklarla kapatılmıştır.

Bir önemli nokta daha vardır. Polis genel müdürlüğü, Dr. Erdal Özcenk tarafından da Mehmet Vechi için endişe belirtip, uyarıldığını belirtmiştik. Bu uyarının da ciddiye alınıp, daha özenli davranılması gerekirdi.

Sonuç itibarıyla Polis Örgütünün, çok daha sıkı önlemlerle Mehmet Vechinin yaşama hakkını koruması gerekirdi. Görevli polislerin ihmalkarlığı, polis örgütünün risk değerlendirmesindeki hataları, risk değerlendirmesi yapmadan etrafı açık merdivenlerden onu 3.kata çıkarmaları, merdiven etrafının kapalı olmaması, sanığa yakın koruma yapılmaması, onun serbest ve/veya boşta bırakılması, tutukluluk sürecinde polis müdürlüğünde onun onur kırıcı işleme tabi tutulması, bütün bunların birikimsel (kümülatif) etkisi, Mehmet Vechiyi bu trajik sona sürüklemiştir. Böylece polisin olumlu yükümlülüğünü oluşturan Mehmet Vechinin yaşam hakkını koruma görevini yerine getirmediği KKTC Anayasasının 14.maddesi ile AlHS'nin 2.maddesini çiğnediği kanaatine vardık. Çünkü polis örgütünün, tutukluları intihar etmelerine karşı da koruma görevi vardır. (Gör: Trubrikov v. Russia AİHM (5/7/2005) Keenan v. United Kingdom AİHM (3/4/2001))

SONUÇ

Polis örgütü, Mehmet Vechiyi koruma görevini yerine getirmeyerek ve onu onur kırıcı muameleye tabi tutarak, hem KKTC Anayasası'nın 14.ve

15.maddelerini hem de AİHS'nin 2.ve 3.maddelerini, insan hakları bağlamında ihlal etmiştir.

Ne var ki, her insan hakları ihlalinin iç hukukta ceza anlamında bir karşılığı olmayabilir. Olgusal olarak vardığımız bulgular ışığında Ceza Yasasında ve/veya KKTC mevzuatında disiplin kovuşturması bir yana, polis örgütünün ve/veya Mehmet Vechinin korunması görevini üstlenen polislerin cezai sorumluluğu olup olmadığını özenli bir biçimde inceleyip değerlendirdik. Ne yazık ki, Ceza yasasında ve/veya mevzuatımızda bu işlemlerin bir karşılığı yoktur. Yasasız suç ve ceza olmaz diye bilinen, (ki bu bir Anayasal kuraldır ayni zamanda) ilke ışığında bir cezai kovuşturma yapılamayacağı kanaatindeyiz.

Öte yandan haksız fiil bağlamında bir hukuk ve/veya  tazminat davasının düşünülebileceği kanaatindeyiz.

ÖNERİLER

Bu soruşturma görevimiz altında, acizane bir takım öneriler de sunmayı uygun bulmaktayız.

Ceza yasasında insan haklarının çiğnenmesi hallerinde (özellikle AİHS'nin öngördüğü insan haklarının ihlali hallerinde), sorumlulara cezai yaptırım öngören düzenlemelerin mutlaka yapılması gerekmektedir.

Ceza Usul Yasasında, sair şeyler yanında, gönüllü ifade müessesesinin değiştirilmesine şiddetle gereksinim vardır. Tutuklu bir zanlının itiraf içeren bir gönüllü ifade vermek istediği hallerde, kurulacak bir sorgu yargıçlığı huzurunda, avukatının da hazır olduğu bir ortamda ifadesi alınmalıdır.
Minnesota Protokolü, İstanbul Protokolü başta olmak üzere, uluslar arası standartlar iç hukukun bir parçası haline getirilmelidir.

Polis Örgütü, kamu düzeninin korunmasında vazgeçilmez başlıca organdır. Büyük zorluklar içinde görev ifa eden bu örgütün nicel ve nitel olarak güçlendirilmesi, teknolojik yönden donatılması yanında insan hak ve özgürlükleri, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü nosyonlarını içselleştirmek üzere ciddi bir eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir.

Polis nezaretinde ölümlerde ve yaralanmalarda soruşturmaların nasıl, hangi yöntemlerle, soruşturmacıların hangi yetkilerle donatılacağına ilişkin kapsamlı, yol gösterici kurallar konulmalıdır.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.