Aysu Basri Akter

Aysu Basri Akter

Yenidüzen Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Ya 31 Ocak?

A+A-

Gündem elektriksizlik!.

Sadece elektirksizlik değil, telefon, internet başta olmak üzere temel teknoloji üzerinden kullandığımız her şey hayatın merkezine yerleşmiş durumda.

İnsan nefes alamadığı zaman anlarmış derler havanın önemini. Biz de temel ihtiyaçlarımızı bugünlerde yeniden keşfediyoruz.

Kredi kartı, internet üzerinden olan bütün işlemler, haberleşme doğrudan etkileniyor.

 Isınamıyoruz...

Neden?

Çünkü sendikalar greve gidiyor?

Maliye Bakanı ilk açıklamasında özellikle hastanelerdeki ameliyatların olumsuz etkilendiğini söyledi.

Aynı açıklama Başbakan tarafından tekrarlandı.

Ekonomi Bakanı doğrudan sendikanın sorumlu tutulması gerektiğini açıkladı.

Peki ya hükümet?

Yani düşünsenize; bir ülkede birkaç yüz çalışan greve gidiyor, bütün hayat duruyor. Hükümet greve gidenleri suçluyor, sorumluluğu sendikaya yöneltiyor.

Nerede yönetim sorumluluğu, nerede devlet, nerede hükümet sorumluluğu?

Başka ülkede olsa değil bir Bakan elektirk kesildi, ameliyat yapamadık diyecek anında istafa eder. Normal şartlarda en çok kesinti yaşayan bir ülke hala devlet hastanesinin jeneratör sorununu çözememişse, zaten batmaya mahkumdur.

Bundan dolayı sendikayı suçlayan Bakanın o koltukta işi yoktur.

Bir ülke, hükümet tarafından yönetilir. Sorumluluk hükümettedir ve temsil ettiği devlet mekanizmasında.

İşin aslı sendika tahsil edilemeyen elektrik boçlarına ve kurumun içinde bulunduğu sıkıntılara ilgi çekti. Maliya Bakanlığının elektirklerini kesmeye kadar tepkisini dile getridi.

Birşey değişmedi.

Devletten torpiili olanlar milyonluk borçlarını katlamaya devam ederken, zor durumda birkaç liralık borcunu ödeyemeyenlerin otomatik olarak elektriği kesilmeye devam etti.

Defalarca tepikler dile getirildi, hükümet kanadı bu alanlarda özelleştirmeye gidilmeyeceğini söylemenin ötesine geçemedi.

Sendika panel düzenledi, kağıt üzerinde çalışmalar yaptı, yine hiçbir yetkili ilgilenmedi.

Hükümet yalancılık yaparak, hiçbir diyalog teşebbüsü olmadan özelleştirme yasasını meclise havale etti.

Şimdi sendika grev kredisini gereksiz kullanmakla suçlanırsa, öncellikle ciddi bir vicdan muhasebesi yapılmalıdır.

Bugün söz konusu kurumlarda çalışanlar özel eğitilmiş nitelikli personeller. Dahası hepsi kamu personeli.

Yani kurum özelleştirilse de muhakkak üç aşağı beş yukarı ortalama benzer bir maaşla ve aynı haklarla çalışmaya devam edecekler. (En azından grevler öncesi durum buydu.)

Buna rağmen ellerini taşın altına koyarak toplumsal temelde bir hassasiyeti sırtlandılar.

Burada sorun birkaç çalışanın işsizliği ya da maaşının kesilmesi değil.

Temel sorun “ala una ala tre” anlayışıyla, bütün devlet kurumlarının hesapsızca satılması.

Sorun özelleştirme de değil, nitekim bu şartlarda özelleştirme değil, Türkiyeli şirketler üzerinden ayrı bri tekkeleşme yaratılıyor.

Bütün dünyaya kapalı bir yapı içinde bütün değerli kurumlar Türkiye iktidarı tarafından yönlendirilen şirketlere peşkeş çekiliyor.

Diyelim ki, özelleştireceğiz ve serbest piyasa ekonomisi şartlarını geliştireceğiz?

Peki kaça gidecek bu şirketler, hangi koşullarla özelleşecek?

Daha eder bedeli bile tespit edilmeden, kamu vicdanı tatmin edilmeden neye hizmet ediliyor?

Hangi yasal mevzuat, hangi örnek temelinde, hangi yönetimle yapılacak bütün bu özelleştirmeler?

Bu hükümetin ayıbı.

Ama bu süreçte sendikaların da boylarını aşan bir ayıbı vardır.

Herşeye rağmen birlikte duramamak.

Genel grev kararı üretememek.

Hala ortamı tahlil edip, sürdürülebilir bir tavır geliştirememek.

Sendikal platforma farklı kesimlerin de destek vermesi önemlidir. Yaratılan birliktelik de küçümsenmemelidir. Ancak bugün böylesi bir ortamda hele yaşanan olumsuz eylem tecrübelerinden sonra, kitlesel eylem koymak anlamsız kalıyor.

Hele 10 gün sonraya belki gündem, hükümetin ardı ardına manevralarıyla yeniden şekillenirken...

30 Ocak’ta eylem yapıyorsanız, 31 Ocak’ta da ne yapacağınızı bilme sorumluluğu taşımalı, ertesi günü de belirleme erkine ulaşabilmelisiniz.

Bugün siyaset etksizleşiyor ve kamusal değerler arka arkaya yitiriliyor. Hükümetin sorumluluğunun farkındalığı ile bunu değerlendirmesi gerekiyor.

Yoksa tarihe kurumlarını yok pahasına satan hükümet olarak geçmeye adaydır.

Ancak herşeye rağmen bu hükümet hatalarını tekrarlamaya devam edebiliyorsa o zaman da sivil toplum ve siyasi muhalfete çevrilir gözler.

Hükümet sorumluluğunu tartarken muhalefet ve sivil toplum da sorumluluğunu tartıp etkisizliğini tahlil etmelidir.

El-Sen ve Tel-Sen grevleri toplumsal farkındalık ve muhalefet açısından kritik bir eşikti.

Bu eşik belli ki atlanamadı.

Günübirlik eylem ve gösteriden öteye gidilemediği noktada halkın bireysel temelde yaşadığı mağduriyetin anlatılmasında da sıkıntılar yaşanacaktır.

Bu ortamda çalışanının mağduriyetiyle karşılacak bir sendika ve herşeye rağmen hala zümresel çıkar çatışmalarıyla bölünmeyi yaşayan bir sivil hareket sorunu da pekişecektir.

Sonuçta toplumsal destek ve katılımdan yoksun gürültü temelli eylemlerle, haklıyken etkisizleşip haksız duruma düşülecektir.

Umalım ki, böyle bir sonuç çıkmasın.

Bu sadece bir sendikal ya da muhalefet başarısızlığı değil, toplum için ağır bir kayıp olur.

Ama sanırım 31 Ocak’ta ne olacağını sendikalar ve muhalefet belirlemeyecek!


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.