1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Yasaların çıkması değil, uygulanması önemlidir - Taksicilik - ve İngiliz
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yasaların çıkması değil, uygulanması önemlidir - Taksicilik - ve İngiliz

A+A-

Çalışan kesimler sorunlu hale gelip de   haklarını aramak durumunda kaldıklarında  farkına  varmaktadırlar ki gerçekte o  “haklar”  verilmiştir ama uygulanmamaktadırlar!    

Hani  “hukuğun üstünlüğü”  diyoruz ya!  O işte.  Yoksa yasalar zaten peşi peşine çıkmaktadırlar.  Ve artık yurttaş da görmektedir.  Siyasi irade çıkan yasaların ne takipçisidir ne de   denetleyicisi…

O zaman da memlekete yansıyan tüm sosyo ekonomik aktiviteler hatta kapsamına siyasi faaliyetleri  de alan tüm örgütsel oluşumlar   kulpuna uydurulduğunca ve uydurabilenler açıkgözlüğünde  geçerli olmaktadır.

MESELA TAKSİCİLİK OLAYINA BAKIN:   “Taksicilerle”  konuşuyorum.  Şimdi yıllardır değiştirile değiştirile  daha bir iyileştirilmesi gerekirken sonunda kimselerin içinden çıkamadığı bir karmaşa haline gelen  ve asla  uygulanmayan yasalarını didikleyecek değiliz.  Ancak vurgulayacağız:  Eğer bugün Taksicilik mesleği ile uğraşanların sorunları varsa bunun sorumlusu öteki tüm mesleklerde olduğunca hükümetlerdir.  Bu mesleğe ait çıkartılan yasaların uygulanmasını  unuttukları yahut unutmuş göründükleri için!.        

Çünkü  unutmuş olmasalardı ne oy uğruna popülizm dediğimiz bu meslek erbabına yönelik dalkavukluğu yapacak imkânları  kalacaktı ne de  mesleğin içindeki partililerinin desteklerini devam ettirebileceklerdi!  

Mesela şimdilerde  “Taksicilik”  mesleği ile iştigal edenlere  yeniden  “mesleki  kimlikler”  verilecek.  Öncesinde de vardı,   hatırlatalım!  Çünkü sorun kimlik sorunu falan değildir.   Çıkan yasayı uygulama sürecinde   “ciddiyetle  uygulanabilirliğini korumak sorunudur.”  

NİTEKİM: Bu Taksiciliğin çıkan yığınla yasaları  olduydu. Mesela   kimler  ve hangi standartlardaki arabalarla taksicilik yapabilirler…   Katedilen mesafelerin ücret  tarifeleri ne kadardır…    Sonrasında  taksimetre uygulamalarına da geçildiydi…    Arabaların hep ayni renkte olmaları gibi kararlar çıktıydı…   Yollardan bellerden Taksi Yazıhanelerini çiğneyerek haksız rekabetle gizlice müşteri kapma yasakları bile vardı…   Mesleği kötü ve kanunsuz amaçlarla istismar etmeyi önleyecek tedbirler vardı…      

Kısaca   bu mesleki kesimin sistemli ve ciddiyetle çalışmasını gerektirecek ne kadar uyulması gereken unsur varsa hepsi de kanun hükmünde madde madde mevcuttu. Kaldı ki bir de mesleğin kendi örgütü içinde kendini bağlayan ciddiyette tüzükleri de vardı  uygulamaları da.  Eee ne oldu?  Sorunlar daha beter oldu! 

KALDI Kİ:  Sorun sadece ve nasılsa mağdur olmuş Taksiciler sorunu da değildir.  Turiste hitap eden hizmetleri ile turizm sorunudur da.  İnsanlara bire bir  hizmet verdikleri için kılık kıyafetlerinden temizlik tertiplerine, arabalarının   yeterli oluşlarına kadar kamuyu da ilgilendiren sorunlardır. Taşıdıkları müşterilerinin niteliklerinden tutun da   eğlence sektörünü de içine alan hizmetlerinde   etik değerleri de içerir.              

YANİ:  “Taksi ve Taksici”  deyip geçmeyin:   Arabasına aldığı turiste yahut dıştan gelen bir ziyaretçiye memleketi herkeslerden önce tanıtan  Taksi şoförleridir.  Dolayısıyle bilgili de olacak,  en azından dert dinleyip anlatacak bir yabancı dil de bilecektir.  Hatta bilgisayar kullanacak cevap vermesi gereken sorulara hep hazır olacaktır…

OYSA NEDİR ŞİMDİ TAKSİCİLİK?  Ayağa düşürülmüş,   başkalarının arabalarında bir lokma bir  hırka kabilinden asgari ücrete çalışan derbeder insanların da mesleği!   Cep kadar arabaların taksi diye seyrüsefere çıktıkları yahut eksozlarından gazlar püskürterek yollarda cirit aldıkları bir meslek işte!  Üstelik kendi örgütsel Birlikleri  içinde de bir karara varamamışlar  çünkü  birbirlerine madik atmaktan fırsat bulamamışlar!

DİYECEKSİNİZ Kİ:  Şimdi her şeyler bitti  “taksiciler mi kaldı”  uğraşılacak?   Yook!  Bizim derdimiz bu ülkede mesleki kesimlerin kanunlardan azade olduklarını hatırlatmaktır.  Ki bakın bakalım Kamu Görevlileri,  Öğretmenler,  esnaf zanaatkârlar,  üreticiler tüketiciler,  sanayiciler turizmciler,  müteahhitler,  tabipler falan derken; haklarındaki yasalarında neler vardır,  oysa bu kesimler neler yapıp nelerle iştigal etmektedirler!           

Yani  dam başında saksağan vur beline kazmayı!  Hukuk Devletinden söz ediyoruz,  hukuk Devletinden… Ki bu ülkede bu güne kadar emekliye ayrılırken hiçbir Sayıştay, Ombudsman Başkanları ile  yüreği yanık üst kademe bürokratları  “gönül rahatlığı ile huzur  içinde görevimden ayrılıyorum”   dememişlerdir!  Çünkü yasalar çalışmamıştır ki yetkilerle sorumluluklar anlam taşısın!  

 **********

VE HAFTAYA ÖZELLEŞTİRME İLE GİRİYORUZ.

Aylar öncesinden devam ediyor   bu sonuncusu da  geçen haftadan kalma!  Dizinin adı  “memleketi adam edeceğiz.”  Senaryosu Hükümet’ten.  İçeriği…   (yazdım, sonra sildim çünkü ayıp olacak.)  Şimdi  “içeriğine” yeniden devam edelim:   “Devletin kamburundaki  sektörleri özelleştirerek hazineye yansıyan zararlarından kurtulmak…”

Başta CTP kanadı olmak üzere karşı çıkmayanı yok.  Yok da asıl konuşması,  ekonomik verilerini ortaya koyup siyasilerin siyaset içerikli değerlendirmelerini cevaplaması gereken  “ekonomistlerden”  yeterli ses çıkmıyor.  “Özelleştirmenin mahzuru yoktur”  hatta olması gerekir  diyorlar ama bizatihi mensubu oldukları siyasi partilere bile  etkileri olmuyor.  Olmadığı için de   “özelleştirme” olayı muhalefet partileri tarafından   sadece  UBP hükümeti iktidarını güçlendirmeye yönelik  tasarrufu olarak değerlendiriliyor.  Ve  ülkeye girecek yabancı sermaye korkusundan tutun da rekabetsizlikten doğacak tekelciliğe ve de yaratacağı yeni işsizler sorunlarına kadar  türlü çeşitli didiklemelerde eleştiriler yapılıyor…

ASLINDA:  Tabi ki bu yönleri ile  Özelleştirme tedirgin edicidir.  Hükümet sırtındaki kamburu atacağım derken yarın eğer yüzlercesi ile  yeni işsizleri kapısının önünde bulursa ne yapacaktır?  Yahut bu işsizleri istihdam etmek zorunda kaldıkta bütçesine yeni külfetler yüklemiş olmayacak mıdır? 

Doğrusu bu özelleştirme  konusunu çok da anladığımızı sanmıyoruz.  Fakat şunu iyi biliyoruz:  Bu ülkede ne yapılırsa yapılsın bir süre sonra  “bize benzer!”  Getirin en ciddisinden Alaman’ı,  üç gün sonra “bizim”  gibi olmaya başlar!

 **********

İNGİLİZ ÜSLERİ OLAYI

Geçen Hafta Rum’un  Meclisi oturdu  “İngiliz Üslerinin  adadan ayrılması gerekir”  diyerek bir karar aldı… 

Oysa daha bir süre önce adadaki İngiliz’in yüksek rütbeli bir askeri,  “boşuna heveslenmeyin üslerden asla çıkmayız”  dediydi.  Demek o zamandan kokusu çıkmıştı ki İngiliz subayı  “durup dururken”  dediğimize nazire bu açıklamayı yaptıydı!

Şimdi ne olacak?  Rum neden bu kararı aldı?  Bilemiyoruz.  Ancak çıkacaksa   “Dikelya’da da,   Ağrotur’da terk edeceği topraklarında hakkımız vardır.  En azından Dikelya Kuzey’e devredilmelidir.

İngiliz kararı sallamaz çıkmam derse işte tam fırsat.  Rum’a karşı İngiltere’yi de yanımıza alacak politika ortamlarını açmak gerekir.   Bu da Ankara’nın işi olmalıdır!  Hadi,   yeni  ve renkli siyaset günlerine diyelim.       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.