1. YAZARLAR

  2. Ahmet Tolgay

  3. Yaz sinemalarını anımsarım hep bu mevsimde…
Ahmet Tolgay

Ahmet Tolgay

Kıbrıs Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yaz sinemalarını anımsarım hep bu mevsimde…

A+A-

Lefkoşa  yaz sıcaklarıyla her buluştuğunda bir zamanların yazlık sinemalarını anımsamamak olası mı? Ben her yaz, açık hava sinemalarını özlemle ve duygulanarak anımsarım… Benim kuşağımdan olanlar da…

O nostaljik açık salonlar, her yılın Nisan ayında elden geçirilirdi. Hasır sandalyeler yenilenir, açık gösterim alanını çevreleyen duvarlar ve perde gıcır gıcır badanalanırdı... Teneke kapılar ve gündemdeki filmlerin afişlerinin teşhir edildiği pano bölümleri boyanırdı. Mevsim boyunca izlenecek filmlerin albenili afişleri panolara çakıldıktan sonra, kış mevsimi boyunca makine odalarında kullanılmayan projeksiyon düzenekleri titizlikle servisten geçirilir, kablolar ve direkler ampullerle donatılırdı. Bir kenarda ekili yaseminlere, her gece görücüye çıkacaklar ya; işte o yüzden estetik şekiller verilirdi...
Lefkoşa'nın sinema sahipleri Salih ve Özer Boyacı kardeşler, İbrahim Hayrettin, İsmet Zihni, Hüsrev Erdentuğ; Ortaköy’de Vedat Benzinci, Gönyeli’de Olgun Aksaray bütün bu hazırlıkları ve çalışmaları günler boyunca yerinde denetlerlerdi. 

Her şeyin tamam olduğu kanısına vardıklarında, birbirleriyle iletişim kurarlardı. Mevsim açılışının hangi gece yapılacağında görüş birliğine varabilmek içindi bu iletişim.
Ve Mayıs ayının ilk gecelerinden birinde sinemanın yaz şenliği klasikleşen ve dört gözle beklenen bir ritüel gibi patlayıverirdi. Binlerce insanın coşkulu katılımıyla gerçekleşen ve kesintisiz 5 ay süren o büyülü ve büyük şenlik başlardı!.. Şehre yaz sinemaları gelirdi… Kovboylara, aşka, serüvencilere, Tarzan’ın cangılına, gangsterlerin yeraltı dünyasına dair filmlerin geçit resmine  yetişebilmek için insanlar o sinemadan, öteki sinemaya koşardı…

Yeşilçam'ın, Hollywood'un ve Cinecitta’nın yüreği Lefkoşa'da atar, kent baştanbaşa sinema kesilirdi. “İstanbul’un orta yeri sinema” diye dizeler düzen Orhan Veli bu durumu görse, kuşkusuz dizelerine bizim Lefkoşa’yı da katardı bir biçimde!..

O dönem öyle bir dönemdi ki, insanlar sinemada yaşamayı öğrenirlerdi. Aşkı, serüveni, erdemleri uğruna direnmeyi öğrenirlerdi… Filmden çıkan her birey bir stardı!..  Kızlar birer Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Elizabeth Taylor; oğlanlar birer Ayhan Işık, Eşref Kolçak, Göksel Arsoy, John Wayne idi… İnanılmaz büyüsüyle yaşamlara dört bir koldan giren sinemanın altın günleriydi o dönem… Sinema tutkusunu yaşam biçimine dönüştüren bir dönem…

Köşklüçiftlik’ten Çağlayan’a uzanan eksenin üzerinde  beş tane yazlık sinema, yaz gecelerini şölene dönüştürürdü… Çiçek, önceleri Beyrut, sonraları Taksim, Halk, Şahin ve Kristal sinemaları, yaz boyunca her gece dolup taşarlardı…

Pazartesi ve Salı geceleri bayanlara meccanen ve depodan çıkarılan eski filmler… Gerçi “bayanlara meccanen” ama, o gecelerde baylar bayanlardan çok daha kalabalık sinemalarda!…

Çarşamba’dan Pazar’a kadar, günler öncesinden el broşürleri, gazete ilanları ve duvar afişleriyle reklamı yapılan yeni filmler…  Birisi Yeşilçam’dan, öteki Hollywood’dan her gece iki film birden… Film aralarında tombala çekilişleri… Beyaz perdedeki filmden sıkılanın, başını kaldırıp gökyüzündeki yıldızlara bakması serbest!.. 

Yaz aylarında kimi İstanbul tiyatrolarının turneleri olurdu… Halk Sineması, tiyatroların geldiği haftalarda film gösterilerine ara verir, sahnesini tiyatro sanatçılarına açardı… Haldun Dormen, Lale Oraloğlu, Kenterler…  Halk Sineması’nı her mevsim defalarca onurlandıran ve halka sinema kadar tiyatroyu da sevdiren topluluklar…

İşte her yaz mevsiminde dayanılmaz sıcakların belleklerimizde çağrıştırdığı o açık hava sinema şenlikleri, 70'li yıllara dek süregelir…

Bu şenlik yalnız Lefkoşa'ya mı özgüydü?...Değildi tabii ki... Kıbrıs'ın her yanında, bütün kentlerde, kasabalarda ve büyük köylerde. Neredeyse yarım yüzyıl süren görkemli, toplumsal bir şenlikti o...

Sonra, bir daha tekrarlanmamacasına tarihe karıştı yaz sinema şenlikleri. Yazlık salonlar, yerlerini beton apartmanlara terk ettiler birer bire… Virane halinde tek tük ayakta kalabilenler ise üzerlerinden geçecek buldozerleri tevekkülle bekleye durdular… Örneğin Lefkoşa'daki “Taksim Sineması”!.. Ya da kırsalda arabamızla yol alırken badanası dökülmüş ve yıkılmaya yüz tutmuş briket perdeleriyle bizden hüzünlü selamını esirgemeyen minik köy sinemaları. Nice anıyı ve beyaz perde hayaletini barındıran arsaları, şimdi ıvır zıvır ve çöp dolu onların da şimdi…

Bunların bir tekini bile bize geçmişin anılarını taşıyacak müze olarak koruyamaz mıydık? O kültürel duyarlılığı gösterecek vizyonu yakalayamaz mıydık?..   

Bu soruları sormak ihtiyacını duyarken, bir yandan da işletmecilerimizin boğuştuğu sorunlara bakıyorum. O sorunlara baktıkça da, sinema olayımızın bir kez daha tümden kapanabileceğinin derin kaygılarını duyarım. Eğlence sektörünün diğer alanlarına karşı direnebilmek için sinema işletmecilerimiz en pahalı filmleri dünya gösteri dünyasıyla eş zamanda sunmakta, 3 boyutlu film teknolojisini binlerce dolar yatırarak halkımızla buluşturmakta…

Sinema sektörümüzü bunaltan sorunları her fırsatta irdelemeye ve çözüm önerileri getirmeye çalışmaktayım; okurlarım tanığımdır….

Bir zamanlar Kıbrıs Türk halkının yaşam biçimini büyük ölçüde şekillendiren ve etkileyen sinema, kültürler ve toplumlar arasındaki en sıcak iletişimi kuran bir empati olayıdır…

Güçlü ve muhteşem bir sinerji kaynağı…

Hem sosyal ve içsel, hem de evrensel bir etkinlik…

Her toplumun dışa açılan sihirli penceresi...

İnsanlara yaşamayı, sevmeyi, düşünmeyi, hayal kurmayı ve hatta direnmeyi, başarmayı ve yücelmeyi öğreten mucizevi sanat dalı…

Her yaştan, her kültürden ve her ırktan insanın güvenerek ve inanarak asılabileceği bir dal.

Bizim dünyamıza da dostça uzanan bu dal, hiç kırılmasın ve kurutulmasın, ne olur!..
Sinemadan kopmak için yaz sıcaklarını ve diğer etkinlikleri gerekçe saymalım. Ne yapalım artık yazlık açık hava sinemalarımız yoksa!…

Kapalı salonlar bizi yaz sıcaklarında da beklerler… Soğutulmuş salonlar… Bize dışarının bunaltıcı sıcağını unutturacak denli soğutulmuş salonlar…

Oralar ruhen ve bedenen serinleyebileceğimiz vahalar… Hem bitip tükenmeyen toplumsal tedirginliklerden ve hem de yaz sıcaklarından kaçabileceğimiz büyülü vahalar…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.