1. YAZARLAR

  2. Çiğdem Dürüst

  3. Yazıklar olsun!
Çiğdem Dürüst

Çiğdem Dürüst

Star Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yazıklar olsun!

A+A-

Utanç içinde kaçıncı 1 Mayıs!

İşçinin emekçinin bayramı olarak değil, işçiye emekçiye yapılan ayıp ve ihanet günü olarak anılmalı 1 Mayıs Kıbrıs’ın kuzeyinde.

“Bayram” veya “Emek ve Dayanışma Günü” olarak anılan bir günün yurdumuzda utanç içinde yaşanması işçi ve emekçiler dışında birilerini de rahatsız ediyor mu acaba!

Belediye emekçilerinin yaşadıklarının 1 Mayıs’a denk gelmesi sadece bir rastlantı olarak algılanmamalı.

Yurdumda işçiye ve emekçiye yapılan haksızlıkların ve zulümlerin ne kadar yanı başımızda olduğunun önemli bir göstergesidir.

Farkındayız! Lüks evlerinde, lüks arabaları ile hayatlarının lüks ihtiyaçlarından hiçbir şey kaybetmeyen bazı işverenler ile iktidar sahiplerinin yaşanılan sıkıntılara duyarlı olmasını ne yazık ki beklemeyiz.

Tok açın halinden anlamazmış diye boşuna söylememişler değil mi? Bizde artık toklar ile açlar arasındaki uçurum daha da çok açılır, sınıfsal ayrılıklar rahatsız edici noktalara gelir oldu.

Sömürülen aç ve geçim derdi içindeki işçilerin halini sormak zorunda olanlar, yurdumdaki dirlik ve düzeni korumak, yurttaşlar arasındaki ayrımcılıkları ve haksızlıkları en aza çekmek zorunda olanlar rahat ve lüks içindeki yaşamları devam ederken çareleri sadece bulur-muş gibi yapıyorlar.

***

Kriz de bahane…

Krizin adı duyuldu mu, işveren işçinin haklarını budamaya, ödemelerini azaltmaya, maaşlarını ödememeye, hatta işçilere birer birer yol vermeye başlar.

Anlayacağınız, zaten ekonomik krizden nasibini ilk olarak işçiler alır.

İşveren arabasını satmaz, evini satmaz ama 20 senelik işçisini anında gözden çıkarır. Bir bakmışsınız işçi ne olduğunu anlamadan işini kaybetmiş, çaresizlik içindedir.

Sonra;

Bir bakmışsınız ki işçi aylardır maaşını alamamış, sefalet içindedir. Sudan çıkmış balık gibidir anlayacağınız; ne yapacağını bilemez. İşsiz kalmanın ya da maaşsız kalmanın etkisi ile sağlıklı düşünemez. İşveren de sosyal ve ekonomik krizin etkisi ile malvarlığını, prestijini ve çıkar çevreleri ile ilişkilerini kaybetmesin diye işçiden gelecek zararlardan en az seviyede nasıl kurtulurumun hesabını yapar.

Güya işçi ile anlaşmalar yapılmaya çalışılır.

“Güya” işçinin hakları konusunda uzun ve çatışmalı diyaloglar yaşanır.

İşçilerin büyük bir kısmı hakkını alamamak korku ve kaygısıyla işverenin hazırladığı tuzakların tümüne düşer. Bu tuzaklara düşerken geçici çıkarlarının hayali görüntüsüne kanarken, hem işverenin hem de işverenin kirli ve çıkarcı emellerinin de tuzağına düşmüş olur…

Hele eğer işveren kötü niyetli ise, işçinin attığı imzalardan ve işverenin iyi niyetine güvenerek yaptığı çoğu zaman da hiçbir belgeye dayanmayan sözleşmelerden sonra kozlar işverenin eline geçmiştir.

Çünkü işçide psikoloji şudur: Yılların vermiş olduğu bir eziklik veya işverene karşı hak mücadelesindeki güçlerin eşit olmamasından dolayı ne yazık ki işveren hep kazanır. İşçi ise hep mağdur olur.

Çoğu zaman istemediği veya sonuçlarını kestiremediği antlaşmalara da imza koyar korku ve çaresizlik içinde.

İşçi zaten baştan kaybetmiştir. Büyük bir baskı altındadır. İşverenin korumaları var, yetkililere yakınlığı var, gözü kara adamları var, parası var, pulu var ben onla baş edemem düşüncesi hâkimdir işçinin kafasında. İşveren, işçiye dönüp git ne halin varsa gör derse bile işçi çaresiz kalacaktır.

***

İşçinin hakkı olan maaşı, izin hakkı, ihtiyat sandığı, sosyal sigorta primleri ve toplu sözleşmeden (tabi varsa) doğan hakları bir lütuf değildir. Tamamen alın teri ile kazanılmış kutsal bir haktır. Bu hakkı hem çalışarak hem de mücadele vererek kazanmış olan işçi, işverenini zenginleştirmek, yatlar, katlar alması için adeta yıllarca sömürülerek kazanmıştır.

İşçinin kendisini koruyabilmesi için yapabilecekleri çok kısıtlıdır:

Bütün haklarını en ayrıntısına kadar bilmelidir. Bilmese de araştırıp öğrenmeli, mutlaka sendikalı olmalı ve sendikası ile her zaman iletişim içinde olmalıdır.

İşçi, güçlü işverenin karşısında dik duran, hakkını sonuna kadar aramasını bilen, onurlu ve güçlü bir insan olduğunu işverene hissettirecektir. Yani işçinin imajı “yasal haklarımı ne olursa olsun hakkımı istemekten vazgeçmeyeceğim” olmalıdır.

İşçi, her ne kadar maddi anlamda zorluk çekiyor olsa da, alacağını almak istiyorsa gerekli mercilere mutlaka başvurmalıdır. Mücadeleden kaçmak en büyük hatadır. Korkunun ecele faydası olmadığını kulağa küpe yapmak çok işe yarar…

***

Utanç dolu 1 Mayıs’lar yaşamamak için hep birlikte mücadele etmeli, emekleri sömürenlerin hak ettikleri cezayı bulabilmeleri için daha kararlı olmalıyız.

Bu nedenle 2012 1 Mayıs’ını “Kara 1 Mayıs” olarak ilan ediyorum.

İşçiye ve emekçiye yapılanlara sebep olanlar ve buna göz yumanları esefle kınıyorum.

Yazıklar olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.