1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. "Yanlış insanlar" doğruları düşünemezler ve Talat'ın doğruları
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

"Yanlış insanlar" doğruları düşünemezler ve Talat'ın doğruları

A+A-

Geçmişte,  “şükran sana Anavatan”  diyen vatanseverler her 20 Temmuz’da o şükranlarını tekrarlarlardı.  Fakat her devrede sistematik propagandaları ile   Ulusal değerlerin   içine tükürerek  moralleri bozmaya çalışan,  kendileri küçük sesleri büyük   kesimler, öteki toplumsal değerlere yaptıkları gibi  bu  “şükranı”  da propagandalarına     utanılması gereken bir olay olarak koydulardı!

Hava da çok müsaitti:  Değil mi ki aramızdaki bazı TC’lilerin yemediği herze kalmamış,  suçların envai türlüsünü işleyerek halk katlarında korku,  paniğe neden olmuşlardı. 

Bu   “derbederlerin”  yarattığı illegal olayları araç olarak kullanarak,   Türkiye”ye yönelik kampanyalarına halk desteğinde zemin oluşturmuşlardı…

Oysa ne alâka?  Türkiye ile  Türk insanının KKTC için önemi  nerede,  hırsızlar,  katiller,  tecavüzcülerin yarattıkları olaylar  nerede?  Türkiye ile Türkiyelileri   katillerin,  tecavüzcülerin,  hırsızların  safına koyarak  “bir tekini istemeyiz”  kampanyasının malzemesi yapmak, ancak  bir kesim Kıbrıs Türk İnsanına nasip kısmet oldu! 

Bravo mu diyelim?  Yoksa  “ayıplar olsun”  diyerek  hakçasına doğruları mı söyleyelim?

****

İŞTE DOĞRULAR

Uzun uzun anlatacak değiliz.  Çünkü bilip anlamamazlıktan gelmelerine karşın bal gibi de hem biliyorlar hem anlıyorlar…

BİR:  Eğer Türkiye olmasaydı ne 1963’lerde başlayan Rum saldırılarına dayanabilirdik ne 1974 de Makarios’a yapılan darbe sonucunda  adanın elimizden kayarak Yunanistan’ın  Akdeniz’de sahip olmak istediği son ada oluştan kurtulabilirdik!

İKİ: Ve zaten  1963’ü kaybetseydik,  sonrasının lafı bile edilemeyecekti!

ÜÇ:  Eğer Türkiye olmasa, adada askeri ile güvencemizi sağlamasa,  bütçemize hakkımızdan fazlasıyla para akıtmasa,  Kuzey’i yeniden Kıbrıs Türk insanın vatanı yapmak için alt yapı yatırımlarını yüklenmese,  KKTC’yi dış dünyanın siyaset sahnelerine çıkarıp takdim etmese,  AB’ye bile Kıbrıs siyasi sorunu nedeniyle rest çekmese;   bugün  Türkiye’nin de tepe tepe kullandığı bir Kıbrıs Türk halkı olurduk ki Anadolu halkına gıpta ile baka kala!

DÖRT:  Esas olaya gelelim.  Eğer Türkiye’nin Kuzey’e yönelik türlü çeşitli parasal katkıları ile yatırımları olmasaydı,  şimdilerde Güney’deki Rum’u da dolabına alıp çevirmeye başlayan ve tüm dünyayı saran ekonomik kriz nedeniyle  tutun ki Somali’yi oynamış olurduk! 

OYSA.  Sittin senedir battık,  mahvolduk,  geberiyoruz iddialarıyla yollara düşmüş eylemcilerin  naralarına karşılık bu halk hâlâ  “vardır.”     Üstelik maaşından tek kuruş fedakârlık yapmadan,  direkt  vergi vermeden.  Ve doğrusu şu ki   üretmeden,  ihracat yapmadan kazanmaktadır da!  (Ha,  aşağılarda asgari ücrete talim eden,  canları çıktı çıkacak,  özel sektör kurallarının acımazlığında emekleri son ter tanesine kadar harcattırılan işçilerimiz,  emekçilerimiz hatta artık üniversite mezunlarımız yok mudur?

Çook!  Fakat Hükümet başta olmak üzere hangi muhalif siyasi partinin,  grev yapmaktan iş yapacak zamanı kalmayan hangi sendikanın,  tuzu kuru hangi memurun,  hangi  STÖ’nün umurunda oluyor ki bu insanların yaşam ve emek hakları?

Haa! Yollarda onlar için de yürüyoruz demek yetmez!  Çünkü o destek eylemleri sadece muhalefetin iktidara yönelik  yıpratma taktiklerinin bir parçası!  Bir de Kıbrıs siyasi sorununu istedikleri çözüm yörüngesine sokmaya yönelik planlarının parçası.   

KISACA:  Türkiye  bizi Anadolu halkına  gıpta ile bakan bir halk yapmadı.   Aksine Anadolu halkının KKTC’ye gıpta ile baktığı bir halk yarattı!   Üstelik işçilerimizi bile oradan sağlama üstünlüğünde…

Eh!  İnsaf da dinin yarısıdır.  Bu Türkiye’ye eğer hâlâ yüreğinin sevgilerinde  şükran duyan  insanlarımız varsa,   bu  “şükranları”   çok mu utanılacak bir duygudur ki  o Türkiye’ye  “paranı al da başına çarp”  demektedirler! 

****

Sn.  TALAT’I ANLIYORUZ

Önce şu yönden:  Eğer önümüzdeki devrede Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacaksa  ki sürdürmekte olduğu kampanyası bunu onaylıyor,   kendisini bir partinin değil,    “halkın Başkanı”   olarak takdim edecektir…  Sn. Talat bunu yapıyor.  Ve sadece Muhalefet çevrelerine değil,  UBP çevreleri ile Sağ’a da hitap ediyor,  kısaca  “ben halkın adayıyım”  imajını çakıyor… Dolayısıyle bir dönemlerin müzakerecisi oluşunu da propaganda sahnesine taşıyor.

“Pekala başka ne yapmasını beklerdin”  sorusuna  “politikada olagelen neyse onu yapıyor”  diyorum ve ekliyorum.  Ancak Sol’un ezberini bozuyor. 

Önce eski bir “müzakereci”  Hristofyas’ın masa başındaki uzlaşmaz tutumuna dikkat çekiyor  çözüme ulaşılamamasının sorumluluğunu Hristofyas’a yüklüyor.

Ve geçen gün  “çok bilinen bir klasik Rum liderliği tutumunu daha ayazlatarak şöyle diyor:  “Rum tarafı düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışı ile hareket ediyor…”                                                                             Sn.  Talat Rum’un İsrail’le ilişkilerine yorum getiriyor,  Türkiye’ye İsrail üzerinden tos atmaya çalışmasını bu deyimle ifadelendiriyor…  Tabi  “bize göre”  doğruyu söylüyor.  “Bize göre”  diyorum çünkü bu memlekette bir de  “Sol’a göre  yorumlanarak değerlendirilen bir Rum tutumu vardır!   Onların da ötesinde Hristofyas’ı sütten çıkmış ak kaşık esamesinde görenler… 

Talat  “CTP bünyesinden çıkmış Sol patentli politikacı olarak  politika yapmış da olsa,   bu son çıkış ve yorumları ile tutun ki   memleketteki siyasi davanın  Sol-Sağ görüş ve tutumlarında yansıdığınca değil,  Türk-Rum anlaşmazlıklarında geliştiğince şekillendiğini ortaya koyuyor.  Ve yine tekrar edelim,   bize göre  “doğruyu”  söylüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.