1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Vergi kaçakçılığıyla savaşım böyle mi olur?
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Vergi kaçakçılığıyla savaşım böyle mi olur?

A+A-

Vergi kaçakçılığını önleyebilme adına hükümetin almakta olduğu önlemler gerekli ve kaçınılmazdır. Bu bağlamda “Ekonomik Varlıkların Güncellenmesi ve Ekonomiye Kazandırılması” başlığı altında bir yasa tasarısı gündeme geldi. Ne var ki, bu tasarıdaki bazı sakıncalı maddeler kaş yapayım derken göz çıkarma durumunu yaratacaktır. Bu tasarıyı alıp bana getiren ve köşemde bunu yorumlamamı isteyen  deneyimli maliyeci dostum öncelikle şu vurgulamada bulundu: “Hesaplarda düşük gösterilen stokların artırılması tasarlanıyor ki, bu yanlıştır.

Çünkü stoklar gerçekte olduğundan da fazla gösterilip bu beyan 2011 ve daha sonraki yıl matrahlarının da azaltılmasında kullanılabilir. Burada ancak stoklar dışında sadece beyan edilmeyen; örneğin bina gibi diğer sabit kıymetlerin bilançoya kaydedilmeleri uygundur. Zaten bu yasa olmadan da hesaplarda düşük gösterilen sabit kıymetlerin değerlendirilmesinde herhangi bir engel yoktur. Eskiye oranla bir fark varsa o da şu: Değerlendirilen miktarlardan amortisman alınmıyordu, şimdi bu yasa ile bu da sağlanacak.”
  
Satışlarını gizlemek için stokları aşırı şişiren mükelleflere stokları düşürme olanağının verilmesinin son derece yanlış olduğunu maliyeci olmayanlarımız bile anlayacaktır. Bu durum, devlette çok büyük vergi kaybına neden olur. Hiçbir haklı gerekçesi de yoktur. Ayrıca bu tür mükellefler ve muhasipler stokları olduklarından da düşük göstererek 2011 ve diğer gelecek yıllarla ilgili matrahlarını da azaltabileceklerdir. Matrahların azaltılması demek daha az vergi demektir.
  
Dolayısı ile bu yasa tasarısıyla öngörülen “stokların gerçek değerlerinden gös
terileceği ve bilançoların güncelleneceği” varsayımı doğru değildir. Önümüzdeki yıllarda ödeyecekleri vergileri azaltmak isteyecek olan kimi muhasipler ve yükümlüler mevcut stokları olduğundan fazla veya eksik gösterebileceklerdir. Stokların şişirilmesi, sanal biçimde bankalardan kredi talebi durumunda da yarar sağlayabilecektir.
   
Bu tasarıya ayrıca devletin vergi dairesine sunulan dökümlerin kasa hesabında veya ortaklar cari hesaplarında beyan edilen ve dolayısı ile hesapların incelenmesi esnasında kolayca görülecek olan kalemlerde değişiklik yapma düşüncesi hakimdir. Ne ki, işte bu bağlamda da satışların gizlenmesi amacıyla muhasiplerin o kalemleri şişirme olasılığı vardır. Deneyimli maliyeci dostum bu konuda “Bazı foyalarının her an ortaya çıkacağı kaygısıyla bu değişikliği ısrarla dayatanların hiçbir haklı gerekçeleri olamaz” diyor.
  
Akla gelen soru şu: Az vergi ödemek amacıyla kazançlarını gizleyenlere servet affı mı getiriliyor? Bu yasa tasarısı sayesinde, yalnız geçmiş yıllarda ödenmeyen vergilerin tahsilinden vazgeçilmekle kalınmayacaktır. Servet değerlerinin olduğundan da fazla gösterilmesi durumunda ileriki yıllarda ödenmesi gereken vergilerin de azaltılması yolu açılacaktır. Servet affı, ancak uzun süre yurt dışında tutulan bir kısım servetin KKTC’ye getirilmesi bağlamında düşünülebilir. O da, o servetlerin belgelenmiş olması koşuluyla.
  
Bu yasa çalışmasının bir diğer sakıncalı maddesi de matrah artırımıyla ilgilidir. Burada, kazançlarını gizleyip düşük vergi ödeyen mükellefleri, gizlenen kazanç ve dolayısı ile kayba uğratılan verginin miktarına hiç bakılmadan, dürüst beyan veren mükellefleri isyan ettirircesine, düşük bir vergi ödeterek aklama yönüne gidilmektedir. Bu şekilde, devletin vergi dairesinin geriye dönük inceleme yetkisi tamamen ortadan kalkacaktır. Sırasında birkaç milyon vergi kaybına sebep olan mükellef, 5 – 10 bin lira ödeyerek aklanmış sayılacaktır. Bu durum “hükümetin korumak istediği vergi kaçakçıları mı var?” sorusunu gündeme getirir.
  
Matrah artırımıyla ilgili madde, ulaşılacağı varsayılan hedeflerle de çelişmektedir. 2006, 2007, 2008, 2009 ve 2010 yılları ile ilgili matrah artırımında bulunan bir mükellefin, çoğu durumda stoklarını, kasasını,  ortaklar cari hesabını düzeltmesine ya da servet artırımı ile ilgili beyanda bulunmasına gerek kalmayacaktır. Çünkü matrah artırımı durumunda vergi dairesinin bu yıllarla ilgili hesap sorma yetkisi ortadan kalkacaktır. Örneğin, hasılatlarını gizleyip hesapları uyuşturma amacıyla 2,000,000 TL ortaklar cari hesabı gösteren bir kurum düşünelim. Bu kurum, neden bunun yüzde 5’i olan 100,000 TL vergi versin ve bu miktarı sermayeye aktarmak zorunda kalsın ki? İlgili maddeye göre matrah artırımında bulunan bir kurum maksimum 2,500 TL’lik kurumlar vergisi, 6,700 TL dolayında da KDV öder. Nasıl olsa şirketten alacaklı gösterilen hissedarlar da, geriye kalan parayı çekip ceplerine atarlar. Vergi Dairesi de hiçbir durumda onlara hesap soramaz. Devletin hazinesini korumak bu mu?
  
Burada da yine sadece geçmiş aklanmakla kalmayacak. Kimi zaman 2011 ve diğer yıllarla ilgili olarak da Vergi Dairesi hiçbir yetkisini kullanamayacaktır. Örneğin ileriki yıllarda servet incelemesi yapıldığında matrah artırımında bulunan bir mükellef servetini matrah artırımında bulunduğu yıllarda elde ettiğini iddia edebilecektir.
  
Tasarıda, itirazlı, tahakkuk etmemiş, inceleme aşamasında ya da tek taraflı kesinleşmiş vergilerde uzlaşmaya dair bir madde daha var. Bu maddeye anlaşmalı ve beyan edilip tarh edilen vergiler girmiyor. Dolayısıyla mükellefler bekleyecekler.  Bu çalışma yasalaşıp yürürlüğe girene kadar hiç kimse Vergi Dairesi’ne gidip anlaşma yoluna girmeyecektir. Zaten durum şu anda da budur. Tasarı, mükellefleri daireden uzak duran bir beklentiye geçirdi.
  
Tasarının bu şekilde yasalaşması durumunda ne olacağı açık ve nettir.  Tarh edilen vergiler olması gerekenden çok yüksekse, hele daire ile bunun yüzde 50’sinin altında bir miktara anlaşma olanağı da varsa, mükellefler bu yasaya başvurmayacaklardır. Ya ne yapacaklar? Sadece kesin bulgulara dayanan tarhiyatlarla ilgili hiçbir indirim yaptıramayacaklarından, yasaya başvurmak yerine, ödemeleri gereken vergilerin yarısını, cezaların da %10’unu ödeme yoluna gideceklerdir. Dolayısıyla devlet, alması gereken vergileri de bağışlamış olacaktır.
  
Bu yeni yasa çalışmasında o kadar çok vergi affı düşünülmüş ki, muhasebe ilkeleri de göz ardı edilmiştir. Örneğin bu tasarıda, ortaklar cari hesabındaki değerlerin pasifte açılacak özel fon hesabına kaydedilmesi gerektiği ve bunun 6 ay içinde sermayeye ekleneceği belirtilmektedir. Oysa, yerleşik muhasebe ilkelerine göre, vergi ödendikten sonraki kalan miktarın sermayeye eklenmesi zaten gerekir. Ne ki, o miktarın 6 ay içinde sermayeye eklenmemesi halinde ne olacağı da tasarıda belirtilmiyor.
  
Bu konu ile ilgili ille de bir yasa mı çıkarılması gerekirdi? Öyleyse sadece hesaplarda hiç gösterilmeyen, ya da gösterilip zaman içerisinde gerçek değerinden düşük kalan stoklar dışındaki bina ve arazi gibi taşınmazların güncellenmesi olabilirdi. Bir de, servetle ilgili yurt dışından kaynak getirilme durumu var ki, ancak o konuda bir servet affı düşünülebilir. İşte bu gibi durumlarda vergisini yasal çerçevede ödeyen mükellefler fazla rencide olmazlar. Dolayısıyla düzgün beyan vermeye devam ederler. Vergi Dairesi çalışanlarının motivasyonları da bozulmamış olur. Çünkü bu çalışanlarda artık “Gelen - giden hükümetler aftan başka bir şey düşünmez. Biz neden fazla gayret gösterip kendimizi zorlayalım ve akıntıya kürek çekelim?” düşüncesi egemen olmaktadır.


Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.