1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Yarabbi şükür
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yarabbi şükür

A+A-

Bu olan bitenler şaka değil.

Bu olan bitenler ibret çıkarılacak olaylar. 

Bu raddeye gelebileceğini rüyada görsek inanmazdık.

Halkın ahlaklı olmasını bekleyen; ağzımızdan çıkan kelamlara bir bir dikkat ederek gereken yerde faşizan baskılarla bizleri mahkum edenlere bakın!

Bütün bu olanlar içlerine siniyor mu, bundan birkaç sene sonra olan bitenleri nasıl yorumlayacaklar doğrusu merak ediyoruz.

Kızmamak elde değil!

Yeter artık! Bir devleti yönettiğinizi unutmayın! Bu devletin sadece sizin özel meselelerinizden ibaret olmadığını hatırlayın!

Burası sizin şahsi mülkiyetinizde bulunan bir mal, bir şirket, bir organizasyon değil!

*** 

Halkın önünde meddahların dahi bürünmekten çekineceği kılık ve vaziyetlere bürünen bu kişiler belli ki memnunlar gidişattan. Belli ki bulundukları mevkilerde işgal ettikleri pozisyonlar ile bağdaştırdıkları icraatlar bu durumla eşleşmekte...

Haksız mıyız böyle düşünmekte?

Memnun olmasalar ne siyasal partilerinin bu denli ayağa düşmesine izleyici olurlardı, ne de kendilerini bu durumlara düşürürlerdi. 

Mahkemelerde ne için mücadele ettiklerinin sorsanız verecek yanıtları olmaz.

Mahkemelere düşüşlerinin halkın ne işine yarayacağını sorsanız susup kalabilirler.

Bu olan bitenlerin memlekette neleri kötüye götürdüğünü, neleri zorlaştırdığını, neleri ertelendiğini soracak olursanız belki onlara göre yoktur bile. Ama biz esas çileyi çekenlere sorarsanız "Çok şey" deriz. Hatta bir şey diyemeyip "Ahhh!" deriz sadece.

***

Bir memleket düşünün ki halk sorundan başını kaldıramıyor. 

Bir memleket düşünün ki halk tüm umutlarını yitirmiş. 

Bir memleket düşünün ki bayındırlık adına, çağdaşlık adına her türlü görüntüsünü yitirmiş durumda.

Ve o memleketi idare edenler, kendi meselelerinden başını kaşıyacak zaman bulup, halka, memlekete zaman ayırmaz, ilgi duymaz oluyorlar. İlgilenemiyorlar.

Halkın sesini duymuyorlar. Kendi kişisel çıkar ve menfaatlerinin peşine düşmüşler. Kendi şahsi arzularını yerine getirebilmek uğruna her türlü hareketi yapıyor, her türlü hesabın içine giriyorlar.

Ve bir memleket düşünün ki halk kendi dertlerini unutmuş, olan bitenleri izleyerek kendinden geçmiş, gerçek dışı bir yaşam sürerek "Elbet düzelecek!" diye bekliyorlar.

***

Şimdi bizi bekleyenleri düşündükçe ürküyoruz yeniden. 

3 Ocak'ta hiçbir şeyin net bir karara bağlanamayacağını biliyorduk. Halen her iki tarafın da bildikleri yolda yürüyerek meseleyi uzatacaklarına şüphemiz yoktu. Her iki tarafın da, inatla ve bu esnada halk adına üstlendikleri görevlerin kimbilir kaçıncı plana itildiğinin farkındaydık. Biliyorduk ki her şeyi bir kenara iteceklerdi. Memleketin başka meselesi yokmuş gibi sadece kurultaya yönelik çalışacaklarını da biliyorduk. 

Ama kabullenmiyoruz yine de işte. 

Kabullenmiyoruz bizler tarafından şeçilmiş ve bizim ihtiyaçlarımız için maaş alan insanların bizi bir kenara iterek  kendi meselelerinin peşine düşmelerini.

***

Bu süreç içerisinde cumhurbaşkanının müdahale etmemesi de çok ilginç. 

Biliyoruz ki taraflardan bir tanesi ile birlikte hareket ediyor ya da etme eğilimi var. 

Var da onun cumhurbaşkanlığından gelen yetki ve sorumlulukları da var. Halkın bu denli çaresizlik içine itildiğinin, Lefkoşa Türk Belediyesi meselesinin resmen kurultay kurbanı edildiği, dolayısı ile de bunca insanın da kurultaya kurban edildiklerini görerek hiç bir şey yapmaması inanılır gibi değil.

Yine de beklemek ve olacakları izlemek bizim tek yapabileceğimiz belki de. Fakat cumhurbaşkanı bizim gözümüz, kulağımız, dilimiz olabilirdi. Muhalefet de elini masaya vurarak "Yeter artık!" diyebilirdi.

Demiyor. 

Dedikleri de kısık sesli, yetersiz kalıyor.

Mahkemeye başka davalar da açılmalı o halde:  Muhalefet, sivil toplum örgütleri ve halktan kişiler dava sürerken halkın mağduriyetini önlemek, yasama ve yürütmenin işleyişini engelleyen icraatları veya icraatsızlıkları halk adına şikayet etmelerinin zamanı  gelmiştir.

Aylardır beklemekte olan işlere karşın durdurulmayan, yavaşlatılamamış veya bekletilmemiş işlerin olduğunu görmek de işin diğer düşündürücü ve ders nitelikli meselelerıinden bir tanesi. Mesela Ercan'ın özelleştirilmesi, mesela petrol arama şirketinin kurulması, mesela elektrik kurumu hakkındaki kararların konuşulmaya devam etmesi...

***

Bu işin sonu erken seçimdir biliyoruz. 

Erken seçim bizi paklamaz onu da biliyoruz. 

İrsen Küçük yerine Ahmet Kaşif'in olmasının da çözüm olmadığının farkındayız. UBP'ye katılımların halkın, devletin, yasama ve yürütme meselelerinin halk yararına bir etki gösteremeyeceğinin de farkındayız. Biliyoruz bilmesine de, etkili ve kesin bir hareketlilik içine geçemiyoruz bir türlü.

Türkiye Cumhuriyeti'ne kızdığımız, AKP'ye çattığımız zamanlar da oldu bu köşeden. Şu anda, mahkeme meselesinde doğrudan onları da suçlayamıyoruz doğrusunu isterseniz. Eroğlu'nu, Küçük'ü ya da Kaşif'i ortalığı dağıtın diye salmadılar ya ortalığa. Muhalefete sesiniz çıkarmayın oturun ve sadece olan bitenleri yorumlayın veya agresif tavırlarla arada nabzı yükseltin de demediler. Hatta sendikalara da çekilin köşelerinize demediler...

Bu mesele belki has Kıbrıslı bir mesele değildir. Fakat aktörleri de senaristleri de bizzat bizimkiler. 

İşte şimdi kılını kıpırdatmayacaksa bizimkiler, işte şimdi aklını halktan yana toplamayacaksa kavga edenler, belki de garantörlerden, Birleşmiş Milletler'den, Avrupa Birliği'nden yardım dilenmeye başlayabileceğimizi biz bile kabul edeceğiz.

***

Çünkü düzene, dirliğe, huzura, esenliğe, ferahlamaya ihtiyacımız var...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.