1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Vekil mi partiden - parti mi vekilden çıkar?
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Vekil mi partiden - parti mi vekilden çıkar?

A+A-

“Vekil mi seçilir? Parti mi seçtirir?”

Bizde sadece böyle günlerde akla gelir ama bu mesele, demokrasinin tarihi kadar eski bir ikilemdir. Kıt’a Avrupası’nda, partiler demokrasisinin mutlak egemenliği vardır. Ana düşünce olarak, bireylerin değil, düşüncelerin tartışılması olarak algılanan felsefe dolayısıyla, aslolan partidir. Almanya ve sanırım Fransa’da da bir milletvekili, ölür, istifa eder veya milletvekilliğinden ayrılmasını gerektirecek suçlardan birini işlerse, yerine parti listesinde kendinden sonra gelen geçer. Ama öte yandan da bir başka görüş, bu durumda vekilin, milletin değil; parti delegeleri veya parti merkezinin vekili olacağını ileri sürer ve buna karşı çıkar. İngiltere’de Dar Bölge seçim sistemi, kimi zaman memleket sathında daha az oy alıp, daha çok milletvekili çıkarılmasına cevaz verir. Ve böylece, örneğin ikinci parti hükümeti kurarken, en çok oy alan parti, ana muhalefet konumuna geçer. Çünkü her seçim bölgesi tek milletvekili çıkardığı için, meselâ bir partinin adayları, pek çok yerde seçimi çok küçük farklarla kazanırken, kaybettikleri yerlerde büyük farklar yemiş olabilirler. Böylece, daha az oyla daha çok milletvekili çıkarmak mümkün olabilir. İngilizler, son seçimden sonra da bu sistemi tartışmakla beraber, henüz bu mahzurun, sistemi değiştirmek için yeterli olduğuna karar vermiş değillerdir. Nedeni ise yukarıda anlattığım çelişkidir. “Vekil, milletin midir? Parti delegeleri ve parti merkezinin mi?” Bu anlayışla İngiliz sisteminde, “varsın daha az oy alan parti en çok milletvekilini de çıkarabilsin ama vekil, parti merkezi ve delegelere tutsak olmayıp, seçmen ile arasına kimse giremesin” denilir. Çünkü dar bölge seçim sisteminde, seçmeni tarafından tutulan bir vekil bağımsız da seçilebilir, parti de değiştirebilir, başka partiden de kendi bölgesinde seçime girebilir. Gerçi çok yaygın değildir ama adını anacağım örnek, dikkate alınamayacak bir örnek de değildir! Çünkü adı Winston Churchill’dir… Kâh Muhafazakâr, kâh Liberal; Churchill üç defa değişik partilerden seçilmiştir. Karl Popper, Churchill’i sırf bu özelliğinden dolayı, yüzyılın en önemli siyasetçisi sayar. “Nere gitse seçiliyor! Birey olarak değerli, parti mensubiyetiyle değil!”

ABD’de durum, bundan da beterdir. Orada önseçim de parti üyelerinin değil, bütün halkın katılımıyla yapılır. Adayları da partililer değil, bizzat seçmenin kendi belirler ve zaten seçim iki dereceli yapıldığı için, aday seçilirken, kimin seçileceği de meydana çıkar. Kaygı gene aynıdır: “ Vekil, senatör veya başkan, parti örgütünün müdür? Halkın, milletin mi?” ABD’de, taraf değiştiren pek görülmez. Buna gerek de yoktur çünkü parti disiplini denilen şey, yoktur ve görülmemektedir. Karl Marx da bunu “en demokratik cumhuriyet” diye tanımlar.

Anglo Sakson sistemleri, bireyi öne çıkarıyor diye eleştirilir. Kıt’a Avrupası sistemi ise bireyi “idea’ya” mahkûm ediyor, diye! Ama herkes, memnun kendi sisteminden…

Aslolan, halkın oy verirken seçilenden ne beklediğidir. İngiltere’de bir “ev kirası skandalı” çıktı, o işe karışanların hiçbiri, bir daha seçim kazanamadı! ABD’de başkanın seçimi kazanırken etik davranmadığı meydana çıktı, adam makamdan mahkemeye, oradan eve yollandı.

Kimi niçin seçiyorsunuz? Bu soru yanıtlanmalı! Yoksa adam, “Churchill bile değişti” der, partiyi değiştiriverir… Ne diyeceksiniz? Sorun onda mı, sistemde mi, bizde mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.