1. YAZARLAR

  2. Dr. Nazım Beratlı

  3. Yeni Yıl Kutlu Olsun...
Dr. Nazım Beratlı

Dr. Nazım Beratlı

Haberdar Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Yıl Kutlu Olsun...

A+A-

“Pişmiş aşa su katmadan” bu yılı sona erdirmek istemem! Neden mi? Yazının sonuna kadar sabredip, okuyun…

Hristiyanlar, 25 Aralık gecesini, Hz. İsa’nın doğum günü kabul edip, kutsar ve kutlarlar… 15. Asırda ortaya çıkmış Gregoryen Takvimi’ne göre, yılın başlangıcı da Ocak ayına çekilince, bu ikisi birbirine girer… Tabii, “Noel”in en önemli ögesi olan Antalya’lı Santa Claus’un (Noel Baba’nın gerçek adı) nerden nereye karlar içinden, Ren Geyiklerinin çektiği bir kızağa binerek ortalığı dolaştığını da sorgulamazlar! O kılıkla Antalya’da  adam, kış ortasında olsa bile ölür!

Elbette bunun, kuzeyli Hristiyan toplumların kendi eski paganist dinlerinden hristiyanlığa aktardıkları bir ritüel olduğu, ama bir yandan da eski Yunan Mitolojisindeki Apollon’a  bir gönderme yapıldığı, aşikârdır. 1 Ocak’ın yılbaşı olarak ilk defa kabul edildiği 15. Yüzyıldan bu yana geçen beş asır içinde, geçmiş birkaç bin yıllık gelenekler, görenekler, efsaneler, Hristiyanlık’la harman edilip, Batı tarzı bir Hristiyan ritüeli ortaya çıkmıştır. O kadar ki John Lennon gibi aykırı bir herifin bile “Merry Christmas” diye bir şarkısı vardır…

Diyeceğim, Hristiyanlık’ın tarihi 2 bin yıldır, oysa Yılbaşı’nın tarihi sadece beş yüz yıldır… Ama “ileri” batıda bile, ikisi birbirine karıştırılıyor!

Gelelim bize… Türkler’in en azından Hz. İsa’dan sonraki onuncu yüzyıla kadar, Çin takvimine benzer, kendilerine ait bir takvim kullandıklarını, biliyoruz. O esnada batıda Jülien Takvimi kullanılıyor! Yılbaşı, 1 Mart… Doğuda da, batıda da… Onuncu yüzyılda bizimkiler İslâmiyet’i kabul edince, takvim de Hicri takvime dönüyor! Hicri takvim güneşe göre değil, ay’a göre hesaplanan bir takvimdir! Onun için güneşe göre hesaplanılan batı takvimi ile uyumsuzdur. Osmanlı’nın geç dönemlerinde, Rumî Takvim’e dönülür ki onun da yılbaşı, 1 Mart’tır… Türkler’in yılbaşını 1 Ocak olarak kabul ettikleri ilk tarih, 1 Ocak 1926’dır…

Dünya ile uyum sağlayabilmek için… Bunu anladık, amenna…

İstanbul’da entel dantel bir zıpırlar topluluğunun, her Noel’de Katolik kilisesine gidip, bir kenarda şarap içerek Noel’i kutlamaları, bunda sonradır…   Adam “laik”! Alıkoyun! İslâmiyet dindir de Katoliklik, diyalektik materyalizm’dir sanki! Müslümanın yobazı olur ama Engizisyon kurmuş herifin yobazı olamaz! Hz. İsa’nın doğumunu kutsayarak, “çağdaşlaşıyor” ve dahi “bilimselleşiyor”! Koymayın! Müslüman’ın yobazı “mürteci”dir ama Katolik’inki “demukraasi”dir…

Madem iş ritüellere geldi, Hristiyanlar’ın Noel’de evlere diktikleri Çam ağaçlarının da güncel dinlerinden değil, eski Frigya’nın Attis Efsanelerinden gelen bir ritüel olduğunu da söyleyelim de yabana gitmesin! Afrodit bu Attis’i her bahar damızlık olarak kullanırmış da çocukcağız canından bezip, bir yerini kesip atmış! BU söylenceden etkilenen eski Frigya’nın Attis Rahipleri de her bahar gelişinde, yani her yeni yıl’da, çam dallarını keser, o “guduzu” sembolize ederek, ellerinde onunla dolaşırlarmış! “Fallik imge”dir, yâni… Eski Yunan’a ondan geçmiş… Roma’ya Yunan’dan… Roma’dan da Hristiyanılık’a… Takvim değişince de Mart’tan,  Ocak başına devşiriliyor… O da hristiyan toplumların eski paganizm’inden devşirme bir ritüel! Bereket’i temsil ediyor…

Biz, 1926’da “dünya ile uyum sağlayabilmek” için, takvimi değiştirdik ya?

“ Moderenleşme” adına, be gardaş; sanki da dini da değiştirdik!
Oldu olacak, Priapus’u dikelim eve… Afrodit ile Diyanisos’un oğlu olduğu söylenir, Kıbrıslıdır… Hiç değilse bir alâkası var!

Evvel, o eski Frigya “fallik imge”sini, aldık evin orta yerine diktik… Neyse, manzarası güzeldir… Lâmbacıklar yanar söner, çocukların hoşuna gider, falan derken; bir da baktık, şimdi da ağacın altına “hadayecikler” koyma geleneği da geldi! Yahu dedeniz da Santa Claus’un müridi miydi! Yoksa neneniz, Norveçli midir?  E şömineyi da yapın da baca yok! Nerden girecek mübarek?

Ya Avrupa’daki hristiyanların bile tahammül edemediği; bu yüzden Amerika’ya göç etmek zorunda kalan, Püritenler’in ( kelime anlamı yobaz’dır) paganist geleneği olan “Cazılar Bayramı’na” ne diyeceksiniz? Okullarda çocuklarımıza bazı ileri zekâlılar, bunları özendiriyor bir de üstelik! “Moderenleşme” diyerek, hiç ilgimiz olmayan bir kültürün, ritüellerini çocuklarımıza yedirmenin adı “kültürel özümsenmedir”! Hiç gak guk etmeyelim, dün akşam ben J.F. Kennedy adını hiç duymamış bir üniversite öğrencisi de gördüm! Bu garagözlükleri çok iyi biliyor ama… Bu memleketin güya en iyi lisesinden de mezundur! Hani kavga ederler kim gidecek diye!

Hiç bizi birileri özümsüyor diye söylenmeye hakkımız yok! Biz, Nazım’ın deyişiyle, “salhaneye mağrur koşan koyunlar” gibiyiz…

“Moderen” olmuyorsunuz! “Kültürel sömürge” oluyorsunuz ki bu o bildiğinizden çok daha kötüdür! İstavrozu da koyacaksınız, tam olsun? Oturup önünde  moderen moderen, “New Testament” okuruz ne güzel…

“O girie laison”!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.