1. YAZARLAR

  2. Eşref Çetinel

  3. Yerel yönetimler ve başkanlık sistemi
Eşref Çetinel

Eşref Çetinel

Halkın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Yerel yönetimler ve başkanlık sistemi

A+A-

Niçin  “kurumlar”  çökmektedir?  Niçin Devlete bağlı türlü çeşitli  sektörler iflas etmektedirler?  Neden şaibeli neden töhmet altındadırlar? 

Yerel Yönetimler uğruna yapılan onca mücadeleden sonra neden  “Belediyeler”  bir ikisi dışında borçtan harçtan öte işlevin sahibi olamadılar? 

Kıb-Tek’ten Telekomünikasyona,  Koop-Süt’ten narenciyeye,  patatesten hayvancılığa,  sanayiden çarşı pazara  varıncaya kadar memleketin olanca kurumları,  sektörleri,  işletmeleri,  tarımla ilgili üniteleri neden hepten sorunludurlar?

HEP BİRLİKTE DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIZ:  Hem de bir defa değil,  bin defa!  Ve  “usuldendir”  diye muhalefet yapmadan!  “İktidarız” diye bahaneler uydurup lafazanlıklara yatmadan!  Ve çoban kulübesinde padişah rüyası görmeden! 

Dahası en kolayından ve ucuzundan “hatayı da günahı Ankara’nın üzerine yıkmadan,”    “Türkiyelilerden dolayı”  demeden,   Hristofyas’lı Rum’a beddua etmeden…

Çünkü ne kadar başarısızlık varsa hepsi de kendi malımızdır.  Sebep’i mutlakı da bizleriz,  suçlusu da!

İŞTE BELEDİYELER:  Önce hatırlatalım:  Bir yerleşim birimine  “şehir”  denmesi için nüfusunun ne kadar olması gerekir?  Mesela 75 milyonluk Türkiye’de 4 ilçesi olan şu küçük Iğdır’a bakalım:  157 köy ve 8 Belediye’den oluşur.   Nüfusu ise 188 bin 852.  Valilik hakkına sahiplikte il Merkezi. 

KKTC’nin nüfusu  tutun ki de-fakto olarak üç yüz elli bindir. 

İŞTE SORUN:   Bu 350 bin insanı de-fakto yapısallığı ile hem Devlet kademelerinde  “yönetselliğin bölümlerine”  ayıracaksınız  (5 İlçeye)  hem bu “bölümleri”  bir daha bölerek  “Yerel Yönetimler”  haline getireceksiniz.   Ve  de   “Yerel Yönetimleri”  köy esamesine kadar inen yerleşim yerlerinde  “belediyeler”  olarak hem de seçimle devreye sokacaksınız. (29 Belediye.) 

Sonra tüm bu Kurum,  Kuruluş ve Belediyeleri,  gelip giden Hükümetler olarak ayni zamanda  “parti çıkarları”  doğrultusunda istihdam  yerleri olarak kullanacak,  on kişinin yapacağı işe otuz  kişi koyacaksınız!  

Fakat tabi ki bunlar da yeterli olmayacak  tüm bu Kurumları,  Kuruluşları,  Belediyeleri kendi içlerinde idame ettirmek için tutun ki seksen bin çalışan insanın  “vergilerine,  harçlarına,  fonlarına sığınacaksınız!”   Yetmediği yerde  “Devlet desteği”  isteyeceksiniz. Ve vere vere kalmadı cepte derken,  Devleti de batıvereceksiniz!

YANİ:  Eğer siz,   “mademki Devletiz o halde Amerika’da Devlet ne ise KKTC’de de işlevi ve organları ile öyle olacaktır”  diyorsunuz,   ancak bu kadar olursunuz!                                                   “Pekala ne yapılmalıydı ya ağam”   diyebilirsiniz, zaten çoktan dediğinizi duydum,  çünkü ahkâm kesmek kolaydır,  yine fark ettiniz! 

Her zaman yazarız:  Evet Devletiz ama  “olağan”  değiliz.  O halde başından beri   olağan  olmayan bu Devleti seferberlik ruhunun anlayışında nihai çözüme hazırlamak gerekirdi ki   “sadece Ankara’nın verdikleriyle varlığını idame ettiren değil,  kendi ayakları üzerinde durma becerisine sahip  bir  Devlet olabilme alışkanlığı kazansındı.  Bunu şimdilerde isteseniz de yapamazsınız.  Öyleyse   “sorunların altında kalıp canhıraş feryatlarda bağırıp çağırmaya devam…”   En azından  hepimiz de boşalıp rahatlarız!

****

BAŞKANLIK SİSTEMİ KAPIMIZI ÇALABİLİR

Türkiye’de zaten bekleniyordu zamanı kestirilemiyordu. Geçtiğimiz hafta Erdoğan düğmeye bastı gündeme konuverdi.  Bundan sonra Türkiye hem yeni Anayasa’yı tartışacak hem de gündeme giren  Başkanlık sistemini.  Ki bu durumda  Yeni Anayasa bu Başkanlık Sistemini gözeterek hazırlanacaktır…

Olay 1983’lerden sonra bizde de tartışıldıydı.  Hatta siyasi partilerin yarattıkları politik krizlerden ne zaman başımız ağrımış  olsa,   “keşke Başkanlık sistemi  olsaydı” demişizdir.  Nitekim Liderimiz Rahmetlik Denktaş’a da bir vesile   “neden KKTC kurulurken Başkanlık sistemini dışladınız”  diye sorduktu da cevabı,  “ben  Meclis”ten yanayım”  olmuştu.  Pişman olup olmadığı konusunda da bir şey söylememişti…

Bana sorarsanız   “pişman olmuştu.”  Çünkü 1983’e kadar 3 ilçeye ayrılan Kuzey Kıbrıs sonrasında  Yeniiskele’yi de kapsamına alarak 5 İlçeye ayrılmıştı ki 3 bin kilometre karelik alana tam 200 yerleşim bölgesi sığdırılmıştı!                                                                     Eh bu kadar daralmış bölgeler coğrafyasında  olagelen seçimlerden ne kalite beklenirdi ne de bereket!  Nitekim gitgide  Meclis fonksiyonunu yitirirken işte şimdilerde mustrası kendinden menkul duruma düşüverdi!   Ne zaman  “oturum”  yaptığını bile unuttuk, yapılanlar da hır gür üzerine!    

Eğer Başkanlık Sistemi Türkiye’de gündeme geldiyse KKTC’de de  hay hayda gelecektir…  Çünkü  “yönetsel çaresizlik” fena batıyor!  Koalisyon hükümetleri yürümüyor!  Tek parti iktidarları güçlü olamıyor!  Memleket UBP  ile CTP  üzerine kilitlenmiş ötesi siyasi partiler sadece barajı geçme savaşımı veriyorlar! 

Ve doğrusu şu ki hem “seçim sistemi”  hem de Parlamenter Cumhuriyet dediğimiz  Yönetim biçimleri değiştirilmeyi çağırıyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.