Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Dr. Dolgun Dalgıçoğlu

Afrika Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yağmur…

A+A-

Ufukta bir parlama oldu…

Pat diye söndü.

O parlamada ortalık günlük güneşlik gibi açıldı…

Karanlıkların içinden deniz göründü…

Denizin içinde bir gemi vardı.

Gemi öylece duruyordu.

Kısa süren canlılık ardından karanlık geldi.

Girne kayboldu.

Göz alıştı sonra.

Şehirdeki ışıklar parlamaya başladı.

Dükkânların reklamları, sokakların lambaları, havuzun parlayan fıskiyesi.

Sağımda Beşparmaklar, solumda dikili iki bayrak…

Aşağıya indim.

İnerken hız kamerasını fark ettim.

Yavaşladım.

İyice yavaşladım.

Arkadaki araba ışıklarını yaktı, söndürdü.

Kızmış olmalı.

O yana bakmadım, “geçsin gitsin” dedim.

Geçti, gitti.

Tam inmiştim ufuktaki parlama bir daha oldu.

Deniz bir daha ortaya çıktı.

Gemi biraz daha ilerideydi.

Demek ilerliyor.

Hani İstanbul olsa…

Kuzeydeki görüntüyü fark etsem.

Gemi Boğaz’a girecek, derdim.

Burada boğaz yok.

Liman var.

Ama duruşu pek limana değil gibi geldi.

Geçecekti o gemi.

Ya Mısır’a ya Ürdün’e…

Bu saatten sonra Suriye’ye gidemezdi ya.

Filistin’e de gidemez.

Belki İsrail olabilir belki Suriye’ydeki IŞİD’e silah.

Olmadı teğet geçip Cebelitarık’a gider…

Kim bilir.

Zaten yokuş bitince de unuttum gitti.

Nereye giderse gitsin.

Düzlükte.

Yani Girne üst yolunda giderken parlama bir daha oldu.

Bu sefer gemiyi göremedim.

Denizi de göremedim.

Fakat deniz oradaydı.

Ama başka şeyler gördüm.

Yükselen binalar ve yeni binalar için kurulmuş vinçler.

Katliam devam ediyor.

Darağaçları kurulmuş.

Sıra sıra hem de.

Katlediyorlar güzelim Girne’yi.

“O yol gerekmez,” demiştim.

“Yapmayın, etraf apartman, ev, bahçe, bir sürü betonarme dolacak, kıymayın,” demiştim.

Bugünkü rezaletin gideceği noktayı o yola izin verenler gelip bir daha baksınlar.

Baksınlar da ya utansınlar ya da bilmem artık.

Derken parlama bir daha oldu ama bu seferki biraz daha güçlüydü.

“Yağacak,” dedim.

Hem de sabahı bulmadan dökecek nesi varsa.

Eve girdim.

Havaya baktım…

Yağmamıştı hala.

Sonra sabah oldu.

Sabah çıktım.

Erkendi saat.

Ufuktaki patlamalar yine vardı.

“Yağacak” dedim.

Toprağa baktım.

Toprak ıslaktı.

Gece yağmış olabilirdi ama ben duymamıştım.

Biraz yürüdüm.

Biraz daha gittim.

Başıma bir damla su çarptı yere düştü.

“Yağmura yakalanacağım” dedim.

Eve koştum.

Sicim gibiydi yağmur.

Dağlar, ovalar, geriye kalmış tüm yeşillik…

“Oh” diyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.