1. YAZARLAR

  2. Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

  3. YÂD ETMEYE MAHKÛM MUYUZ?
Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

YÂD ETMEYE MAHKÛM MUYUZ?

A+A-

Uygulanan politikalarla İmroz’dan göç etmek zorunda kalan İmrozlu Rumlardan 2000-3000 kadarı her sene Ağustos ortalarında Meryem Ana’nın Göğe Yükselişi Yortusunu (to panayiri tis Panayias) kutlamak için düzenlenen festival nedeniyle adaya dönüyorlar.

O gün, bilhassa orada doğup büyümüş yaşlılar için anlamlı bir gün.

O gün yeniden doğmaktır onlar için.

Anılarını, yurtdışında hayalleri ile canlı tutmaya çalışanların canlandırdıkları gündür o gün.

Ve yıllar geçtikçe, onların sayıları azaldıkça, bu duyguları yaşayanlar gittikçe, ada tamamen Türklerin yaşadıkları ada olmaya mahkûm…

Geri kalan gençler adanın havasını soluyarak büyümediklerinden…

Toprağını, doğasını içlerine çekmediklerinden…

Bir müddet sonra İmroz, tarihin sayfalarında kalmak üzere silinip gidecek.

Tıpkı, “Senden en son bahsedildiği gün ölmüş sayılırsın” sözündeki gibi ada bir daha Rumların yaşadıkları ada olamayacak.

Orada ne festivaller düzenlenecek, ne de uzaklarda yaşayan bir İmrozlu adası ile ilgili duygularını hayalinde yaşatacak.

Tam bu duygularla yoğunlaşıp bizimle Baf arasındaki kopuşu düşünürken; Halil Onbaşı bir yazı paylaştı facebook’ta…

 Yazı, Baf Kurtuluş Lisesi Ve Sinemalar üstüneydi.

Zaten anlatmaya bile gerek yok bunu.

Sadece adını söylesem her Baflı o günlere gider.

Yeniden yaşar Cengiz Topel veya Papatya sinemasının gişesinden rahmetli Dinçer Halluma’nın eliyle bilet almalarını.

Sinema kapısından girerken yine rahmetli olmuş Zehir Ali’nin kıyafet kontrolünden sonra içeri alınışını.

Öyleydi o dönem.

Öğrenciler sadece Cumartesi okul kapanışından sonra ve Pazar günleri sinemaya gidebilirlerdi.

Gidenlerin üniforma ve kravat takmaları zorunluydu.

Diğer günlerde oradan geçmek bile yasaktı.

Bu yüzden Cumartesileri ders bitimine yakın dellallarımız okul önlerinde oynanacak filmlerin anonslarını yaparlardı.

 Hatırlanacaklar arasında bir de sinema önünde büfesi olan sandviççi Velettin Dayı vardı.

Facete bu anıları okuyunca haliyle Velettin Dayının yaptığı bol biklalı veya tavuklu tostunun tadını yeniden yaşarsın.

Yaşamışsanız eğer.

Tüm bunlar hafızalara kazınmıştır ki ilk cümleden daha kokusu gelmeye başlar oranın.

Bazıları sorar, “Ne bulun da en küçük fırsatta Baf’a giden?”

Veya başka bir soru ile karşımız çıkarlar, “O kadar yolu gideceğine arkadaşların Mağusa’da oraya gitsen olmaz mı?”

İmrozlular her sene yortu için adalarına bir yıl boyunca hafızalarındaki koku için koşarlar.

Oradaki anılarını yeniden bulmak belki kalıcı olabilirler diye çabalarlar.

Ancak her sene hayalleri peşinden gittikleri adada birer turist muamelesi görürler.

Ve onlara şu iması yapılıyor, “Siz artık burayı ancak yâd edebilir, hayallerinizde yaşatabilirsiniz”.

İşte son cümledeki,”ancak yâd edersiniz” sözüne takılıp kaldım…

Bu kadar çabamızın karşılığında biz de mi Baf’ı turist olarak görmeye ve ölene kadar sadece yâd etmeye mahkûm kalacağız?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.