1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Yaz geldi - Perikleus'un tespiti - ve bir müjdem vardır
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yaz geldi - Perikleus'un tespiti - ve bir müjdem vardır

A+A-

Yaz geldi.  “Nerden anladın” derseniz,  “artan sıcaklarla kanımı emen sivrisineklerden ve de denize başladığımdan”  diyeceğimi sanırsanız,  yanılırsınız!

Zaten bunları herkesler bilir ki ukalalığını yapmaya hiç gerek yok…

Yazın geldiğini,  “saldırganlıklarla deliliklerin”  artmasından anladım!”  İsterseniz siz de gözlemleyebilirsiniz: 

Gidin, adının önünde  “yüce”  yazan Meclis’e ve milletvekillerinin nasıl birbirlerini yediklerini seyreyleyin.  Hah dersiniz,  sıcak vurdu işte!  

Ve çıkın yollara, arabaların motosikletlerin nasıl çıldırmışlar gibi,   sürat ne kelime,   uçtuklarını görün. Anlarsınız sıcakların şuurları nasıl kapatıp, akılları başlardan nasıl aldığını!…                                                    

YORUMLAMAYA GEREK VAR MI:  Müsadenizle biraz geriye gideceğim. Rum yazar Hrisostomos Perikleus’un   “Tarihsel Süreçten Kıbrıs Referandumuna”  adlı kitabından özetin de özeti bir alıntı aktaracağım.                                                    

Perikleus,  BM’ler Genel Sekreteri’nin 2002 yılında  Kıbrıs’ı ziyaretini hatırlattıktan sonra Kuzey’deki Türk   medyası ile bazı örgütlerin Yönetime ve Türkiye’ye yönelik tepkilerini  anlatır. Ve  Türk halkının siyasi tutumuna ilişkin şu tespitlerde bulunur:                             

“İki  bölgeli iki toplumlu federasyonu destekliyorlar… Sürekli eylem çağrısı yapıp Türkiye’yi ve Denktaş’ın kukla rejimini suçluyorlar… Kuzey’de gazeteler bombalanıyor…  Gazeteciler hapislere düşüyor…  KTÖS basına şu paralı ilanı variyor:  “Ne paranı,  ne ekonomik paketini ne de subaylarınızı istemiyoruz.  Biz Kıbrıs Türkleri kendimizi yönetecek bilgi, beceri,  potansiyel ve yeteneğe sahibiz.  Sizin köleniz olmak istemiyoruz. Ankara sırtımızdan düş,  defol.  Ankara sultanı:  Bu memleket bizimdir,  sizin değil! 27 yılda bizi yok ettiniz ve yıktınız!  Ama çabalarınız boşunadır. Her ne pahasına olursa olsun yaseminlerimizi geri alacağız. Buna yemin ettik ve ant içtik!...”  (Bunlar Perikleus’un o yıllarda tespit edip kitabına aktardığı Kuzey’deki Türk halkının  siyasi tutumundan sadece bir bölüm.)  

GELELİM NE DEMEK İSTEDİĞİMİZE:  1974’den önce de sonrasında da  Türk halkı saflarında çok kırılmalar oldu.  Fakat hiç birisi   Türkiye’yi açıktan hedefine alan  “örgütlü eylemler”  kadar  “kırıcı ve yıkıcı” olmadı!  Hiç birisi  “Kıbrıslı-Türkiyeli  ayırımcılığı” kadar halkı yanıltan bir başka kampanya yaşanmadı! 

Çünkü çok önceleri bu tip  tepkiler “bireyseldi!”  1974’den sonra  “örgütsel ve kitlesel”  oldular! 

Şimdi varmak istediğimiz sonucu vurguluyoruz:   Eğer bugün halk  “mahvolduk”  diyorsa,  umutsuzluğunu alın yazısı haline getiriyorsa,  kültürü yapısı gitti gider diyerek yakınıyor,  ezilip eridiğinin edebiyatını yapıyorsa,  falan…

Tüm bu şikâyet ve tepkiler Güney’deki Rum’un  şerrinden dolayı değildir!   Türkiye ile Türkiyelilerin elinden kurtulma kampanyalarında yansıyan ve yansıtılan  sistemli propagandaların sonucunda,  halka da dayatılıp enjekte edilen   “Türkiye karşıtlığından”  dolayıdır!

Nitekim 2002 yılını vurgulayan Rum yazar Perikleus o kırılma noktasını,  yukarıda özetini okudunuz,  çok iyi anlatır! 

DİYECEĞİMİZ İSE İSPATI İLE BİRLİKTE ŞUDUR: .  Bugün eğer bu adada kıyasıya bir iktidar ve muhalefet çatışması yaşanıyorsa bilin ki kökeninde  “Türkiye karşıtlığı” vardır! 

Mesela   daha dün Sn.  Talat hükümeti  suçluyor ve diyordu ki  “Bizim ekonomiyi  Türkiye’nin bürokratları yönetmektedirler!”   Demek istiyor ki batmışsak,  iki yakamız bir yere gelmiyorsa işte sebep budur!  Yani yine o Kıbrıslılık  efkârı! Kaldı ki  Ergenekon’a davetiye çıkartan da kendisidir!

Ve zaten anlatmaya ispata ne gerek vardır.  Artık açık seçik  Türkiye’nin istenmediği söylenip, yazılıp,  yayımlanmıyor mu? 

Hiç sorun değil!  Eğer kendimize yeteceksek amenna! Neden bizi Türkiye yönetsin?  Fakat bundan söz eden yoktur!  Çünkü asıl amaç Kuzey’den gidecek Türkiye’nin yerine  Rum’u koymaktır!  İşte büyük facia da budur zaten!

*****

VE YAZ GELDİ GENE AYNİ SORUNLAR BAŞLADI

Neydi onlar hatırlayalım.        Sahillerdeki pislikler!  Plajlarda akrobasi hareketleri yapan  jet skiler!  Plajlarda hâlâ güvenlikçi görevlilerin,  “ilk yardım teşkilatlarının”  olmaması!   Plajlara girişlerde   astronomik ücretler alınması!  Akşamları saat on ikiden sonra insanları uyutmayan gazino ve  düğün derneklerdeki çalgıcıların   sonuna kadar açtıkları  seslerle  bangır bangır bağıran müzikleri!  Vs…

Kısaca KKTC dediğinizin iki  “köşesi vardır:”  Birisi  “kış köşesi”  diğeri  “yaz köşesidir.”  Kış köşesinde yağmur yağar seller akar,  Arap kızı damdan bakar”  derken evler kalır sular altında,  telefonlar susar, yollar kapanır,  elektrikler kesilir…  Kışlık piknik yerleri   “kışlık pislik yerleri”  olur!  Yazmaya gerek var mı bilirsiniz işte!

“Yaz köşesini” yukarıda  yazdık zaten!  Şimdi soralım. Yani bu Kuzey’in adam olması için önce Türkiye’nin olduğunca çekip gitmesini ve de yerine Rum’un gelip sorunları çözmesini mi bekliyorsunuz? Pööö!  Kırk sene daha bekleseniz gene göremezsiniz?  Onun için şu kışlık ve yazlık sorunları çözün gayrı!  Yani iş yapın iş!  

*****

VE BİR MÜJDEM VARDIR

Bu ayın sonunda DAÜ’de diploma töreni olacak,  öğrencilerin çok büyük bölümü başlayan tatil nedeniyle   yurtlarına taşınacak.  Fakat arkalarında  “hatıralarını” bırakarak, Ki onları her gördüğünüzde  DAÜ’lü öğrencileri hayırdualarla anacaksınız çünkü  o zavallı, açlıktan susuzluktan yürüyemez,  yollarda bellerde bir yudumluk sevgi ile ilgi, bir kuru ekmek umudunda sizse yaklaşmaya çalışan  “köpeklere,  köpeciklere”    “hoşt be, hoşt be”  diyeceksiniz!                                                      

Çünkü o köpekler DAÜ’lü öğrencilerin tatil ve mezuniyetleri nedeniyle çekip giderlerken yüzlercesini terk edip sokağa attıklarındandırlar!   Hazırlanın.  Yine yollar beller, sokaklar tarlalar  bu terkedilmiş köpeklerle  dolacaktır! 

KISACA.  Memlekette köpek modası vardır ya!  DAÜ’lü öğrenciler de alıp  fanteziyasını yapıyorlar giderken de yollara salıyorlar zavallı hayvanları!         

Geçtiğimiz gün   toplanan  paralarla bu ve öteki  sokak köpeklerine bakmak için Mağusa’da bir Köpek Yarışması yapıldı!  Ne kadar insancıl bir olay. İyi de sokaklarda bu kadar çok köpek mi olur?   Bu öğrencilerin ayrılırken köpeklerini bırakacakları bir barınak oluşturulamaz mı?  İnsanlıktan söz ediyoruz,  insanlıktan!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.